
Böyle bir ezberimiz var, haklı gerekçelere sahip bir ezber. Zira dünya rezerv para birimi karşılıksız dolar olduğundan ve petro-dolar sistemi üzerinden yapılan ticaretin neredeyse tamamından ABD komisyon almaya başladığından bu yana ABD her savaşın, her krizin öyle ya da böyle kazananı oldu.
ABD'nin, bataklığa saplandığı söylenen Vietnam Savaşı'ndan sonra bile ekonomisinin büyüdüğü ifade ediliyor. Dolayısıyla, yenilgilerden bile büyüyerek çıkan bir ABD hegemonyasından söz ediyoruz.
"ABD her zaman kazanır" ezberinin arkasındaki haklı gerekçeler var. ABD'ye artık çok ciddi anlamda rakip olduğu söylenen Çin'in askerî gücünün hâlâ ABD ile boy ölçüşemeyeceği biliniyor.
Ama bir süper gücün ilanihaye kazanacağını düşünemeyiz. Bu sadece, ülkeyi Beyaz Saray'da düzenledikleri ayinlerde aldıkları kararlarla yöneten Trump ve ekibinin akıl dışı icraatlarıyla ilgili değil.
Bunun çok basit bir realitesi var. Dünya tarihinin defalarca doğruladığı bir gerçeklik bu. Ne kadar iyi olursanız olun ne kadar güçlü olursanız olun her zaman kazanamazsınız.
Dünya artık ABD hegemonyasından yoruldu.
İsrail ve ABD'nin birbirini kollarken ve Ortadoğu ülkelerinin toprağına, kaynaklarına, malına çökerek, izzetine halel getirerek evlatlarını katlederek kurdukları düzenin sürdürülebilirliği ciddi anlamda sorgulanıyor.
Büyümeye endeksli ekonomik düzeni çatırdatan bir savaşa dönüştü ABD-İran savaşı.
Savaşın bir ayda verdiği zararın beş yılda telafi edilemeyeceği ifade ediliyor.
Pandeminin vurduğu dünya ekonomisi, Ukrayna-Rusya savaşından dolayı bir türlü toparlanamıyordu. İsrail-ABD-İran savaşı ise adeta dünyaya hızla yaklaşan bir meteor etkisi yarattı.
Öyle anlaşılıyor ki dibe vurmadan yeniden ayağa kalkamayacak dünya.
Hiçbir hegemon güç 5-10 yılda zayıflamaz. ABD'nin her zaman kazandığı ve bu savaşta da kazananın ABD ve İsrail olacağını düşünmek saçmalık.
Tek dişi kalmış canavar demeyelim, tamam; ama bu düzenin biteceğini ve bizim de bunu göreceğimizi söylemek, "arzu edilen düşünce" olarak da kıymetli.
Ama sadece bu değil, çok şeyler zuhur etti. ABD'nin kurduğu düzen çatırdıyor. Yeni kurulacak düzenin belirleyicisi tek başına ABD olmayacak.
Hürmüz'den İran'ı çıkartmak için Avrupa'yı tehdit eden Trump, belki de ABD imparatorluğunun çöküşünü hızlandırıyordur.
İSRAİL'İN LÜBNAN FIRSATÇILIĞI
Dünya, ABD'nin İran'a saldırılarını ve İran'ın karşı saldırılarını konuşurken, İsrail başlattığı savaşın meyvelerini toplamaya koyulmuş durumda. Bir taraftan, olası bir ateşkese varılır endişesiyle İran'a alabildiğince bomba yağdırıyor. "Ne kadar vurursam, ne kadar öldürürsem kârdır" anlayışıyla hareket ediyor. Eninde sonunda gerçekleşmesi muhtemel ateşkese kadar İran'ı ayağa kalkamaz hâle getirme peşinde. Zira bu savaşı ABD'den çok İsrail istiyordu.
Trump'ın sabah akşam birbirini nakzeden açıklamalarından anlaşılıyor ki, bir zafer hikâyesi bulduğu an geri dönmek istiyor. İşte o ana kadar İsrail, elindeki her şeyi İran'ın üzerine boşaltma derdinde. Bir kara harekâtı ya da deniz çıkarması gerçekleşirse, ne âlâ; İsrail için en çok arzulanan şey gerçekleşmiş olacak. Bunun ABD'nin hayrına olup olmadığıyla da pek ilgilenmiyor. Oysa pişman olmuş ve belki de Ortadoğu'daki jübilesini İran'la yapıp buralardan çekilmiş bir ABD, uzun vadede İsrail'in de zararına olurdu. Ama şu anda İsrail'i yönetenler, tarihte uzun erimli planlar yapanlar kadar aklı başında insanlar değil. Sapkın inançları ve nefretleri sadece vicdanlarını kör etmemiş, akıllarını da dumura uğratmış.
Ama bu arada şunu da yapıyorlar: Çatışmalı durumu fırsata çevirerek, Golan Tepeleri benzeri bir şekilde, ileride başka bir ABD başkanının tanımasıyla ilhak edebilecekleri bir zemini hazırlayacak biçimde Lübnan'ın güneyini fiilen işgal ediyorlar. Herkes, Hürmüz Boğazı'nın geçişlere kapatılması ihtimali nedeniyle oluşacak ekonomik darboğazı, enerji güvenliğini ve tedarik zincirinin zayıflamasını konuşurken, İsrail en iyi bildiği şeyi yapıyor: insanları öldürüyor; onların topraklarına, evlerine ve tarlalarına el koyuyor.