İbrahim Güneş
İbrahim Güneş
Tüm Yazıları

Beyin ölümü

ABD Başkanı Trump'ın "Yalvarıyorum, ne istersen, yaparım. Ama bunu açıklama" diyerek Fransa Cumhurbaşkanı Macron'un taklidini yaptığı konuşmayı izlerken "Vay be" demeden duramadım.

Trump'ın özel bir görüşmeyi bir stand upçı gibi anlatması bir yana, Macron'un Fransız kibrinin aslında sadece bir şov olduğunu da görmüş olduk. Gelin sizi 2019 yılına götüreyim... Fransa Cumhurbaşkanı Macron, "NATO'nun beyin ölümü gerçekleşti" açıklamasıyla güvenlik harcamalarının gereksiz olduğunu söylüyordu. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın 29 Kasım 2019'da Macron'a verdiği cevap tarihe not düşülmesi gereken bir konuşmaydı...

"Sayın Macron, bak Türkiye'den sesleniyorum. NATO'dan da sesleneceğim. Önce sen kendi beyin ölümünü bir kontrol ettir... NATO'ya ödemen gereken parayı bile doğru düzgün ödemezsin ama hava atmaya gelince hava atarsın..."

Tüm mesele bu aslında, zira lider var, lider var...

Macron güvenlik harcamalarını gereksiz bulduğunu ilan ederken, Erdoğan "Gelecek fena gelecek" diye düşünüyordu. Üstelik bunu yıllar önce öngörmüş 2004 yılında ekonomiyi enkaz halde devralmasına, kurmaylarının karşı çıkmasına rağmen savunma sanayi yatırımları için talimatlar vermişti...

Zira sırtını sadece NATO'ya yaslamanın mümkün olmadığını biliyordu.

Bugün geldiğimiz noktada Trump, birçok ülkeye ayar verirken, "Grönland bizim olacak" derken, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Türkiye'ye yönelik mesajları her daim dengeli, hatta bazen aşırı övgülü...

Peki "Yazının ana fikri ne?" derseniz hemen yazayım.

Avrupa şimdi şokta... Rusya'ya karşı "ABD bizi korumayacak" korkusu bir yana "ABD tehdidine karşı ne yapacağız?" çaresizliği net olarak okunuyor...

Danimarka Başbakanı Frederiksen'in ABD'nin Grönland'ın ilhakı için "NATO müttefikine saldırması her şeyin sonu olur" açıklaması bu kaygının yansımasıdır. Bu yüzden Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın Avrupa'ya yönelik mesajları önemlidir. Fidan'ın "Avrupalılar olarak hepimiz aynı gemideyiz" sözleri "Türkiye'yi dışlayarak kendinizi tehlikeye atıyorsunuz" demenin bir başka ifadesidir. İspanya bu durumu gördüğü için Türkiye'den Hürjet aldı. TCG Anadolu gibi dev projelerde birlikte çalışıyor. Keza İtalya da aynı yolda ilerliyor. Fransa ve Almanya ise hala kibirli tavrını koruma çabası içinde... Ama o kibirli tavırlarını Beyaz Saray'da Trump'ın karşısında boncuk taneleri gibi dizildiklerinde göstermeleri gerekiyordu... Zira hemen yan tarafta duran harita Ukrayna'nın işgal edilmiş topraklarını gösteriyordu... AB'nin eski Dış İlişkiler Yüksek Temsilcisi Borrell'in "ABD ile müttefik olmadığımızı anlamanız için Trump daha ne yapmalı?" sorusunu herkes iyi tartmalı...

Cumhurbaşkanı Erdoğan, AK Parti Grup Toplantısı'nda büyük resmi ortaya koydu: "Küresel bölüşüm kavgasının ortasındayız. Masada olmayanın menüde olduğu bir dönemdeyiz"

Herkes de hesabını buna göre yapmalı.

GERİ VİTES ŞAMPİYONU

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, "Helalleşme, hesaplaşma, kutuplaşma, kucaklaşma, sataşma, tutuşma" girdabında ve çırpındıkça batıyor.

Cumartesi çıkıyor, "Kutuplaşmaya son vereceğiz. AK Parti'nin davetlerine katılın. Cumhurbaşkanına gerekli saygıyı gösterin" mesajı veriyor.

Pazar günü "Ey Erdoğan, Maduro'nun fotoğrafına iyi bak" diye ima yollu tehdit savuruyor. Sonra bir bakıyor ki halk kenetlenmiş, CHP'liler bile bu tavrını ayıplamış...

Salı günü CHP Grup Toplantısı'nda "Değil Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı'nı, Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nın önünden bir vatandaşımızı alıp götürmeye cesareti olan varsa hodri meydan" diye kendince meydan okuyor. İyi de daha geçen ay Avrupa Birliği'ne "Erdoğan'a yapmanız gereken baskının yüzde 10'unu bile yapmıyorsunuz" diyen de kendisiydi. İngiltere'ye "Sizin çıkarlarınız Erdoğan iktidarında değil, CHP'de" diyen de kendisiydi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Özel'in "Sonun Maduro gibi olur" iması için acımasız bir tespitte bulundu... "CHP Genel Başkanı'nın aklına ilk gelen; bize saldırmak, çeşitli fotoğraflar üzerinden bize sataşmak oluyor. Allah aşkına, bu, patolojik bir ruh halinin işareti değilse, nedir?" diye sordu. Belli ki Özel, sırtındaki İmamoğlu yükü altında psikolojik olarak eziliyor... CHP'li milletvekillerine yönelik "Bu seçimi de Erdoğan kazanırsa beni 30 yıl içeride tutarlar" şeklindeki bir ifadesi olduğu iddiası bu açıdan da dikkat çekici... Eğer bunu geçmişte olduğu gibi Batı medyasının peşine takılıp, "Türkiye'de diktatörlük var" algısını oluşturmak için söylüyorsa yine baltayı taşa vuruyor. Özel son olayda da gördü ki, oy vermeyenler dahi mesele memleket olduğunda Erdoğan'ın yanında saf tutuyor. Yok eğer Özel, "Şaibeli Kongre" meselesinde İmamoğlu ile iş birliği yapmış ve bunların ortaya çıkacağı gibi bir endişe taşıyorsa ona da Erdoğan değil bağımsız Türk yargısı bakıyor... Neyse konuyu dağıtmayalım Özel'in sürekli geri vites yapan, savrulan, rüzgara göre yön değiştiren söylemleriyle Türkiye'yi yönetecek bir lider olup olmadığı konusunda millette derin şüpheler oluşturduğu ortada...

CEM YILMAZ DA KAYGILIYSA

Hemen söyleyeyim başlığı biraz abartılı attım ki ilgi çeksin diye...

Ama aynı zamanda bir gerçekliğin de altını çiziyor...

Zira Birleşmiş Milletler'in Türkiye için kötümser tablosunda yer alan veriler fena... Tabloya göre Türkiye eğer önlem almazsa 2100 yılında nüfusumuz 25 milyon kişiye kadar düşüyor. Evlat sahibi olma oranları dramatik bir şekilde düşüyor. Üstelik de ekonomik durumu iyi olanlar, ev kadını olanlar dahi çocuk sahibi olmuyor. Türkiye'de şu anda üç çocuk ortalamasının üstüne çıkan tek il var o da Şanlıurfa...

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş benim de aralarında bulunduğum bir grup gazeteciye etkili bir sunum yaptı.

Türkiye'nin özellikle nüfus meselesine odaklanması gerekiyor.

Ben kendi adıma üniversite meselesine dikkati çektim.

Özel üniversitelerin sayısındaki patlama, gelir düzeyindeki artış ve ailelerin çocuklarının mutlaka üniversite okuması için verdiği çaba da bana göre bu meselede etken başlıklardan birisi...

Zira 24-25 yaşında üniversiteyi bitirip hayata atılan gençlerin yuva kurmak için çok vakti olmuyor. Bu da doğal olarak evlenme yaşını 30'lara hatta üstüne taşıyor. Oysa bizim zamanımızda çıraklıktan, kalfalığa oradan ustalığa geçilir, askerliğini yapıp gelen gençler iş güç sahibi olduğu için hemen evlilik planı yapardı... Şimdi bu planı sürekli olarak ertelemek zorunda kalıyor. Ama dediğim gibi bu bana göre birçok etkenden sadece birisi, yoksa daha üstüne kafa yorulacak çok başlık var... Örneğin dijital ekrandaki günlük süremizin 8 saate dayanması aynı zamanda erkeklik hormonlarını da azaltıyor...

Çarpıcı bir bilgi ile bitireyim yazımı... Yalnızların sayısının Türkiye'de 15 milyona çıktığını öğrendiğimde şoke oldum... Devletin 15 milyon kişiye huzurevi yapması doğal olarak mümkün değil. Büyüklerini kendisine yük gören gençlerin sayısı da hızla artıyor. Cem Yılmaz geçen gün 13 yaşındaki oğluna "Yaşlanınca bize bakar mısın?" diye sorduğunu ve oğlunun "Çok ihtiyacınız olursa" diye cevap verdiğini anlatıyordu.

Özetle dünya çok cepheli, çok katmanlı bir mücadele alanı ve her alanda boşluk kaldırmıyor... Sağlıklı yaşlanma meselesine de ciddi ciddi kafa yormamız gerekiyor.