Mustafa SABRİ BEŞER
Mustafa SABRİ BEŞER
mustafa.beser@star.com.tr
Tüm Yazıları

Biz size “Deh!” demeye devam edeceğiz!

Birilerinin gündemi bir acayip panayır. Kimi "münevver" kisvesiyle milletine burun kıvırıyor, kimi "sosyal sorumluluk" perdesiyle memleketi bir yardım afişine çeviriyor, kimi belediye meclisi evraklarıyla aileyi satır aralarından silmeye uğraşıyor, kimi de imza peşinde...

İnsanın aklına tek bir kelime geliyor, maskaralık.

Orhan Pamuk, bir romancı olmaktan çoktan çıktı. Rahmetli Mehmet Şevket Eygi ağabeyin istihbaratıyla, ABD'de bir toplantıda Siyonizm'in muvazzaf bir eri olarak Türkiye'yi ve İsrail'i kendilerinin kurduklarını anlattığı söylenen bu "adam", şimdi cümleleri seçiyor, hedefi seçiyor, okunu seçiyor.

"Kafamızda pislik" diyor, ardından "Türkiye'de olan skandallar batıda olan skandalların yanında rezalet" diyebiliyor.

Bakınız, burada mesele bir "yazarın" şahsi kanaati falan değil. Burada bir hiyerarşi kuruluyor. Batının skandalı, anlatı malzemesi. Bizim sokak, "rezalet" etiketiyle paketlenip ihraca hazır.

Bu "varlığın" çalışma ofisinden manzara fotoğrafı paylaşılıyor son günlerde. Çalışma odasının penceresinde ecdadın minareleri beliriyor, içeride kurulan cümle ise "kafamızda pislik".

Dışarıda minare, içeride mürai bir özgüven. Ecdadın taşına bakıp kendi milletini çamura batırmak...

Şarkıcı olduğu iddia edilen Hadise isimli bir kadın UNICEF için sözde Ramazan mesajı veriyor. "Ramazan paylaşma ve dayanışma ayı" diyor, "Türkiye'den Gazze'ye, Sudan'dan Afrika'ya" diyerek çocukların umuda ihtiyaç duyduğunu söylüyor. Türkiye, bir yardım kampanyasının arka fonuna dönüştürülüyor.

Kamera merkezinde popüler kültürün istihkâm askeri duruyorsa, mesele "iyilik" sınırından çıkar, "temsil" kavgasına döner.

İnsan ister istemez soruyor; bunlar neyden besleniyor, vicdan mı, piyasa mı?

Üsküdar Belediye Meclisi gündeminde CEMR'in "Avrupa Yerel Yaşamda Kadın Erkek Eşitliği Şartı" var. Teklif oy çokluğuyla kabul edildiği aktarılıyor.

Kâğıt üstünde "eşitlik" lafzı tatlı durur. Lakin bazı metinler, kelimeyle değil, kelimenin yokluğuyla konuşur.

"Aile" kelimesi metinden süzülüp gidince, geriye bir tür rol nötrlüğü telkini kalır. Toplumun en temel müessesesi paragrafın dışına itilir.

Sonra da itiraz edene "gerici" yaftası hazırlanır.

Gelelim okullarda Ramazan etkinlik bildirisine karşı şu 168 imzaya. "Türkiye gerici şeriatçı bir kuşatma altında" iddiası, "Talibanlaştırma baskısı" söylemi, "siyasal İslamcı rejim" ifadesi, bla bla bla...

Bu metin, toplumu anlamaya çalışan bir sosyoloji metni havası taşımıyor, toplumun büyük kısmını terbiye etmeyi hedefleyen mütehakkim bir üslup taşıyor.

Bu metin, kendi mahallesini "aydın", karşısını "kuşatma" diye tarif eden ihtiyar bir refleks, eski bir memur ciddiyetiyle yazılmış, yeni bir medya hızında dolaşıma sokulmuş.

28 Şubat'ın gölgesinde bir cümle kurunca, sanki üniforma ütüsü kokusu gelir. Sanki brifing salonunun projektörü hâlâ açık kalmıştır. Sanki "toplum mühendisliği" kursu yeniden başlamıştır.

Necip Fazıl imdadımıza yetişiyor: "Biz, bize gerici diyenlere; ancak deh demek için gerideyiz."

Bir yanda Nobelli romancı (Murat Bardakçı'ya göre intihalci!), memleketin erkeğini "kafasında pislik" diye paketliyor.

Bir yanda ne idüğü belirli bir teşhir budalası yordamıyla UNICEF videosu üzerinden Türkiye'nin temsili tezviratı.

Bir yanda belediye meclisinde batı menşeli bir metnin satır aralarındaki "aile" yokluğu.

Bir yanda da 168 imza, 28 Şubat tortularının özgüven tazelemesi.

Hepsi aynı fotoğraf.

Yahu, "Ben PKK'nın yerinde olsam Ramazan günü iftar saatine yakın saldırırım." diyen Siyonist sevici İslam düşmanı Emin Çölaşan'ı bu Ramazan mı ciddiye aldınız yoksa!

Bu titreşimler, bu milletin haysiyetini, aile müessesesini, kendini anlatma hakkını, birilerinin onayına bağlama teşebbüsüdür.

Nobel'in pisliği, UNICEF'in dilenci çerçevesi, batının aile yokluğu ve 28 Şubat tortuları... Hepsi bir meddah sahnesinde birleşiyor.

Biz ise sahnenin kenarında, tarihin irfanıyla gülüyor ve diyoruz ki, "Biz, bize 'gerici' diyenlere ancak 'deh' demek için gerideyiz."

Biz ecdadın izinde, sizin o "çağdaşlık" masallarınıza "deh" demeye devam edeceğiz.