Nuh ALBAYRAK
Nuh ALBAYRAK
nuhalbayrak@star.com.tr
Tüm Yazıları

Boğaziçi'ndeki “bitmeyen isyan”ın sırrı, Epstein belgelerinden çıktı!

Kimsenin umurunda değil ama Boğaziçi Üniversitesi'ndeki "kalkışma" tam 5 yıldır devam ediyor!

Neden peki?

Zor bir soru!

Cevabı bulmak için "Boğaziçi"nin derinliklerine dalmamız gerekiyor!

İstanbul'un caddelerini tanzim etmesi için Amerika'dan getirilen mühendis misyoner Dr. Cyrus Hamlin'in, Bebek sırtlarındaki keşif(!) sırasında; New York'un en zengin Yahudilerinden Christopher Rhinelander Robert'e, Rumeli Hisarı'nı göstererek "Müslümanlar İstanbul'u fethetmek için bu hisarı yaptı. Ben de buraya öyle bir okul yapacağım ki, onları içeriden yıkacak" demişti![1]

Zira bu okul, Bulgarlar, Rumlar ve Ermeniler başta olmak üzere Osmanlı yönetimindeki azınlık çocuklarını eğiterek, "devlet" kuracak kadroları yetiştirecekti!

Nitekim Tanzimat'ın nimetlerinden istifade eden Hamlin'in, 1840'lardan itibaren bütün Anadolu'ya serpiştirdiği "Anadolu Kolejleri" de, ilerleyen yıllarda Ermeni ve Rum isyanlarının merkezi olmuştu.

Hamlin'in beğendiği arsa Mason Ahmed Vefik Paşa'ya aitti. Vefik Paşa, konağının da bulunduğu bu değerli araziyi, "medeniyete katkı" için derhal devretmişti.

Sultan Abdülaziz Han, kötü niyetli bu başlangıca engel olmak için satışa izin vermemişti ama yine de engelleyememişti! Çünkü, satış gizli yapılmış ve hemen temel atılmıştı. Abdülaziz Han, engellemek için çok uğraşmış ama ecnebi mektebi olduğundan muktedir olamamıştı.

Adını, sponsor işadamından alan "Robert Kolej" 1863 yılında tamamlanmış ve "icraata" başlamıştı!

ABDÜLHAMİD HAN'IN CANINI YAKAN KOLEJ

1876 yılında tahta çıkan Sultan II. Abdülhamid Han, yıllar önce Sadrazam Mason Reşid Paşa'nın yoğun desteğiyle her tarafa yayılan ecnebî okulların tahribatını daha yakından görmüştü. En çok canını yakan ise, gözünün önündeki Robert Kolej idi!

Hatta Ahmed Vefik Paşa 1891'de ölünce, vasiyeti farklı olmasına rağmen Abdülhamid Han, "Ecdadımın yadigârı Hisar'ın kıyısına bu ecnebi mektebi musallat etti. Şimdi o da haşra kadar çan sesleri altında uyusun" diyerek mektebin yanına gömdürmüştü.[2]

İstanbul'da adeta bir "kurtarılmış bölge" gibi çalışan Robert Kolej, baş döndüren Hristiyanlaştırma propagandalarının yanı sıra, her türlü yıkıcı örgütler için de bir sığınak fonksiyonu üstlenmişti. Hatta bu alışkanlık, devredildikten sonra da devam etmişti.

Mesela Mehmet Eymür'ün, "Ben de oradaydım" diyerek aktardığına göre, 12 Mart sonrası Sıkıyönetim Komutanlığı, 23 Ocak 1972 günü İstanbul'da arama yapmış, TİİKP'in Başkanı Ferit İlsever ve İstanbul yönetimini, Profesör Hilary Sumner-Boyd'un Robert Kolej'deki lojmanında yakalanmıştı.

EPSTEIN'E "MUHAFAZAKÂR TÜRKİYE" ŞİKÂYETİ!

Çoğu Türk ailesinin hayalini süsleyen bu ecnebî okulları, kuruldukları günkü hedeften kıl kadar sapmamış olup; hâlâ "içimizdeki Haçlı cepheleri" olarak çalışmaktadır!

AK Parti iktidarının "Tam Bağımsız Türkiye" hamlelerinden rahatsız olan Haçlı Siyonist ittifak, 2013 yılı ortalarından itibaren, içten dıştan entrikalarla yoğun bir "savaş" başlatmıştı. Tam da o dönemde cereyan eden şu yazışma; Robert Kolej'in, "kuruluş misyonu"nu aynen sürdürdüğünü göstermektedir.

Ortalığa saçılan Epstein belgelerine göre, (Robert Kolej'e 40 yıl Mütevelli hizmeti veren Landon Thomas Jr.'ın oğlu) Robert Kolej Yönetim Kurulu Üyesi Landon Thomas Jr., 7 Kasım 2014 tarihinde Jeffrey Epstein'e gönderdiği yazıda, Türkiye'deki muhafazakâr iktidarın, toplumsal yaşam ve eğitim sistemi üzerinde artan nüfuzundan çok rahatsızlık duyduğunu dile getiriyor.

Kirli örtüşmeye bakın ki, "cemaat" diye anılan Fetullahçıların, MİT TIR'larının yolunu keserek, "Türkiye DEAŞ'a destek veriyor" algısı oluşturmak için yırtındığı bir dönemde; Türkiye'nin dindarlaştığından şikayet eden Robert Kolej yöneticisi de bu mektubunda, "Türkiye, IŞİD olgusu sonrasında oldukça muhafazakâr bir yöne evriliyor" yalanı söylüyor ve "Biz de Yönetim Kurulu olarak, misyonuna çok sıcak bakmayan bir hükümet yönetiminde Robert Kolej'in ne kadar önemli hale geldiğini anlatma çabamızı iki katına çıkarıyoruz" diyor!

Türkiye'deki (Batıcı) eğitim misyonunu korumak adına geniş çaplı bir finansal destek arayışında olduğunu belirten Thomas, Gates Vakfı gibi milyarder bağışçılara aracılık etmesi için Epstein'den "stratejik rehberlik" talep ediyor.

BOĞAZİÇİ ÜNİVERSİTESİ, MASKELİ ROBERT KOLEJİ!

Bir asırlık tahrifat misyonunu tamamladıktan sonra 1971 yılında Türkiye Cumhuriyeti'ne devredilen Robert Kolej, "Boğaziçi Üniversitesi" olarak yoluna devam etmekte ise de, genlerinden gelen "vesayetçi misyonu"nu, "Boğaziçi geleneği" ambalajıyla sürdürmeye çalışıyorlar. İçerideki kalıntılar, eskisi gibi "bağımsız" hareket etmek istiyor; "Cumhurbaşkanı bize rektör atayamaz" diyorlar!

Nitekim Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, her üniversiteye olduğu gibi; YÖK'ün teklif ettiği adaylardan Prof. Dr. Melih Bulu'yu 2 Ocak 2021'de rektör ataması üzerine "isyan" başlattılar.

Gözde üniversitenin sözde ilim adamları, "cübbeleriyle" ortalığa serildi ve "Melih Bulu bizim rektörümüz değil" sloganlarıyla bu atamayı protesto etti!

Ayrıca nasıl bir bağlantı var bilmiyoruz ama "ilim yuvası" zannettiğimiz kampüste "LGBTİ+ Merkezi" gibi bir görüntü vardı. Ne iş yaptığını bilmediğimiz "Boğaziçi Üniversitesi LGBTİ+ Çalışmaları Kulübü" (BÜLGBTİ+), üniversitenin alamet-i farikası haline gelmişti!

CÜBBEYİ, KENDİ ÇIKARLARI İÇİN KULLANIYORLAR

Bu "cübbe istismarı" vesayetçi kesimin çok kullandığı bir yöntemdir.

YÖK Başkanı Kemal Gürüz, İÜ'nün 28 Şubat sabıkalı rektörü ve 72 rektör, 25 Ekim 2003'te yine cübbeleriyle Tandoğan'da toplanmış ve Anıtkabir'e kadar "Ordu Göreve" pankartlarıyla yürümüşlerdi.

Güya, daha iki ay önce başbakan olan Erdoğan'a karşı Cumhuriyet'i koruyorlardı!

Oysa cübbelilerin rahatsızlığı çok farklıydı!

"Devlet içinde devlet" gibi davranmaya alışmış olan YÖK'ün, vesayetçi yapısını zayıflatmak ve akademik özerkliğini artırmak için yapılan düzenlemeyi engellemeye çalışıyorlardı!

Çünkü "cübbeli derebeylik" sona eriyordu!

Aynı kafa, aynı entrika...

Boğaziçi'ndeki isyanı 5 yıldır devam ettiren cüzi kesim de, vesayet dönemindeki avantaların peşinde koşuyor; masada ulaşamadığı "kariyeri" meydanda arıyor!

MESELE MELİH BULU DEĞİL; ANLAMADINIZ MI?

Boğaziçi'ne dönelim.

Eylemler kampüs dışına taşmış; 6 Ocak'tan itibaren Kadıköy, Bebek-Beşiktaş derken; Ankara ve İzmir'e kadar uzanmıştı.

Çok net olarak "Mesele Melih Bulu değil; anlamadınız mı" mesajı veriliyordu!

Yok artık!..

Devletin, Boğaziçi Üniversitesi'ne rektör ataması "küresel kriz"e dönüşmüştü!

Afrika'da, Filistin'de onlarca yıldır devam eden soykırım ve emperyalist zulümlerine karşı kılını kıpırdatmayan BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği, gözaltına alınan Boğaziçi öğrencileri için harekete geçmişti! Hatta Amerika, Kanada ve bütün Avrupa ayağa kalkmış, şehir meydanlarında "Boğaziçi'ndeki işgali protesto" gösterileri başlamıştı!

Haçlı Siyonist şer ittifakı, resmen Türkiye Cumhuriyeti devletini hedef almıştı!

Zaten Melih Bulu görevden alınmıştı ama bir şey değişmemişti!

Boğaziçi'ndeki vesayet uzantıları "mesele"yi açıkça ilan etmişti:

"Devletin atadığı rektörü istemiyoruz, rektörümüzü biz seçeceğiz, üniversite ile ilgili bütün kararları bir vereceğiz" diyorlardı!

Kısaca, yüz yıldır olduğu gibi "devlet içinde Vatikan" olmak istiyorlardı.

Oysa Türkiye çoktan vesayet zincirlerini kırmış, Haçlı kuşatmasının sembolü olan Ayasofya'yı bile açmıştı ama onlar burnumuzun dibindeki "başka bir âlem"de yaşadıkları için bunu anlamamışlardı!

[1] Nurettin Topçu, Büyük Fetih, İstanbul 1962, s. 48.

[2] Mehmet Hasan Bulut, İngiliz Derviş, IQ Yayıncılık, İstanbul 2018, s. 70.