Yazarlar

Ahmet KEKEÇ

Ahmet KEKEÇ

akekec@stargazete.com

Böyle çirkin aristokrat görmedim

Ahmet KEKEÇ tüm yazıları

Babasının tahsis ettiği köşede Kara Murat rolü oynayan ve Altan ailesi adına tetik düşüren zavallı bir çocuk, yandaş olduğum için bana televizyonlarda “Derin Tarih” programı yaptırıldığını yazmış.

Okumadım.

Söylediler...

Düzeysizlikte ve çirkinlikte Emin Çölaşan’la yarışan, Yılmaz Özdil’e fark atan, “Piknik yapan kısa bacaklı, kıllı ayılar”ın müellifi Mine Kırıkkanat’a rahmet okutan, şuursuzca sağa sola saldırmayı, daha doğrusu küfretmeyi “eleştirel gazetecilik” sanan, küfürbazlığı mahkemece tescillenmiş bir babanın oğlu.

Baba küfrediyor...

Oğul, “Neden küfrediyorsun? Eleştirilerini edebi dairesinde yazsan olmaz mı?” diyenlere saldırıyor.

Böyle bir iş bölümü yapmışlar.

Daha önce, “baba”yla ilgili birtakım eleştiriler yazmıştım.

Her konuda müddei ve üstelik kelimelere dans ettirme becerisine sahip baba, “opera”yı yüksek sınıfların (!) tüketimine sunmuş, klasik müzikten hoşlanma gafletinde bulunan “çevre sakinlerini” aşağılamış, Esenköy’deki Jandarma Komutanı gibi “kadınlar plajını” takıntı haline getirmişti.

Dayanamamış, Müslüman Türk hükümetinin Uludere’de Kürtleri katlettiğini yazmıştı.

Hiç utanmamıştı.

Kadınların (vücudunu göstermek istemeyen kadınların), 20-30 metrelik bir alan içinde denize girmelerinde ne sakınca vardı? Opera izleyenlerin yahut opera salonunda görev yapanların (ışıkçının, temizlikçinin, dekor elemanının, elektrikçinin, kostümcünün) mescit ihtiyacı olamaz mıydı? Bu ihtiyacın karşılanması niçin “Kemalist tepkilerle” bastırılıyordu?

Dahası, Kürt kimdi, Müslümanlık neydi?

Kürtleri katleden Müslüman Türk hükümetiyse, bu katliamın motivasyonu Müslümanlık mıydı?

Bu muydu?

Kelimelere dans ettirme becerisine sahip usta yazarın varıp varacağı bu mu olmalıydı?

Bunları yazdım.

Ünlü fıkrada olduğu gibi, ben başka yere vurdum, ses başka yerden geldi.

Meğer, tarihten hiç anlamadığım halde, sırf yandaş olduğum için bana tarih programı yaptırılıyormuş.

Bunu “oğul” söylüyor.

Elinin altında internet diye bir imkân var evlat...

Bak bakalım 1995 yılında tamamlanan ve bir gazetenin promosyon olarak okurlarına dağıttığı 6 ciltlik “Yakın Tarih Ansiklopedisi”nin altında kimin imzası var? Topal Osman tarafından katledilen Trabzon milletvekili Ali Şükrü Bey’le ilgili iki kitaptan biri olan “Faili Meşhur Bir Cinayet”i kim yazdı? Yakın tarihimizin (yani son 80 yılın) asker-sivil kapışmalarını inceleyen ve Mustafa Kemal’le İsmet Paşa arasındaki “liberalizm kavgasını” faş eden yazar kim? “Derin Roman” neyi anlatıyor? “CIA ve 12 Eylül” hangi ilişkileri kurcalıyor.

Bir gün karşılaşırsak, bu kitapları gözüne sokacağım.

Hadi saldırıyorsun, bari saldırdığın kişi hakkında malumatın olsun. Hiçbir televizyonda “Derin Tarih” diye bir program yok. Varsa da ben yapmıyorum. Elan, “Tarihçe” adlı programın moderatörüyüm. Bunu hak etmek için 9 cilt kitap yeterli sanırım.

Baban vaktiyle, Hürriyet gazetesinin “Bir Günün Hikâyesi” sütununda yazardı. Bugün Mehmet Yakup Yılmaz’ın işgal ettiği köşe diyeyim de, anla...

Bir gün kütüphaneye git, Hürriyet gazetesinin arşivlerini tara, bak bakalım baban o dönemde henüz 30 yaşında olan bu “yandaş” için neler yazmış? Hangi özelliklerini övmüş? “Bilgisi, birikimi, entelektüel düzeyi” hakkında ne söylemiş?

Bunları öğren, öyle gel...

Bir cümle de “baba” için sarf etmezsem ölürüm:

Muhatap olmuyorsan, adam gibi “muhatap olmama halini” sürdür. Çoluğu çocuğu üzerime salma... Hadi aristokratsın, hadi seçkinsin, hadi soylu bir aileden geliyorsun, hadi Tatar Hasan Paşa’nın torunusun...  Birazcık aristokrasi de çocuğuna geçir. Artık ayıp oluyor.