Yazarlar

Ahmet KEKEÇ

Ahmet KEKEÇ

akekec@stargazete.com

Bu bombalar niçin patlıyor? Çıkar ağzındaki baklayı!

Ahmet KEKEÇ tüm yazıları

Terör örgütünün “hak-hukuk” mücadelesi vermediğini artık örgüt sempatizanları da itiraf ediyor.

Bir dönem PKK’lılarla zılgıt arkadaşlığı yapmış akademisyen hanımefendi bile “Örgütün temel hataları” türünden cümleler kuruyor.

Uzunca bir süre, “PKK’yı yaratan Kürt sorunudur” kabulü üzerinden tartıştık.

Bir yönüyle (belki 90’ların şartları içinde) doğruydu.

PKK, Kürt kimliğine yönelik baskıları kullanmış, bu baskıların oluşturduğu sosyolojiden nemalanmıştı ama “Kürt sorunu” dediğimiz şeyin tabii bir sonucu değildi. (Salih Tuna’nın dünkü yazısına göz atmanızı salık veririm. Kafa karışıklığına iyi gelecektir.)

Soru şu:

PKK, silahla elde edilecek herhangi bir kazanım olmadığı halde niçin teröre devam ediyor?

Bu soruya yüzlerce farklı cevap bulunabilir ama bana göre en mantıklı (ve gerçekçi) cevabı CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu verdi.

Buna “cevap” demek gerekir mi, bilemedim.

Daha çok “itiraf”a benziyor.

Buyuruyor ki Kemal Bey (özetle aktarıyorum), “Anayasayı değiştirmekten vazgeçerseniz terör biter.”

Demek ki, Bese Hozat’ın ‘devrimci halk savaşı başlamıştır’ cümlesiyle yeniden sahne alan terör, Türkiye’deki “idari yapı reformunu” hedef alıyormuş.

Peki, kimler istemiyor idari yapı reformunu?

Başta müttefikimiz Amerika ve AB ülkeleri olmak üzere, AK Parti’nin kalkınmacı yönetiminden rahatsız olan CHP, HDP, bazı meslek odaları, patronlar kulübü ve uluslararası ortaklıklar kurmuş bir
kısım medya...

PKK terörünü bir mantığa dayandıran ve zımnen meşru gösteren Kılıçdaroğlu, Devlet Bahçeli’nin “Fiili durum yasal bir çerçeveye kavuşturulmalıdır” cümlesini son derece mantıksız buluyor.

Belli ki, Bahçeli’nin “fiili durum”dan neyi murat ettiğini bilmiyor. Ya da “saf”a yatıyor.

Bence safa yatıyor.

Çünkü “fiili durum”un ortaya çıkmasında en büyük pay CHP’ye aittir. Meclis’e Cumhurbaşkanı seçtirmemek için her melaneti sergilediler. Hem darbeci kolpacıların “Cumhuriyet mitingleri”ne omuz verdiler, hem de apaçık anayasa ihlali olan Anayasa Mahkemesi’nin 367 kararına sahip çıktılar. Böylece, toplantı yeter sayısına göre seçilmeyen Mustafa Kemal’in Cumhurbaşkanlığını tartışmalı hale getirdiler.

Düğümü, 21 Ekim 2007 referandumuyla hak çözdü; “Bundan sonra Cumhurbaşkanını ben seçeceğim” dedi.

İdari yapı bu tarihte (yani 21 Ekim 2007’de) “resmen”, Cumhurbaşkanının halk tarafından seçildiği 10 Ağustos 2014 tarihinde de “fiilen” değişmiş oldu.

İdari yapı değişti ama bunun yasal ve anayasal çerçevesi çizilmedi. En önemlisi, “çift başlılığın” (“çifte yürütme”nin) istikbalde yaratacağı kaosa karşı yasal bir düzenleme yapılmadı. (AK Parti 7 yıldır “Gelin şu işi yasal hüviyete kavuşturalım” diye çırpınıyor ama CHP’den randevu bile alamıyor.)

Devlet Bahçeli’nin söyledikleri son derece net: “Bu duruma anayasal bir çerçeve çizelim.”

Kemal Kılıçdaroğlu, “Hayır, çizemezsiniz” diyor.

Hızını alamıyor, “Yüzde 98’le de gelseniz, bu anayasa değişikliğine izin vermeyiz” diyor.

Hızını alamıyor, “Kan dökmeden bu işi gerçekleştiremezsiniz” diyor. (Bir CHP milletvekili, anayasanın değiştirilmesi tehlikesine karşı“halkı mahalle mahalle, taşlı sopalı direnişe” çağırmıştı.)

İşte kan dökülüyor...

Kemal Bey’in “hendekteki arkadaşları” yollara mayın döşüyor.

PKK’lı hevaller metropollerde bomba patlatıyor.

Demek ki bütün mesele, anayasa değişikliğini yaptırmamak!

Bu mu?

Kemal Bey ağzındaki baklayı çıkarsın, “Yasal zeminde önleyemediğimiz reformları, PKK’nın bombalarıyla önlemeye çalışıyoruz” desin.

Esasında bunu diyor.

Hem kendisine genel başkanlık getiren “kaset komplosu”na ışık tutuyor, hem de “terör”ün patronunu ve paydaşlarını ele veriyor.