
Elhamdülillah, Kadir Gecemizi huzurla ihya ettik.
"Sudaki balık" hesabı, bunun ne kadar büyük bir nimet olduğunun farkında değiliz. Ya Allah muhafaza, CHP'nin iktidar olduğu yıllarda yaşasaydık!
"Ne değişirdi ki" diyorsanız, CHP'yi hiç tanımıyorsunuz demektir!
Çünkü özellikle, kandil gecelerinde, bayram günlerinde saldıran İsrail gibi CHP iktidarı da, mübarek gün ve gecelerde Müslümanlara zulmetmekten zevk alıyordu.
Örnek mi?
İşte CHP'nin, Müslümanlara kâbus yaşattığı bir Kadir Gecesi...
Tarih 3 Şubat 1932 (Ramazan 1350)
Müslümanlar, her sene olduğu gibi Kadir gecesini idrak için, "merkez" durumundaki Ayasofya Camii'ne akın etmişti.
Ama bu akşam bir gariplik vardı! Müslümanları camiye almamışlardı! Camidekiler hep şapkalı, fötrlü insanlardı. Üst katı da tamamen Avrupalı büyükelçilere ayırmışlardı!
Bu şaşkınlıkla meydan hıncahınç dolduran ahali, biraz sonra minarelerinden yükselen "nara"ları duyunca daha da şaşırmışlardı!
"Tanrı uludur, tanrı uluduuuuuurrr!.."
Ezan, kamet, namaz hepsi değişmişti...
Hafız Yaşar "Tebareke" diye başlamış ama "Türkçe gazel" çekmişti! Peşinden, "İstanbul'un meşhur hafızları" denen 30 kişi, farklı havalar asılmıştı; sanki camide "panayır" açılmıştı.
Hafız Yaşar, "camideki kâbus"u, "Bu inkılabın sahibi Reisicumhura dua" diye bitirmişti.
Evet... Ezan yasaklanmıştı... Bir süredir konuşulan zulüm "resmen" başlamıştı!
DİYANET'TEN, "EZAN OKUYORLAR" İHBARI!
Bu şok, ertesi gün bütün Anadolu'ya yayılmıştı.
Herkesin bağrı "yanardağ" gibi kaynıyordu. Sesini çıkaramayan Müslümanlar, gizli gizli ağlıyordu!
Çünkü minare kapılarında sivil polisler pusu kuruyor; camilere giren jandarmalar, cemaatin ne okuduğunu kontrol ediyordu.
Ayrıca milleti korkutmak için ne gerekiyorsa yapılıyordu. "Türkçe ezan" zulmünü protesto edenler, İstiklâl Mahkemelerinde sürünüyordu!
Halbuki bu zulüm, şifahen başlatılmış; kanunsuz bir uygulamaydı. Ama "Kanun yoksa ceza da yoktur" diye ümitlenmeyin... CHP devrinde, Müslümanlara zulmetmek için kanuna-hukuka ihtiyaç mı vardı?
Anadolu'daki Müslümanların, bütün zulümleri göze alarak ezanı, ezan gibi okumakta ısrar etmesi üzerine, "paşasının Diyanet Reisi" Rifat Börekçi, "Din görevlilerine ezan okutmuyoruz ama sivil halka engel olamıyoruz" diyerek Müslümanları ihbar etmişti.
Birkaç yıl önce, şapka giymeyenleri bulup cezalandırmak için seferber olan "tek parti diktatörlüğü", şimdi de "ezancıların" peşindeydi. Öyle bir cadı avı vardı ki, camide dudağını kıpırdatan "Arapça okudu" diye hesaba çekiliyordu. Millet camiye gidemez olmuştu ama evde de rahat yüzü görmüyordu!
KÜRTLERE, TÜRKÇE EZAN ZULMÜ
En garibi de, ezanla kametle işi olmayanların; "Türkçe okunsun, anlayalım!" muhabbetiydi. Sanki anlayınca camiye koşmuşlardı!
Ayrıca madem amaç ezanın anlaşılması ise, tek kelime Türkçe bilinmeyen Arap ve Kürt köylerinde, "Türkçe ezan" dayatmasının ne anlamı vardı?
Nitekim bu işkenceden kurtulmak için, Fransız işgalindeki Hatay'a kaçmışlardı!
İŞGALCİ FRANSIZLARI BİLE ARATTILAR
Ama CHP zulmü peşlerini bırakmayacaktı!
Zira şeytan atına binen, kim bilir nerede duracaktı!
Nitekim Türk askeri; şehri teslim almak üzere 5 Temmuz 1938 tarihinde Hatay'a girmişti. Kemalist komutan, camiden gelen "Allahü Ekber" nidasını duyunca irkilmişti!
İlk talimat, "Ezan, Türkçe okunacak" olmuştu! Türk askerini karşılamak için sokağa dökülen Müslümanlar neye uğradığını şaşırmıştı.
Fransız işgali altındayken serbestçe okudukları ezanı, Türk askerinin niye yasakladığını kimse anlayamamıştı.
"LAİK İSEK KARIŞMAMALIYIZ..."
İnönü'nün, "Cezayı kanunlaştırın" talimatı üzerine, CHP grubu harekete geçmiş ve ezan okuyana ceza için TCK 526. Madde değişikliği Meclise getirilmişti.
CHP Antalya Mebusu Rasih Kaplan; İttihatçı kalıntısı olmasına rağmen insaflı bir hukukçu olacak ki, "Bu konu, ceza mevzuu değildir. Lâik isek karışmamamız gerekir" demişti.
Ayrıca, canı sıkılanın husumet için "Bu adam Arapça ezan-kamet okuyor" diye ihbarda bulunduğunu söylemiş ve çarpıcı bir örnek vermişti...
Ziyaret ettiği Antalya savcısının, "kendilerinden" biri olan Antalya Müftüsünü sorguladığını görünce çok şaşırmıştı. Müftü gidince sebebini sormuş, savcı da şöyle izah etmişti:
"Biri imam olmak istemiş. Adamın, bir 'ayyaş' olduğu anlaşılınca müftü, 'İmam olamazsın' demiş. O da kızmış ve 'Dün öğleyin camide, müezzin Türkçe kamet getirirken müftünün dudakları kıpırdıyordu. Dikkat ettim; Arapça kamet okuyordu' şeklinde ihbarda bulunmuş. Takibat başlattık."[1]
EZAN OKUYANA 7 AYLIK YEVMİYE CEZASI
Laiklik uyarısı da, bu çarpıcı örnek de "noter usulü çalışan" mebusları ikna edememiş; "Ezan ve kamet okuyan üç aya kadar hafif hapis veya on liradan iki yüz liraya kadar hafif para cezası ile cezalandırılır" şeklinde TCK'ya girmişti.
"Hafif" ifadesi sizi yanıltmasın; bunlar o günkü şartlarda çok ağır cezalardı.
Ayrıca, "3 ay hapis" veya "200 Lira"nın, en üst limit olduğunu zannediyorsanız yine yanılıyorsunuz. Şakşakçı hakim ve savcılar, bu "üst" limitleri delik-deşik ediyor, kimse de "Siz ne yapıyorsunuz" demiyordu.
Bu kanundan sonra Anadolu'daki "Ezan zulmü" adeta "cinnet"e dönüşmüştü.
Cumhuriyet başta olmak üzere bütün CHP matbuatı, her gün farklı "Arapça ezan cezaları" aktararak milletin gözünü korkutuyordu.
"İLK İŞİMİZ EZAN YASAĞINI KALDIRMAKTIR"
CHP zalimlerinin bilmediği bir şey vardı:
"Her şey inceldiği yerden ama zulüm en kalın yerinden kopar"dı...
Demokrat Parti, CHP'nin bütün entrikalarına rağmen 14 Mayıs 1950'de iktidara gelince Başbakan Adnan Menderes, "İlk işimiz ezanı aslına çevirmektir" demişti.
Ama Mason Cumhurbaşkanı Celal Bayar, "İlk icraatınız ezanı Arapça okutmak olursa, bu son icraatınız olabilir" diye tehdit etmişti!
"Tek icraatım olsa da, ezanı aslına döndüreceğim" diyen Menderes, 18 yıllık zulmü 16 Haziran'da (29 Şaban) buruşturup çöpe atmıştı.
Müslümanlar, ertesi gün başlayan Ramazan'a görülmemiş bir coşkuyla girmişti.
Ezan sevgisi sebebiyle cezalandırılan Bursalılar, yine Ulucami önünde toplanmıştı. Müezzin Bayram Sarıcan, şahit olduğu muhteşem manzarayı; "İlk ezan okunurken Müslümanlar hüngür hüngür ağlıyordu" şeklinde aktarmıştı.
Bayram hocanın şu tespiti ise, 30 yıllık CHP zulmünü bir cümlede özetliyordu: "Sanki İslamiyet eskiden varmış, bir ara yok olmuş, şimdi yeniden doğuyormuş gibi bir hal vardı..."[2]
Konya'da Kapu Camii minaresinde, Kağnıcı Hafız'ın ilk ezanını ağlayarak dinleyen Konyalılar, "Ülen bidâ oku" diye bağırarak defalarca okutmuştu!
Bütün Türkiye böyleydi. Ezan okunan camilerin etrafına toplananlar "şükür secdesi" için yere kapanıyordu. Başbakan Menderes'e teşekkür telgrafları yağıyordu.
Sultanahmet Camii'nin dört minaresinin 16 şerefesinden, aynı anda ezan okuyan 16 müezzin, 18 yıl önce Ayasofya'dan başlatılan zulmün rövanşını alıyordu!
Bu rövanş, tabii ki Ayasofya Camii'nin hakkıydı. Ama aynı diktatörler, Ayasofya Camii'ni de "müze"ye kaldırmıştı!
Neyse ki, yıllar sonra hürriyetine kavuşan Ayasofya Camii, 24 Temmuz 2020 Cuma günü, 16 şerefesinden okunan ezanla, gecikmeli de olsa aynı heyecanı yaşamıştı!
Allahü teala, "Şükrederseniz nimetlerimi artırırım, nankörlük ederseniz bilin ki azabım çok şiddetlidir" buyuruyor.
Bu sebepledir ki, o zulümleri unutmayıp bu günlerimize şükretmeliyiz. Atalarımızın yaşadığı bu zulümleri unutarak armudun sapına, elmanın çöpüne, soğan fiyatına takılan gafillere de hatırlatmalıyız.
Zira hadis-i şerifte de, "Emr-i marufu bırakırsanız; Allahü teâlâ, en kötünüzü (yani CHP'yi) başınıza musallat eder" buyrulmaktadır.
Başka söze hacet var mı?
[1] TBMM Zabıtları, 6. Dönem, 55. Birleşim, 23 Mayıs 1941, Cilt 18, s. 144
[2] Bayram Sarıcan, Bursa'da Dinî Hayat, Düşünce Kitabevi, Bursa 2003, s. 113.