Ahmet KEKEÇ
Ahmet KEKEÇ
akekec@stargazete.com
Yazarın Sayfası

Bu itiraflar kelle alır! Ama bizim arsızlar ‘haber’den kaçıyor!

Başka bir siyasetçi olsaydı kıyameti koparırlardı. Mesela, itiraflarda bulunan kişi Kılıçdaroğlu’nun kardeşi değil de, bir AK Parti’li yöneticinin yakını olsaydı, seriye bağlarlardı, 7/24 onu konuşurlardı.

Celal Kılıçdaroğlupeş peşe “bombalarını” patlatıyor, Aydın Doğan medyasından ses yok...

Konuyu “etraflıca” anlatan bir haber?

Bir yorum?

Mavracı olduğunu söyleyen kalemlerden küçük bir dokundurma?

Kemal Bey’i ve “bağlantılarını” merakla, “Bu kardeş kavgasının arkasında ne var?” diye soracak bir yiğit?

Yok...

Bir de, “Öyle çok sevdiler ki Celal Kılıçdaroğlu’nu...” diyerek, bu itirafları gören medyaya saldırıyorlar.

Sen de biraz sevsene Celal Kılıçdaroğlu’nu a be arsız adam!

Ne söylediğine baksana!

Asıl görevinin “habercilik” olduğunu hatırlasana!

Hayır, hatırlamazlar... “Kemal Bey, avını gözetleyen bir boksör gibiydi” gibilerden, düşük zekâ ürünü “güzellemeler” yazarlar.

Fetullah Gülentapelerinin üzerine balıklama atlamışlardı oysa... Yasa dışı yollarla elde edilmiş ve “montajlanmış” kayıtların üzerinde aylarca tepinmişlerdi. Yaptıkları işin “suç “ olduğunu bile bile...

Celal Kılıçdaroğlu, “yasal” tarafından bombalarını patlatıyor, Doğan Medya’dan ses yok.

Mehmet Yakup Yılmaznerede?

CHP içindeki paralel yapılanmayı araştırmaya değer bulmuyor mu?

Üç parçalı köşesinde her gün üç adet “hükümet karşıtı” yazı yazıyor (ayda 90 yazı eder), bir tanesini Celal Kılıçdaroğlu’nun ithamlarına ayırmayı, “Nedir bu iş Kemal Bey?” diye sormayı düşünmüyor mu?

Terbiyesizlik yapmayı biliyor ama... (“Yağdı yağmur, çaktı şimşek” deyişinden mülhem, eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e küfürler yağdırmıştı.)

Meslektaşlarının maaşına haciz koydurmayı biliyor...

Erdoğan’ın yakınları hakkında iftiraya varacak yazılar yazmayı biliyor.

Her şeyi bilen ve merak eden Mehmet Yakup Yılmaz, Celal Kılıçdaroğlu’nun, “Abim laf kalabalığını bıraksın, dibindekilere baksın. Danışmanı FETÖ’den alınıyor. Bu danışmanı önerenin Özel Kalem Müdürü Tuncay Ceylan olduğu basında çıktı. FETÖ’cü Belediyeler İmamı Erkan Karaarslan’ı CHP’li belediyelere pazarlayan Özel Kalem Müdürü Tuncay Ceylan’dır” açıklamasıyla neyi faş ettiğini meraka değer bulmuyor?

Peki, Yozgat sürmelisinden neden ses yok?

Celal Kılıçdaroğlu’nun açıklamaları arasında öyle ithamlar var ki, bildiğimiz Yozgat sürmelisi bunları aylarca yazar, doymaz yine yazar, doymaz CNN Türk’teki programına taşırdı...

Hayır, “Öyle çok sevdiler ki Celal Kılıçdaroğlu’nu...” diyerek bir de terbiyesizlik yapıyor.

Celal Kılıçdaroğlu (abisine hitaben) şunları söylüyor: “15 Temmuz gecesi ben ailemle sokakta vatanım için mücadele ederken, seni aradığımda ‘korkmana gerek yok, bilgim var’dedin. Bildiğin neydi?”

Meraka değecek bir itham değil mi?

Darbe gecesi Bakırköy Belediye Başkanı’nın evine sığınan Kemal Kılıçdaroğlu, telefonla kendisine ulaşan gazetecilere, “Şu an izlemedeyim” demişti.

Neyi izliyordu?

Bildiği neydi?

Devam ediyor Celal Kılıçdaroğlu: “Ben o gece sokaktaydım. Konu komşum şahidim. Senin o gece sokağa çıktığına şahit olan bir tek kişi gösterebilir misin? Cevap ver!”

Ve “altın vuruş” geliyor: “Bir aile toplantısında, daha genel başkan olmadan önce, ‘Deniz Baykal gidecek’dedin mi, demedin mi? Cevap ver.”

Bu, arkasına rahatlıkla “gate” yaftasını yapıştıracağımız ifşaatlar neden Yozgat sürmelisinin dikkatini çekmiyor?

Aydın Doğan’ın “kıymetlisi” büyük Yozgatlı neden susuyor?

Hani, FETÖ’cü savcı ve hâkimlerin her şeyine kefil olan, bugün birçoğu itirafçı olmuş HSYK üyelerinin FETÖ’yle bağlantısını zorlama bulan iş takipçisi zat...

Hülasa...

Doğan Medya’nın tetikçileri itibar etmese de Celal Kılıçdaroğlu’nun ifşaatları iki “yakıcı gerçeği” ortaya çıkarıyor:

BİR- Kemal Kılıçdaroğlu Baykal’a yönelik “kaset komplosu”nu biliyordu. (Aile toplantısında bunu ağzından kaçırmış, Baykal’ın gideceğini söylemiş.)

İKİ- Darbeden haberdardı. (Haberdardı ve sığındığı evde darbenin ne yöne evirileceğini izliyordu.)

Doğan Medya Grubu’nun “manidar” bir suskunlukla karşıladığı bu ifşaat, umarım Cumhuriyet savcılarının gözünden kaçmaz.

Geç de olsa, “hakikat”e muttali oluruz!