
On beş yıl Hollanda'da yaşadım. Biliyoruz ki, her göç bir sürü sonuç doğurur. Göçün tarafı olan ülkeler ya da insanlar derinden etkilenir. İsviçreli yazar Max Frisch, bunu çok çarpıcı bir biçimde özetliyor: "Biz işgücü çağırdık ama insanlar geldi!"
Ben de göçten payını alanlardanım. 12 Eylül öncesi de sonrası da çok zor dönemlerdi. Darbe döneminde yurt dışındaydım. Altı yıl sonra ülkeme gelebildim. Yaşadığım bir anlamda bir sürgün hayatıydı. Üniversiteyi ve yüksek lisansımı Hollanda'da tamamladım. Hayata orada atıldım. Çetelesini tutacak değilim ama verdiklerim de oldu aldıklarım da...
Bu yazıda, Haliç'teki Miniatürk - Minyatür Türkiye Parkı'nı anlatacağım. Hollanda'da yaşadığım yıllarda Türkiye'den gelen misafirlerimi gezdirirken zaman içinde çok beğenilen üç cazibe mekanı öne çıkmıştı. İlki, Lahey'de 1952 yılında yapılan ve Miniatürk için örnek aldığım Madurodam'dı. Bir diğeri, buradaki Panorama 1453'ün örneği yine Lahey'deki Panorama Mesdag idi. İstanbul'da yapılmasını gerçekleştiremediğim ise üç boyutlu IMAX filmleri için yarımküre biçiminde özel tasarlanmış bir sinema salonu olan Omniversum oldu.
Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan, 1994 yılında İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı seçilmiş, bana da belediyedeki ekibinde başkan danışmanlığı sorumluluğu vermişti. O dönemde başlatılan, ön hazırlıkları yapılan ve bir anlamda temelleri atılan bu projeyi Ali Müfit Gürtuna'nın başkanlığı döneminde, bu kez İBB Kültür AŞ Genel Müdürü olarak hayata geçirmek nasip oldu.
AK Parti'nin girdiği ve kazandığı ilk seçim olan 3 Kasım 2002 Türkiye Genel Seçimleri'nde, partinin kurucusu ve genel başkanı Recep Tayyip Erdoğan, ilk sandık sonuçlarını Miniatürk şantiyesinde öğrendi. Alınan ilk sonuçlar, önce il merkezine ardından Ankara'ya genel merkeze gidilmesini gerektiren bir seçim başarısını işaret ediyordu.
Miniatürk - Minyatür Türkiye Parkı, 2003 yılında açılan, tasarlanmış bir kültür ve turizm mekanı. Dünyada çok sayıda örneği var. Diğer minyatür parklara göre çok sonra yapılmış olsa da rekor ziyaretçi sayılarıyla dünyada ilk sırada yer alıyor. Türkiye'nin mimari zenginliğini ve çeşitliliğini ifade eden 1/24 ölçeğinde yapılmış yüzü aşkın mimari maket arasında gezerken kendinizi bambaşka bir dünyada buluyorsunuz. Osmanlı Devleti'nin 700. kuruluş yıldönümü anısına o coğrafyadan seçilmiş 25 eserlik özel bir bölüm de var. Yine özel tasarlanmış peyzaj ve gezinti yolları Miniatürk'ü çok daha ilginç hale getiriyor. Önünden geçerken kafanızı kaldırıp hayranlıkla baktığınız binaları burada kuşbakışı seyredebiliyorsunuz.
Bu projenin neden ve nasıl bu kadar başarılı olduğu üzerine çok kafa yordum. En temel sebebi, "emaneti ehline verme" konusunda taviz vermemeye azami özen göstermemiz oldu. Aksayan, eksik kalan tarafları ise, hayır demekte zorlandıklarımızdan ya da bazı referanslara fazlaca güvenmemizdendi.
Eser seçimini bugün aramızda olmayan iki değerli profesör hocamız yaptı. İlber Ortaylı ve Ahmet Haluk Dursun'u rahmet ve ihtiramla anıyorum.
Reklam filmlerini Sinan Çetin çekti. Rahmetli Kenan Işık oynadı ve seslendirdi.
Müziklerini Fahir Atakoğlu besteledi. Fahri iletişim elçiliğini üstlenen ve bunu hakkıyla yapan Sakıp Sabancı ile Hıncal Uluç'a da gani gani rahmet diliyorum.
Rahmetli Selim Tuncer başından sonuna markalaşma sürecini yönetti. Ali Saydam iletişim danışmanlığını üstlendi.
Mimarımız Doç. Dr. Murat Uluğ ve müteahhit firmalarımız da üzerine düşeni yapınca 18 ay gibi rekor denilecek bir zamanda proje tamamlandı.
2 Mayıs 2003 günü yapılan açılışta Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve İBB Başkanı Ali Müfit Gürtuna'ya minyatür şehrin anahtarları takdim edildi. Onlar belediye başkanlıkları dönemlerinde projeye sahip çıkmasalar elbette bu proje yapılamazdı.
Bugün, o günleri tekrar değerlendirdiğimde her türlü projede insan, para ve zaman yönetiminin çok önemli ve en temel sacayağı olduğunu bir kez daha görüyorum. Esasen bu herhangi bir şirket ya da kuruluşta da farklı değildir. İşin olmazsa olmazı insanı, parayı ve zamanı iyi ve doğru yönetebilme becerisinden geçer. "Emaneti ehline vermek" ise asla taviz verilmemesi gereken bir temel düsturdur.
Madurodam'ı onlarca defa ziyaret etmiş, incelemiştim. Dünyadaki benzerlerini de ziyaret edip masaya yatırdım. Artılarını, eksilerini bizatihi yöneticilerinden dinleyerek çıkardım. Üzerine yazılar yazdım. İlki, Tercüman gazetesinin bir yazı yarışmasıydı. Madurodam'ı anlatan yazım seçilenler arasında yer aldı. İkincisi Nokta dergisinde "Dünyanın En Küçük Kenti" başlığıyla yayımlandı. Hollanda'da üniversiteye giden bir öğrenciyken yazılarım Nokta'da yayımlanıyor ve bana telif ödeniyordu. Bunları hicap ederek de olsa bu kadar ayrıntılı yazmamın sebebi, Miniatürk'ün benim zihnimde ne kadar rafine bir proje olduğunu açık seçik göstermek. Bir de bunun üzerine katkıları için hepimizin müteşekkir olması gereken alanının en iyisi, deve dişi gibi isimlerin birlikteliğini koyduğunuzda, Miniatürk'ün başarısını çok daha kolaylıkla anlar ve anlamlandırırsınız.
"Bu topraklarda emeği geçenin emeği zayi olmaz." Bu cümlenin altında Recep Tayyip Erdoğan imzası var. 3 Kasım 2002'de seçim sandıkları açılmadan adeta tarihe not düşmüş. Bu cümleyi, o gün Miniatürk Şeref Defteri'ne yazdığı yazıdan aldım. Aynı cümleyi, 2 Mayıs 2003 tarihinde bu kez başbakan olarak yaptığı açılıştaki konuşmasında altını çizerek tekrar kullandı.
Eskiler "Marifet iltifata tabidir" derler. Miniatürk gerçekten başarılı bir proje oldu. Ziyaretçi rakamları bunu doğrulamaya yetiyor. Ama sadece onlar değil, toplumun çok farklı kesimleri ve hatta muhalif kalemleri bile Miniatürk'ten söz ederken her zaman mültefit ifadeler kullandılar. Ortaya güzel ve başarılı bir proje koyduğunuzda, toplumun bir araya gelemeyen farklı cephelerinin bile ortak takdirini kazanabiliyorsunuz.
Miniatürk'ten sonra minyatür kentler yapmaya girişen bazı belediyelerin resmi ihale dokümanında işi tarif ederken bu markayı jenerik isim olarak kullanarak "Miniatürk yapmak" biçiminde yazdıklarını bile okudum. Miniatürk bu açıdan da "Bu topraklarda emeği geçenlerin emeğinin zayi olmadığı" bir proje olarak öncü ve örnek oldu.