Yazarlar

Halime KÖKÇE

Halime KÖKÇE

hkokce@stargazete.com

Bütün kapılar İsrail'in güvenliğini tahkime çıkıyor

Halime KÖKÇE tüm yazıları

Küresel etkileri olan değişimler yaşanıyor ve bu değişimlerin merkez üssü yanı başımız. 2010'da bambaşka bir atmosferde başlamıştı değişim. ABD'nin yakından takip ve teşvik ettiği, Suudi Arabistan'ın mutlak monarşisi için ölümcül tehdit saydığı, İsrail'in güvenliğini tesis üzere biçimlenen Ortadoğu düzenini değiştirme istidadı taşıdığı düşünülen devrimler rüzgarı sert bir darbeyle kesildi.

Bir suikastla öldürülen Enver Sedat'la birlikte "İsrail'in güvenliği" konseptine bağlanan ve o günden bu yana İsrail statükosuna hizmet eden Mısır'da Tahrir devriminden umduğunu bulamayan ve meydanın "kozmopolitliğinin" iktidara taşınmadığından şikayete başlayanlar, Suudi Arabistan'ın finansörlüğü, ABD ve Almanya'nın garantörlüğünde yapılan darbeyi gözleri kapıda bekledi ve alkışladı. Dünyanda olup biten her şeyi ABD'nin başını çektiği adına "yeni dünya düzeni" denilen perspektiften yorumlayan Türk laik elit kesimler de Mursi'yi deviren darbeyi memnuniyetle karşıladı.

O günlerde darbenin sadece Mısır'daki Müslüman Kardeşler’e yapıldığını zannedenler, Suriye'deki isyanın bölgeyi de içine çeken bir iç savaşa dönüşebileceğini tahmin etmekte zorlandı.Suriye tam bir felaket oldu. ABD'nin zaten kılını kıpırdatmaya niyeti yoktu, zira zaten amaç hasıl olmuş, Suriye'yi parçalayacak ve tüm bölgeyi birbirine düşürecek domino taşını hareket ettirmişti. Kutuplaşmanın şiddetlenmesi için önce İran Şii jeo-politiği derinleştirildi. Obama'nın ikinci dönemi Suudi Arabistan ile ABD'nin en kötü dönemi oldu neredeyse.

Ardından Trump iktidara geldi ve şu meşum "sihirli küre" ortaya çıktı. Bu sefer Suudi Arabistan ve ABD, Sisi'yi de yanlarına alarak İran'ı tümden hasımlaştıran ve Körfez ülkelerini "Ya bizimlesiniz ya düşman" parantezine alarak yeni bir Ortadoğu planı üzerinde uzlaştılar.

Katar ablukaya alındı. Filistin'de Hamas'a diz çöktürüldü ve El Fetih'le masaya oturtuldu. FETÖ dahil tüm kirli yapılarla ilişkileri bilinen ve BAE tarafından kullanılan Dahlan yine başroldeydi. Kral daha ölmeden görevi devralmış gözüken Veliaht Selman'ın muhalifleri sindirmesi ve Hizbullah'ı aradan çıkarmak üzere Lübnan'ı hedefleyen operasyona tam destek vermesi de kurulmak istenen bu yeni düzenle ilgili.

Yerleşik Batı düzeninin, ulus devletler merkezli İslamcılığı bu yönüyle eleştiren ve 'fetihçi' bulan 'liberal' vizyonu, Ortadoğu'da tarihsel derinliği olan ulus devlet dahi bırakmamak üzere harekete geçti. Bölgeyi yeniden 1. Dünya Savaşı'ndan sonraki nüfuz bölgelerine dönüştürmek üzere bir hareket bu neredeyse.

Öyle "ABD Ortadoğu'dan el çekmek istiyor aslında" şeklindeki sav da tam bir yutturmaca. Suudi Arabistan'ın bugün içine düştüğü zillet ise Arap Baharı'nda İhvan'ı cesarete getiren şeyin bir benzeri belki de; şeytanın sağdan yanaşması...

32 yaşındaki Veliaht Selman, kadınlar ve gençleri hedefleyen iki 'ılımlı' hareket yaparak devirdiği çamları nasıl toparlayacak belli değil. Ülkeyi yakından tanıyanların söylediği şey aşağı yukarı aynı; bu süreç önce bu prensi yiyecek.

Ve günün sonunda bütün kapılar aslında İsrail'in güvenliğinin tahkimine çıkıyor. ABD dikkatini başka yöne çevirmek istiyor olabilir ama bunun için önce olası tüm tehdit algılarının ortadan kaldırılması ve İsrail'in güvenliğinin tam olarak sağlanması gerekiyor.

İslamcılığın tasfiyesi bunun içindi. Dirençli ulus devletlerin parçalanması olmuyorsa zayıflatılması ve etnik-mezhebi temelli tam bağımlı devletlerin kurulması da bunun bir parçası.

Batı’nın Ortadoğu'ya bakışı böyle. İslam'ın dinamizmi hala en büyük tehdit!

İslam Hıristiyanlığın geçirdiği evrimi geçirmediği müddetçe İslam korkusundan kurtulmayacaklar. Mutlak monarşilerini, diktatörlüklerini devam ettirebilmek için her teklife açık aktörler lazım onlara. Demokratik rejimle idare edilen Müslüman ülkeler ise en büyük korkuları.