
Bir milletin tarihini "etkin"lerin yazması, o millet için en büyük "beka" meselesidir. Çünkü "doğru"ları değil "dogma"ları yazarlar! Kahramanları "adem"e mahkum eder, kendilerini "kahraman" yaparlar!
İşte size "Emin Oktay'dan masallar..."
O halde, yok edilen "gerçek" ne?
Cumhuriyet öncesine ait tek resmî "bayram", 27 Haziran 2002 tarihinde kabul edilen "18 Mart Çanakkale Zaferi Anma Günü"dür.
Peki, bu kutlamalarda "Cevat Paşa"nın ismi neden hiç geçmiyor?
"Kim ki, niye geçsin" diyenler için kısaca anlatalım.
"BOĞAZI SIKARIZ, OSMANLI KOLLARIMIZA DÜŞER"
İngiltere öncülüğündeki Haçlı donanması, Çanakkale'ye ilk saldırıyı 3 Kasım 1914'te yapmıştı.
86 askerimizin şehit olduğu bu "nabız yoklama"dan sonra Limni Adası'na çekilen Müttefikler, asıl savaşı plânlamıştı.
Türk toplarının menzili dışında olan Müttefik gemilerinin hiç yara almaması Londra'yı çok umutlandırmıştı!
28 Ocak 1915 günkü özel oturumda konuşan İngiltere Başbakanı Herbert H. Asquith, Çanakkale'yi geçeceklerinden o kadar emindi ki, "Hasta Adam" dedikleri Osmanlı'nın cenazesini kaldırma zamanı geldiğini söylemiş; "Mezarına nasıl bir kitabe yazılacak bilmiyorum ama Osmanlı artık bir daha kalkmayacak" demişti!
Denizcilik Bakanı Winston Churchill ise, "Boğazlar Türklerin gırtlağıdır, onu sıkarsak köhnemiş imparatorluk kollarımıza düşer" ifadeleriyle başbakanını desteklemiş; "14 günde İstanbul'dayız" garantisi vermişti!
Harbiye Nâzırı Lord Kitchener ise, "Marmara'ya sokacağımız denizaltı, Gelibolu önünde yüzeye çıkıp İngiliz bayrağını üç kere sallasın, Türk garnizonları Bolayır'a kadar kaçar" demişti.
Hülasa, birbirini gaza getiren İngiliz yetkililer, Çanakkale'yi geçmeyi garantilemişti!
Amiral Carden, taarruz tarihi olarak 19 Şubat 1915'i belirlemişti.
ORTA KESİME GELMİŞLERDİ, "BU İŞ TAMAM" DEMİŞLERDİ!
Plânlandığı gibi 19 Şubat'ta ilk aşama, 26 Şubat'ta ise ikinci aşama saldırılar gerçekleşmişti. Yoğun bombardımanlarda Ertuğrul, Orhaniye ve Seddülbahir tabyaları büyük darbe yemişti.
Boğazın orta kesimlerine engelsiz ilerleyen Müttefik amiralleri, "Artık bizi kimse durduramaz" demişti! Artık tabyaları tahrip ederek Marmara'ya çıkacaklardı!
Churchill de, ne pahasına olursa olsun harekâtın tamamlanmasını istiyordu.
Oysa Osmanlı cenahı böyle düşünmüyordu!
Eski erkan-ı harbiye reisi Mareşal Şakir Paşa'nın oğlu olan ve Harp Akademisini birincilikle bitiren Cevat (Çobanlı) Paşa; Çanakkale Boğazı'nı savunma stratejisini, Liman von Sanders'in "Düşmanı boğazın girişinde karşılayalım" ısrarına rağmen orta bölümdeki en dar kesimde plânlamıştı.
Tabyaları tek tek dolaşarak her türlü tedbiri almış olan Cevat Paşa'nın gözü, "Karanlık Liman"a takılmıştı. İngilizlerin "çelik kale" diye övündüğü deniz canavarları ancak burada manevra yapabilirdi.
Hemen Mayın Grup Kumandanı Nazmi Bey'i çağırarak mayın kalıp kalmadığını sormuş, "Alman mayınlarının tamamını döşedik. Alman teknisyenlerin 'İşe yaramaz' dediği 26 adet Türk mayını var" cevabı üzerine, "Onları hemen Karanlık Liman ağzına döşeyin" talimatı vermişti.
İSTANBUL ŞEREFİNE(!) KADEH KALDIRMIŞLARDI!
Churchill'in kesin zafer bekleyen baskılarına dayanamayan Amiral Carden istifa edince yerine, yardımcısı Amiral J. De Robeck atanmıştı.
17 Mart 1915 günü yapılan toplantıda, boğazı yarıp Marmara'ya girmek üzere anlaşmışlardı! Bölgeyi, Nusret Mayın Gemisi'nden kısa süre önce tarayan gemilerinin "temiz" raporu vermesi üzerine, Akdeniz Seferî Kuvvetleri Komutanı Sir Monteith Hamilton öncülüğünde, "İstanbul'un şerefine!" kadeh kaldırmışlardı!
18 Mart sabahı Marmara'ya çıkmak üzere(!) harekete geçen donanmanın öncü gemileri saat 10.00 itibariyle bombardımana başlamıştı. Birinci hat gemilerinin lideri Queen Elizabeth, Anadolu Hamidiye Tabyasını ateş altında tutarken; Agememnon Rumeli Mecidiye Tabyasını, Lord Nelson Namazgâh Tabyasını, Inflexible ise Rumeli Hamidiye Tabyasını hedef almıştı.
Türk toplarının susmuş olması, Müttefikleri daha da coşturmuştu. Amiral De Robeck, tabyaları daha yakından vurmak üzere saat 14.00'te üçüncü hat gemilerine hücum emri vermişti. Ama müttefik gemilerinin Türk topçusu menziline girmesi, durumu tamamen değiştirecekti. "Savaş şimdi başlıyor" demek daha doğruydu.
Nitekim dönüş manevrası yapan ikinci hat zırhlısı Bouvet, susturduklarını zannettikleri Anadolu Hamidiye Tabyasından yapılan isabetli bir atışla devre dışı bırakılmış, 600'den fazla askerle birlikte Çanakkale Boğazı'na gömülmüştü. Hatta onu kurtarmaya gelen Gausis de vurulmuştu.
Irresistible zırhlısı ise, Nusret'in döşediği Türk mayınlarına çarpış ve can çekişmeye başlamıştı. Ocean zırhlısı hemen bu önemli gemiyi yedeğine alarak harp sahası dışına çıkarmakla görevlendirilmişti.
SEYİT ONBAŞIDAN "OKKALI" DARBE
Tam bu dakikalarda Rumeli Mecidiye Tabyası'nda yeni bir "nusret" tezahür ediyordu.
Balkanlar'da ve Edirne'de dört yıl savaştıktan sonra köyüne dönme plânları yaparken kendini Çanakkale'de bulan Seyit Onbaşı'nın, namluya sürüp rastgele ateşlediği 215 Okkalık (275 kg) top mermisi, Ocean'ı dümeninden vurmuştu. Kontrolden çıkan Ocean da, biraz sürüklenmiş ve sulara gömülmüştü.
Çok güvendikleri gemilerin, birkaç yıl önce, "Tanrı bile batıramaz" diye saçmalayan ama daha ilk seferinde okyanusun dibini boylayan "Titanik" gibi birer birer battığını gören mağrur Amiral De Robeck şoka girmiş ve "Hemen geri çekilin" emri vermişti!
ZAFERİ, CEVAT PAŞA'NIN PLÂNI GETİRMİŞTİ
Çokbilmiş Almanların bütün ısrarına rağmen, Cevat Paşa'nın kendi plânını uygulaması sayesinde muhteşem bir zaferle sonuçlanan savaşta, Türk tarafının 115 şehidine karşılık İtilaf güçleri, donanmanın üçte birini ve 700 askerini kaybetmişti.
Bu zaferde Abdülmecid, Abdülaziz ve Abdülhamid hanların yaptırdığı muhkem tabyaların yanı sıra, Cevat Paşa'nın; Almanları dinlemeyerek uyguladığı savunma stratejisinin büyük rolü olmuştu. Nusret Mayın Gemisi'ne o mayınları döktüren Cevat Paşa, zaferin mimarıydı.
1894-1900 yılları arasında Abdülhamid Han'ın yaverliğini yaptığı için 1909 yılında "tenzil-i rütbe"ye uğrayan ama tekrar yükselerek "Mirliva" (Tuğgeneral) olmayı başaran Cemal Paşa, "18 Mart Kahramanı" unvanı almıştı.
Bu zafere çok memnun olan zindandaki hakan II. Abdülhamid Han, "Geçemezler. Çanakkale Kumandanı Cevat Paşa'yı tanırım, maiyetimde bulundu" diye iltifat etmişti.[1]
Ancak Cumhuriyet döneminde bu "kahramanlık" unutulmuştu! Cevat Paşa'yı da, mayınları döşedikten sonra kalbi bu heyecana dayanamadığı için şehit olan gemi komutanı Yüzbaşı Hakkı Bey'i de kimse anmaz olmuştu!
CEVAT PAŞA NEDEN "ADEM"E MAHKUM OLDU?
Aslında Cevat Paşa, "Ankara"nın "yabancısı" değildi! 1922'de mebus olmuş ve o kadroyla birlikte hareket etmişti. Ama daima arka plânda kalmıştı.
Çünkü, Çanakkale ve Filistin cephelerinde birlikte olduğu Mustafa Kemal Paşa'ya karşı bir "yanlış" yapmıştı!
Zira...
Mustafa Kemal Paşa kumandasındaki 7 Ordu'nun, 29 Eylül 1918 tarihli İngiliz taarruzu öncesindeki "ricat"i sebebiyle açılan büyük boşluktan ilerleyen İngilizlerin arkadan kuşattığı 8. Ordu'nun kumandanı bu Cevat Paşa idi.
Aynı akıbete uğrayan 4. Ordu'nun kumandanı Mersinli Cemal Paşa, Dera'da yakalayabildiği Mustafa Kemal Paşa'ya "Üç ordu müşterek bir mukavemet gösterebilseydi bu perişanlık yaşanmazdı. Allah bunu sizden soracak" diye tepki göstermişti. Oysa Mustafa Kemal aynı fikirde değildi! "Muhteşem bir ricat" gerçekleştirdiğini söylemişti![2]
Nitekim, Sultan Vahideddin Han'a gönderdiği 7 Ekim 1918 tarihli telgrafta, "İngiliz kıtalarıyla, kemâl-i şerefle muharebe ede ede Şam'a kadar geldim" demişti!
Devamında ise, "Enver Paşa gibi bir ahmak, ilk top sedasında ordusunu bırakıp, şaşkın tavuk gibi kaçan bir kumandan (Cevat Paşa)..." ifadelerinden sonra açıkça kendisinin Harbiye Nazırı olması gerektiğini belirtmişti!
Bundan da emindi ki, 13 Kasım'da "başkent" İstanbul'a dönmüştü.
Gerçekten 19 Aralık'ta Harbiye Nazırı değişmişti.
Ancak Kemal Paşa değil, Cevat Paşa tayin edilmişti!
Bu olacak şey değildi!
Ayrıca Anadolu'ya plânlanan yeni "yolculuk"ta ancak bir "kahraman", hedefe ulaşabilirdi!
İlginçtir... Anadolu hazırlığı döneminde, gazeteci Ruşen Eşref'in, Mustafa Kemal ile yaptığı uzun "mülakat"; 24, 27 ve 28 Mart günlerinde "Yeni Mecmua"da tefrika edilmişti!
İLGİLİ VİDEOMUZ:
https://www.youtube.com/shorts/F-l3MraaEDk
[1] 24 Mart 1915 günü hususi doktoru Atıf Hüseyin Bey'e ifadesi.
[2] Cevat R. Atilhan, Filistin- Suriye Cephesinde Kahramanlar ve Hainler, Derin Tarih Yayınları, İstanbul 2013, s. 44.