Yazarlar

Sibel ERASLAN

Sibel ERASLAN

sibeleraslan@stargazete.com

Çatışmaların çözümünde kadının rolü

Demokratik Gelişim Enstitüsü (DPI) “Çatışmaların Çözümünde Kadının Rolü” toplantısını İstanbul, Çırağan’da gerçekleştirdi. Star Gazetesi adına davetliydim. Arkadaşım Bejan Matur’un samimi daveti ve yıllardır insan hakları konusunda öncülüğümüzü yapan Yılmaz Ensaroğlu Ağabeyin varlığı konuşma masasına kadar gidecek cesareti vermişti bana. Son zamanlarda sabah uyandığımda radyo-bilgisayar açmaktan korkar hale geldim pek çoğunuz gibi. Patlayan bombalar, havaya uçurulan otobüsler, paramparça olmuş gencecik insanlar, cenazeler, cenazeler...

İçinden geçtiğimiz zehir zemberek süreç konuşma mecali bırakmıyor insanda. Ama İrlanda’daki benzeri terör ve şiddet yumağını geride bırakmış kişilerden Prof. Monica Mcwilliams, “Tam da bu şartlarda daha çok konuşmamız gerekiyor birbirimizle” diyordu ısrarla.

Sürekli konuşmaktan bahsediyoruz ve konuştukça yaralarımız derinleşiyor bir de hiç konuşamayanlar, sesi çıkmayanlar, herhangi bir partinin ya da sivil örgütün üyesi olmadığı halde sürekli çocukları ölenler var” diye itiraz edişime... Antonia Potter cevap verdi, “Sivil örgütlenmeye her zamankinden daha çok önem vermeliyiz. Geçtiğimiz haftalarda Myanmar’da farklı etnik grupların bir araya gelerek ülkelerindeki terör hadiselerini bitirmek konusunda konuşmaya başladıklarını öğrendik ki bu Myanmar için mucize gibi bir şeydi” dedi...

***

DPI; barış ve demokrasinin inşası üzerine yapılandırılmış bir kamusal diyaloğun oluşması için gerekli olan tartışma ortamını kurmak, kolaylaştırmak, genişletmek amacında.

Konuşmak... Birbirimizle konuşmanın, barışmakla ilgili ilk adım olduğuna inancım toplantıda pekişti. Ama işitmek, bence konuşmaktan çok daha önemli ve önce olmalı. Evladının kollarının arasından kayarak ölüme gitmesi kadar feci bir deneyimi var mı hayatın? Biz bunu ne kadar işitiyoruz, kaçımız evladı şehit olmuş bir annenin, teröre kurban vermiş bir babanın taziyesine gittik?    

Her ülkenin kendi tarihi ve kültürel yapısıyla ilgili kendine has bir toplumsal barış harmonisi kuracağı açık. Hiçbir toplum diğerinin kopyası değil kuşkusuz. Ama toplumsal barış ve huzur da çatışmanın en yoğun olduğu zamanların akabinde çıkıyor ve Ensaroğlu’nun sık sık vurguladığı gibi; “Hiçbir çatışma sonsuza kadar devam edemez”...

Toplantı masasında herkes farklı fikirleriyle oturuyordu. Bejan ve Yılmaz Ağabeyle farklı düşündüğümüz konular vardı, tıpkı üçümüzün de başörtüsü olduğu halde Ayşe Böhürler ve Hidayet Tuksal’la da farklı düşündüğümüz konuların olması gibi. BDP milletvekili Ayla Akat’ı yakından gördüm, dinledim. Şiddet sarmalında parti olarak takındıkları tavır o kadar ümitsiz bırakmış olsa gerek beni, o konuşurken önümdeki notlara bakmayı tercih etmiştim. Çok açık söyleyeceğim, gözlerinin içine bakmak içimden gelmiyordu. Orada belki bin tane cenazeyi yeniden görmek korkusu, ızdırabı taşıyordum. Ama onun içine bakamadığım gözlerinde, o konuştukça, cenazelerden başka bir şey daha buldum. Orada 5 yaşında başladığı ilkokulun ilk gününde “şarkı söyleyecek var mı aranızda” sorusuna parmak kaldırdıktan sonra, Zazaca bir şarkıyı söylediği için yüzüne şamar yemiş ve 11 yaşına kadar evinde bile anadilini utançtan konuşamamış küçük bir kız gördüm. Hiçbir şey teröre bahane olamaz ama birbirimizin hayat hikayelerinden haberimiz yok. Türkçesi çoğumuzdan iyi, hatta çok akıcı konuştuğu için spontane tercümandan yavaşlaması ricasını aldı. PKK’nın BDP’yi değil, BDP’nin PKK’yı dönüştürecek bir gücü var mıdır? BDP, evet bu soruyu cevaplamak konusunda çok kötü bir sınav veriyor. Ama BDP’nin, masada sık sık vurgu yapılan “kadınsal değerler”e samimi ihtiyacı olduğu açık.

“Annelerin gözyaşı dursun” cümlesi ne kadar naif olursa olsun masadaki tüm katılımcıların değindiği bir cümleydi. Masadaki diğer ayrıntı: Barış konusunda siyasetten ve Tayyip Erdoğan’dan halen ümitvar olunduğuna dairdi.