Vahdettin İNCE
Vahdettin İNCE
vahdettin.ince@star.com.tr
Tüm Yazıları

Çevirmen, yapay zekaya karşı

Muzip bir ahbabım var (ahbap dediysem, muzır olanlarından değil). Ne zaman karşılaşsak mutlaka bir muziplik yapar. Son muzipliği, uykularımı kaçıracak türdendi. Allah sizi inandırsın, muzipliği yüzünden kaç geceydi kan ter içinde uyanmaya başlamıştım. Bazen uyanmıyor, uykuda zırıl zırıl ağlıyormuşum hanımın rivayetine göre, bir de "gitti gül gibi meslek" diye sayıklıyormuşum. Geçenlerde bu muzip dostum, büyük bir heyecanla anlatmaya başladı. "Bundan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacak" dedi. "Yapay zeka var artık, mütercimlik rafa kalkacak. Yüklüyorsun metni, anında mükemmel bir şekilde tercüme ediyor. Kendine başka bir iş arasan iyi olacak". Birgün kütüphanede oturmuş önümdeki Arapça metni tercüme ediyordum, atadan kalma usullerle. Metnin konusu siyasal anlamda mülkiyet, hakimiyet meselesiydi. "Ver şu metni" dedi, "göstereyim sana mükemmel tercüme nasıl olurmuş". Aldı, fotoğrafını çekip yapay zekaya yükledi. Yapılan tercümeyi de bana gösterdi. Hakikaten benim tercümem kadar olmasa da ona yakın bir kalitedeydi. Yalnız bir yer dikkatimi çekti. "Süt"ten bahsediyordu. "Konunun sütle ne alakası var" dedim kendi kendime. Kontrol edince anladım. Metinde hakimiyet anlamında "Milk" (Mülk) kelimesi geçiyordu. Yapay zeka kelimeyi İngilizce sanıp süt diye tercüme etmiş. Muzip dostumun hezimete uğramış sıfatını görmenizi isterdim, benim de kendimle gurur duymamı. "Mülk"ü "süt" zanneden yapay zeka mı beni korkutacakmış. Peh! Varsın heyecanlananlar muhteşem geleceğin düşlerini kursunlar. Aslında ne zaman insanların hayatını değiştiren bir keşif yapılsa, hayatı kolaylaştıran bir icat gerçekleştirilse bu tür heyecanlar, dostumun takılmalarına benzer muziplikler yaşanır.

Ben eminim tekerleğin icadı da buna benzer bir heyecan yaratmıştı. O zaman da birileri çıkıp "bundan sonra bizim atlara, merkeplere ihtiyacımız yok. Biniyorsun tekerlekli arabaya, çok kısa bir zamanda menziline varıyorsun" demişlerdir. Tekerlek üzerine ne muhabbetler dönmüştür mağara önlerinde. Ya ateşin keşfi. Mesela çiğ et yeme çağından pişmiş pirzola yeme çağına atlamak az bir hadise midir? Ne heyecan yaşanmıştır insanlık aleminde kim bilir? Belki pişmiş etten iğrenenler olmuştu.

Ama şimendiferin icadını biliyoruz. Birkaç yüzyıl öncesinde nasıl büyük bir heyecan yarattığını o dönemde yazılan kitaplardan okuduk. Çocukluğumda hiç tren görmemiştim. Askere gidip gelenler anlatıyorlardı. Uzaktan görününce tren, göz açıp kapama anı kadar kısa bir sürede o yanından geçip gitmiş oluyor. Bu asker anılarına kanarak Tatvan'dan Muş'a arabayla bir saatte gidilen yolu üç dört saatte gidebilmiştim Kara Trenle.

Bir de Radyonun icadını hatırlıyorum. Bizim köye gelişini daha doğrusu. En çok merak edilen şey, radyoda konuşanların nasıl bu kutuya sığdıklarıydı. Sadece benim gibi çocuklar değil, birkaç yaşlı kadının da böyle düşündüklerini hatırlıyorum. Bir de bütün bir köyün ikindi vakti saat beş buçuk olunca ibadet vecdiyle Erivan radyosunun yarım saatlik Kürtçe programına adeta kilitlenmelerini unutamıyorum. Radyolar yarıştırılırdı sonra. Yarışma programlarından söz etmiyorum. Basbayağı bizim köylüler kimin radyosu daha iyi çekiyor diye yarışırlardı. Birgün birkaç köylü radyolarını getirmiş, sırayla boş bir tenekenin içine koyuyorlardı. Dışarıda gürül gürül şakıyan radyo tenekenin içine girince birkaç dutu birden yutmuş bülbüle dönüyordu. Ama Allah var, Şükrü amcanın radyosu biraz bocalasa da büsbütün susmamıştı. Cep telefonlarının çekmesi için köyün dışında yüksekçe bir yere çıkan köylülerin şebeke yarıştırması gibi. Bir arkadaşımın anlattığına göre onların köyünde bir adam, radyonun antenine her dokunduğunda radyonun daha iyi çektiğini fark etmiş. Bunun üzerine radyonun antenine bir parça et bağlamış ve radyo çekmeye başlamış. Bunu galiba televizyon çağında da tatbik etmiş.

Elektrik seksenli yıllarda geldi bizim köye. Geceleri, uzaktan Erciş'in cümbüşü andıran lambalarını görebiliyorduk, ama köye gelişi en az tekerleğin icadı, ateşin keşfi, belki de yapay zekanın bulunması kadar heyecan yaratmıştı. Hummalı bir tesisat çekme sürecinden sonra bir yaşlı teyzenin çuvaldızı prize sokması ile yaşadığı kısa devreli şok olmasa hakikaten aydınlık getirmişti. Hele televizyon yok mu televizyon. Komşuluğun anlamını yeniden hatırlatmıştı. Tıkış tıkış dolardık televizyonu olan komşunun evine. Uflayıp puflamasını iltifat zannederdik.

Ateşin keşfini, tekerleğin icadını, "radyonun resimlisini" unutan insanlık, yapay zekayı unutturacak daha ne keşifler yapacak!