Yazarlar

Mustafa KARTOĞLU

Mustafa KARTOĞLU

mkartoglu@stargazete.com

CHP’nin gençliği ve Bahçeli’nin analizi

Cumhuriyetçi-cumhuriyet karşıtı’ tartışması Türkiye’nin ‘Cumhuriyet’ olduğunun ilan edilmesinin hemen ardından başlamıştı. ‘Cumhuriyet karşıtlığı’ yeni Cumhuriyet’in sahipliğini üstlenmiş Cumhuriyet Halk Partisi tarafından, bu sahipliği perçinlemek için kullanıldı. Bildik ‘kendisini karşıtıyla var etme’ politikası... Yıllar içinde CHP’nin tekelci cumhuriyetçi uygulamaları, değerlerine sahip çıkan milleti CHP’den uzaklaştırdı. (Bu bir anlamda CHP’nin de var olmasını sağladı.) CHP’den çıkan Demokrat Parti’nin ilk icraatı milletin kısıtlanan, yasaklanan, cezalandırılan değerlerini özgürleştirmek oldu. Sonraki yıllarda, artık ‘milletin reyini almak’ zorunda olan CHP de ‘milletin değerleriyle barışık olma’ ifadesini kullanmaya başladı. Bülent Ecevit’in ‘inançlara saygılı laiklik’ sözü, bu sürecin son sloganı oldu.

Ancak millet, kendinden olana iktidarı, kendisine saygılı olana da muhalefeti verdi. Bununla yetinmeyen ve ‘eski güzel günler’in özlemi içinde olanlar, ‘cumhuriyet karşıtlığı’nı 28 Şubat süreci olarak bilinen 90’lı yılların sonuna doğru yeniden tedavüle soktular. Refah Partisi yükselişine karşı revize edilen bu kavram, 2002’den sonra AK Parti iktidarına karşı kullanıldı; ‘cumhuriyet mitingleri’ ile simgeleşti.

Başlıca aktörleri emekli paşaların başında olduğu dernekler olan, ‘ordu göreve’ pankartlarının açıldığı mitingler, CHP tarafından desteklendi, sahiplendi, ‘değerlendirildi’...

Üzerinden 5 yıl geçti. Bu 5 yılda bir cumhurbaşkanı seçimi, bir anayasa referandumu, bir yerel seçim ve iki genel seçim yaşandı. ‘Cumhuriyet karşıtlığı’ üzerine kurulu bir siyasetin millette ne kadar karşılık bulduğu 5 kez test edildi.

CHP, bir siyasi parti olarak beklediğini alamadı. ‘Hareketliliğinden yararlanmaya çalıştığı kitlenin etkisinde kaldı, ulusalcılaştı’ eleştirileri başladı.

Dün bütün Türkiye, Cumhuriyet’in kuruluşunun 89. Yıldönümünü kutladı.

CHP ise ‘alternatif kutlama’yı tercih etti. Ancak bunu da ‘kendi’ organize etmedi. Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu, Silivri Cezaevi’ndeki Ergenekon tutuklusu Doğu Perinçek’in İşçi Partisi’nin gençlik örgütünün projesine dahil oldu; o ‘kitle’nin önüne geçerek yürüdü. Arkasında, bir başka partinin gençlik örgütünün bayrakları ve “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” pankartı olduğu halde... CHP Gençlik Kolları ise internet sitesinden duyurulduğuna göre ‘şu anda bakım çalışmasında’ydı. Zaten son iki yılda gençlik kolları başkanı 4 kez değişmişti.

İstanbul İl Başkanı ise 29 Ekim kutlamalarına katılan askerlere “Sizin korumanız gereken Cumhuriyet’e biz sahip çıkıyoruz” diye bağırıyordu. Askerlerin daha 7-8 yıl öncesine kadar cumhuriyete sahip çıkma yolu olarak darbeyi gördüklerini bilerek.

CHP’nin İşçi Partisi ve elitlerin silahlı kuvvetlerle işbirliğiyle devrim yapmasını öngören ‘Milli Demokratik Devrim’ci kitlenin arkasına takılması daha çok tartışılacak. Tartışmaya şimdiden bir başka muhalefet partisi MHP’nin lideri Devlet Bahçeli de kısa ve öz bir analizle katıldı bile: “Bazı sivil toplum kuruluşlarının Ortadoğu’daki bazı özentilere heveslenerek ‘halk hareketi başlatıyoruz’, ‘halk yürüyüşü yapıyoruz’ derken Türkiye’yi bir krize sokmaları, bunu da bazı siyasi partilerin çok sıcak sahiplenmeleri doğru değildir.”

Bu analiz, İşçi Partisi yayın organı Ulusal Kanal’ın, birkaç gün önce Esad’ın Baas rejiminin yayın organı Suriye Radyo Televizyonu ile işbirliği anlaşması yapmasını daha dikkat çekici kılıyor. Acaba Ankara’daki ‘alternatif cumhuriyet yürüyüşü’ aynı anda Suriye televizyonu tarafından da Ulusal Kanal ortaklığıyla canlı yayınlandı mı?

Cumhuriyet, cumhuriyet adına bütün yapılanlara rağmen 89 yıl önce TBMM’de nasıl ‘herkes tarafından’ ayakta alkışlanarak kabul edildiyse, bugün de aynı ruhla kutlandı, kutlanacak.