Yazarlar

Sibel ERASLAN

Sibel ERASLAN

sibeleraslan@stargazete.com

"ŞAH-I KURBAN": HZ. HÜSEYİN'E SELAM olsun... Çok üzgündü Zülcenah...

Sırtında taşıdığı Yiğitler Şahı, az evvel şehit edilmişti... Yelelerinden ve boynundan sızan kana, tere batmış sırtına, kılıç yaralarına aldırmadan bir yıldırım gibi Hz.Zeyneb’in yanına varmış... Darmadağın edilmiş Ehli Beyt kızlarının halen yanmakta olan çadırları arasında ağlaşan Resulullah (sav) torunlarına, kederle baktıktan sonra... Yere eğdiği boynunu mübarek süvarisi Hz.Hüseyin’in kız kardeşi Zeyneb’in avuçlarına bırakıvermişti...

Ağlıyordu Zülcenah... Kerbela, atların bile ağladığı bir kızıl gündü, boynu vurulmuştu sevda yemininin...

Bir çocuk gibi, güzel bir yoldaş, sadık bir arkadaş olarak ağlıyordu atı Hz.Hüseyin’in... Zeynep ona sımsıkı sarılarak gözlerinin içine baktığında, tüm göklerin çatlayıp dağıldığını, yeryüzünün matemle  çöktüğünü görmüştü... ‘’Ahh...’’ demişti. Ahh edince Zeynep, zaman ortadan ikiye bölünmüştü elveda bıçağıyla...

Hz.Hüseyin şehit olmuştu...

***

‘’Eğer Kerbela gününde şehit olmasaydı Kurban-ı Ekber, Pir-i Kurban... Taa kıyamete kadar kimseciklerde zulme başkaldırmaya dair ne takat, ne cesaret kalırdı... Bu tavrıyla Hz.Hüseyin, bin tane başım olsa bini birden Allah’ın yüce şeriatına kurban ve feda olsun demiştir. Allah yoluna kurban edilmişlerin şahıdır o. Masumdur, Dedesi Muhammed(sav)in kokladığı cennet reyhanı, arşın iki küpesinden birisidir. Feta’dır, fedaidir, Şah-ı kurbandır, Zebihullah’dır ’’... (Dersim’de sohbet ettiğim bir sahib-i hikmetten tuttuğum notlarımdan)

***

‘’De ki, şühesiz benim namazım, kurbanım, hayatım ve ölümüm, hepsi alemlerin Rabbi olan Allah içindir...’’ (En’am, 162) Namazı, kurbanı, hayatı ve ölümü, ‘’Allah için’leşmiş’’ bir Resul’dür Hz. Peygamber (s). Ayette geçen ‘’kurban’’ın, fiili kurbanlık anlamının yanında, Allah’a adanmışlık ve Allah’a yakınlık, kurbiyet vasfına da işaret ettiğini söyler tefsir bilginleri. Allah’a vasıl olacak şey; o kurbanlığın dökülen kanı, kemikleri veya derisi değil, Allah için’leştirilmiş saf istikametidir...

Her türlü sebepten arınmış olarak sadece Allah’a adanmışlığın sembolüdür kurban. Sebeplerden arınmanın ruhu özgürleştiren, yeryüzüne dair tüm kayıtlardan azade eyleyen haliyle, velayete açılan bir hikmet parlar kurban’da... Bu hal, şehitlerin halidir, ebrarın halidir aynı zamanda. Onlar Allah’a adanmış, Allah’a firar eylemiş, yaptıkları fedakarlıklar için bir teşekkür bile beklemeden yollarını Allah içinleştirmiş harikulade kimselerdir.

1-’’Hakiki iyilik mertebesi’’ olarak takdis edilen ‘’birr’’, 2-Allah katında ölümü öldürerek, sonsuz diriliğe ermişlerin ‘’şehadet’’i ve 3-basübadelmevt (ölümden sonraki diriliş)in sembolü, provası olarak ‘’Hac/kurban’’ rüknü... Aynı kevser havzının kenarlarında salınan üç değerli özgürlük hikmetini işaret eder...

Ebrar, şehitler ve kurbanlar, Allah’a adanışları itibarıyle, yeryüzünün hadlerini, dünyalık tüm hesap eksenlerini ve ölümü aşmış, kendisinden özgürleşerek fena buluşlarında ve fedalarında Allah’a yakin olmanın, beka’nın sırrına vasıl olmuşlardır...

Bu yüzden apaçık bir uyarı olarak Kuran-ı Kerim, şehitlere ölü demeyi yasaklar bizlere... Hakiki iyilerse(ebrar); ‘’bize teşekkür gerekmez’’ derler canlarından ve en sevdiklerinden verirken. Bu yüzden Kurban Bayramı da bir et bayramı değil, bir yakinlik, kurbiyet ifadesi taşır...

***

Er meydanında en tumturaklı dedikodular bile solup söner gider... Şehitlerle, iyilerle, kurbanlarla istihza olmayacağı gibi, onları incitmeye kalkanların kendi ruhları incinir, alınlarındaki insan olmaya has pırıltı solar, berekete has zevkleri, nasipleri tükenir, vicdanen yoksul düşerler.

Geçen hafta bazı medyalarda şehitlerimiz hakkında ‘’kurbanlık koyun’’ benzetmesi yapıldı malesef. Cehalet oluşu ayrı, bu kof ve kabasaba yorum, politik nefret anlamıyla körleşmeyi de içeriyor. Kendilerini kilitledikleri ‘’günah keçisi’’ ezberinin sığ yabancılığından bir nebze de olsa kurtulmaları, hem ‘’özgürleşme’’ deneyimi adına hem de ‘’insan’’ı keşfetmeleri yolunda ciddi bir ‘’yakınlaşma’’ imkanı doğuracaktır...

***

Zülcenah’ı Kerbela Gününden sonra bir daha gören olmadı. Zeynep’le bir müddet ağlaştıktan sonra Fırat’a doğru şaha kalkarak gözden kaybolduğunu söylediler son görenler...