Yazarlar

Mustafa KARTOĞLU

Mustafa KARTOĞLU

mkartoglu@stargazete.com

Davutoğlu’nun evinin duvarlarının dili

Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun memleketi Konya’daki ilk mitingini izlerken, bir ay önce cumhurbaşkanlığı seçimi için Tayyip Erdoğan’ın aynı yerde yaptığı son mitingi hatırladım.

Konyalılar, “Erdoğan başbakanlığı Konya’da bırakıyor” diyorlardı.

Haklı çıktılar...

Davutoğlu’nun ilk mitinginde de katılımları ve coşkularıyla bunu kutladılar.

Davutoğlu’nun Konya’ya Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç ve aynı görevden ayrılarak AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü görevine getirilen Beşir Atalay ile birlikte gelmiş olması da önemli bir göstergeydi. Arınç ve Atalay’dan ‘küskünlük’ bekleyenlerin karşılıksız kalan umutlarının kırıntıları da Konya’da silinmiş olmalı.

Davutoğlu ile mitingden sonra işadamlarıyla yaptığı geniş katılımlı bir yemeğin ardından, evinin bahçesinde sohbet ettik.

O sohbeti STAR’da dün okudunuz.

Ben biraz evin içinden söz etmek istiyorum.

İki katlı bahçeli evin ilk katında bir salon, çalışma odası ve toplantı odası olarak da kullanılan bir yemek odası var. Yaşamaktan çok, misafir ağırlamak için inşa edildiği duygusunu veriyor.

Yemek odasının duvarında

7 ayrı yağlıboya tablo asılı. Ama temaları aynı: Dar sokakları, kiremit veya toprak damlı evleri, camileriyle tipik, yalın ve mütevazı mahalle görüntüleri... Çıkarabildiğim kadarıyla Bosna veya Selanik’ten, Kırım’dan, Bursa’dan, Şam veya Mısır mahallelerinden görüntüler...

Oturma odasında sedef kakma bir Kubbet-üs Sahra kabartması, yanında Zeytin Dağı’ndan Mescid-i Aksa’nın göründüğü Kudüs tablosu...

Çeşitli boyutlarda orijinal hat örnekleri...

Çalışma odasından yadırganmayacak iki not almak yetti: Çoğu İngilizce tarih ve medeniyet kitaplarından oluşan bir kütüphane ve harita...

Basit ama sembolik derinliği olan, aynı zamanda bir ‘zihin haritası’nı işaret eden aksesuarlar bunlar...

AK Parti kongresinde “Selam olsun...” diye başlayan konuşmasında çizdiği harita da buydu...

Türkiye merkezli bir medeniyet haritası.

Stratejik derinliğini tarihten alan, ana arterlerini o tarihten gelen kültür, inanç ve medeniyet bağlarının oluşturduğu, vicdan merkezli-insan hedefli bir harita...

Konya’da da, doğduğunda köy olan Taşkent ilçesinde de hemşehrilerinden bu düşünce ve coğrafya haritası üzerinde ‘sefere çıkma’ görevini istedi, helallik aldı.

Davutoğlu hem Türkiye’ye hem de dünyaya açık bir politika izliyor. Bir ‘suç’ gibi gösterilmeye çalışılan ‘Neo-Osmanlıcılık’ yazılarından, söylemlerinden etkilenmiyor; aksine ilk yurt gezisini Osmanlı’nın kurulduğu Söğüt’ten başlatıyor...

Neo-Oryantalist/Batıcı düşüncenin ‘kötülük’ gömleği giydirmeye çalıştığı Osmanlı’nın, Selçuklu’nun gerçek mirasının, gerçek gömleğinin ne olduğunu bilmenin getirdiği özgüven bu.

Yeni Türkiye tasarımının temel ekseni olarak vurguladığı ‘özgüven’...

Çünkü basitçe;

Osmanlı’nın şeytanlaştırılmasının arkasında Ortadoğu’daki petrol coğrafyasına yönelik hesapların olduğunu, Selçuklu’ya ‘kötülük’ gömleği biçilmesinin arkasında Haçlı seferlerinin yattığını biliyor.

Bu ‘kötülük gömleği giydirme/şeytanlaştırma’ya yönelik algı operasyonunun aslında hiç bitmediğini, belki bitmeyeceğini de...

Anadolu Ermenilerinin kışkırtılması ve buna karşı alınan sert ve tartışmalı önlemlerin kumaşıyla dikilen ‘soykırımcı’ gömleği de; PKK terörü ve ona karşı atılan sert ve tartışmalı adımların kumaşıyla dikilen ‘insan haklarını ihlal eden ülke’ gömleği de böyle giydirilmişti Türkiye’ye...

Bu algıyla mücadele hem ülkenin demokratik ve psikolojik enerjisini tüketti, hükümetleri her adımlarında ‘ne derler’ endişesine sürükleyerek karar mekanizmalarını bozdu, hem de ‘risk primini’ yükselterek ekonomiden gelen enerjiyi zayıflattı.

Şimdi ‘yeni Türkiye’ bir başka algı operasyonuyla, bir başka ‘şeytanlaştırma’yla karşı karşıya. Suriye iç savaşı, IŞİD, Alevilik, çözüm süreci ve ‘diktatörlük’ algısı inşa etme operasyonu bu sürecin parçaları.

Doğru soru şu;

Türkiye yine ne yaptı da bunlar oluyor?

Cevabını Türkiye’nin Suriye, Ortadoğu ve enerji koridorları üzerinde etkin olmaya başlamasında; terörü bitirmeye yönelik çözüm sürecinin ilerlemesinde; tek parti iktidarının 12 yıldır gücünü ve istikrarını korumasında; sorunlara ‘sorunları büyütmeyen’ çözümler aramasında bulabilirsiniz.

Türkiye’nin şansı, ‘ne derler, nasıl görünürüz’ endişesiyle değil, ‘gerçekte ne oluyor, en doğru ve vicdani hareket tarzı ne, biz ne yapabiliriz’ mantığıyla ‘siyaset üreten’ bir yönetime sahip olması.

Bu sadece Türkiye’nin değil, ‘tarih coğrafyası’ ve ‘gönül coğrafyası’nın da şansı.