
Pakistan-Afganistan savaşı için 5 yıl önce uyarmıştı...

Bugün bir yandan cezaevinde yediği dayak sonrası morarmış gözlerine bakıyorum.
Bir yandan da yerli ve milli olmak ne kadar zor diye düşünüyorum.
Açık söyleyeyim, içimdeki ince sızılardan biridir.
Eski Pakistan Başbakanı İmran Han'ın başına gelenler...
Gelin sizi 2021 yılına götüreyim.
İmran Han bir röportaj veriyor...
Soru şu; "Amerikan hükümetinin El Kaide, DEAŞ ve Taliban'a karşı sınır ötesi terörle mücadele operasyonlarını yürütmek için burada, Pakistan'da CIA'yi bulundurmasına izin verecek misiniz?"
Pakistan Başbakanı İmran Han hiç tereddüt etmeden cevap veriyor.
"Pakistan topraklarından Afganistan'a yönelik herhangi bir üs kullanımı ya da herhangi bir eyleme izin vermemize imkan yok. Kesinlikle hayır"
Çünkü zaten seçimi de bu yerli ve milli duruşuyla kazanmıştı...
Sonrasında yaşananları kısaca özetleyeyim...
Önce Meclis'te milletvekilleri saf değiştirdi. İmran Han güvensizlik oyuyla iktidardan düşürüldü.
Sonra hakkında çeşitli iddialar dolaşıma sokuldu.
Seçime girmesi engellenmeye çalışıldı.
Pakistan Adalet Hareketi Partisi Lideri Han, yılmadı meydanlara çıktı. Miting konvoyunda saldırıya uğradı. Suikastta yaralandı...
Yine pes etmedi... Bu kez de yolsuzluk suçlamasıyla cezaevine atıldı... İşte yüreğimi yakan fotoğraf da cezaevinde yediği dayak sonrası çekilmişti...
Sağ gözünde yüzde 85 görme kaybı vardı...
Oysa İmran Han çok ünlü bir kriket oyuncusuydu, çok varlıklıydı... Ünlü olmanın, zenginliğinin tadını çıkarıp, konforlu bir hayat sürebilirdi. Tam bağımsız Pakistan mücadelesine girişmeyi tercih etti...
Bugün geldiğimiz noktada 5 yıl sonra ne kadar haklı olduğu net bir şekilde görülüyor. İmran Han, CIA üslerine izin vermeyeceğini söylemişti. "70 bin insanımı kaybettim bu yüzden demişti." Bugün Pakistan-Afganistan savaşını konuşuyoruz...
Müslümanı, Müslümana kimler kırdırıyor? Varın siz tahmin edin... Ancak daha önce Pakistan'a saldıran ve boyunun ölçüsünü alan Hindistan'ın, İsrail ile bu kadar yakınlaştığı bir dönemde, Netanyahu'nun "Altıgen İttifakı kuruyoruz" açıklamaları yaptığı günlerin hemen ardından İran'ın yanı başındaki iki ülkenin savaşa tutuşması ne kadar tesadüf olabilir? Varın siz hesaplayın...
Şimdi meselenin bir başka boyutunu da birlikte değerlendirelim... 2008'de parti kapatma davasından kıl payı kurtulan, 2009'da İsrail'e "One minute" çektikten sonra başına gelmeyen kalmayan Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı kaybetseydik acaba nasıl bir Türkiye'de yaşıyor olurduk... Millet 15 Temmuz'da CIA aparatı FETÖ darbesine direnirken, 2023 seçiminde ABD'nin kurduğu altılı masaya hayır derken aslında kendi geleceğine de sahip çıkmış, bugün çok daha iyi anlıyoruz. Elbette takdir milletin ama yaşadığımız coğrafyanın gerçeklerini asla unutmadan sandığa gitmeliyiz... Çünkü belki de bu coğrafyadaki en önemli ödevimiz oyumuzu kullanırken öfkeyle değil, akılla hareket etmemiz olmalı...
Zira ABD'deki 8 saatlik hamburger molası hala bir sır olan Kılıçdaroğlu, İngiltere'ye "terk edilmiş gibi hissediyoruz" diye yalvaran Özel ya da ABD elçisi karşısında iki büklüm "I am okay" diye poz veren İmamoğlu'na "Türkiye emanet edilir mi?" sorusunun cevabını yine bizler vereceğiz...
Bize düşen doğru bildiğimizi anlatmak, çünkü bizler bu ülkenin sessiz neferleriyiz... Belki gücümüz, reytingimiz ya da etki alanımız, sesi çok çıkan popüler muhalif isimler kadar yok ama doğru yolda olmanın huzuru var... Bizler Hazreti İbrahim'e su taşımaya çalışan karıncaların safındayız...

PANDORA'NIN KUTUSU AÇILDI
İsrail yine aynısını yaptı...
ABD eliyle İran'ı Cenevre'de müzakereye davet edip ardından müzakereler sürerken yine ABD ile birlikte saldırıyı gerçekleştirdi.
Tel Aviv yönetimi açık açık "hedefimiz rejimi yıkmak" mesajı veriyor.
Yani bombaların, füzelerin yanı sıra psikolojik harp de şiddetli bir şekilde devam edecek gibi görünüyor... İran'a bir kara harekatı yapmadan ABD ve İsrail'in hedeflerine ulaşması zor. Bu yüzden de halkı kışkırtmak istiyorlar.
Bombardımanlar kadar İranlıların sabrı da meselenin gidişatını belirleyecek gibi görünüyor... Ancak İran'ın misilleme saldırılarına bakılırsa Pandora'nın kutusu Orta Doğu'da açılmış gibi görünüyor.
12 Gün Savaşında beklediği reaksiyonu göremeyen İsrail, ABD'yi de bu karanlığın içine çekmeye çalışıyor... Meselenin üstüne stratejik analizler yapacak değiliz. Ancak Afganistan-Pakistan Savaşı, İran-ABD savaşı tam da İsrail'in istediği gibi yaşadığımız coğrafyada kaosa perde aralıyor.
Bu yüzden bizim ülkemizin, dirliğine, birliğine sahip çıkmamız, ayaklarımızı yere sağlam basmamız ve geleceğe çok sıkı hazırlanmamız gerekiyor.

"BOŞANMA DAVASI 8 YIL SÜRER Mİ?"
Adalet Bakanı Akın Gürlek, milletimiz için bir şans olabilir. Zira bizatihi sistemin tam içinden, kalbinden geliyor. Sorunları yaşayarak da gördüğü için iyi biliyor. Bu yüzden Nevşehir'de hakim ve savcılarla buluşmasında yaptığı açıklama beni umutlandırdı...
"Yargılamaların makul sürede bitirilmesi şart" görüşünü paylaştı.
"Hâkim kusura bakmasın 8 yıldan beri sen boşama davasını niye bitiremiyorsun? Bunun sebebini sormak zorundayız. Vatandaş neden mağdur olsun? Kira tespit davası neden 4 yıl sürsün? Tahliye davası neden 5 yıl sürsün? Bunun süresini vatandaş bilecek. Neden geciktiğini de bilecek" ifadesi umarım, meseleye sağlam bir neşter atılacağı anlamına geliyordur... Öncelikle adli tatil uygulamasına son verilmesi, hatta belki de tıpkı sağlıkta, güvenlikte olduğu gibi adalette de vardiya usulüne geçilmesi düşünülebilir... 9-17 çalışan bir adalet sisteminden gerekirse üç vardiya çalışan bir adalet sistemine geçilebilir... Türkiye bu şartları temin edebilecek güçtedir. İsmi Adalet olan bir partiye de adaletin hızlı ve sağlıklı tecellisini sağlayacak şartlar oluşturmak yakışır... Geç gelen adalet ne kadar adaletli sorusu her daim ortada durmaktadır...

SIFIR ATIK MÜMKÜN
Sayın Emine Erdoğan Hanımefendi'nin himayelerinde yürütülen "Sıfır atık" mücadelesi hem çok kıymetli hem de çok önemli... Zira dünya bizim torunlarımıza bıraktığımız bir miras değil, onların bize emaneti... Ancak tüketim girdabında öyle bir savruluyoruz ki insanlık olarak hem kaynakları tüketiyor hem de sürekli atık üretiyoruz.
Bu yüzden Sıfır Atık Vakfı'nın hayata geçirdiği "COP31 Dijital Koordinasyon Merkezi" çok anlamlı bir adım oldu... Erdoğan, NSosyal hesabından yaptığı paylaşımda, "Bu anlamlı adımın, COP31 sürecinin daha aktif, daha adil ve geniş tabanlı katılımla gerçekleşmesine vesile olacağına yürekten inanıyorum. Sürdürülebilir dönüşüme ivme kazandıracak dijital merkeze, doğa dostu herkesin fikirlerini iletmesini ve küresel iklim diplomasisine paydaş olmasını temenni ediyorum." iİfadesini kullandı.
Türkiye bu konuda dünyaya örnek işler başarıyor.
9-20 Kasım tarihlerinde Antalya'da düzenlenecek Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 31. Taraflar Konferansı sürece yeni bir ivme katacak. Bizlere düşen de süreçleri takip edip, öğrenip sıfır atık hedefine destek vermek olmalı... Çünkü sıfır atık mümkün ve ancak birlikte bunu başarabiliriz.