Sibel ERASLAN
Sibel ERASLAN
sibeleraslan@star.com.tr
Tüm Yazıları

''Değerler Sonrası'' yeni dünya düzeni…

1990'lardan itibaren modern-sonrası döneme girip girmediğimiz üzerinde yoğunlaşan, büyük kısmıyla sosyolojik ve önemli bir diğer kısmıyla da felsefi post-modernizm tartışmalarını geride bıraktığımız çok oluyor.

Bir yandan küresel iletişimin hayatımızın vazgeçilmez bir parçası haline gelmesi, bir yandan sınır tanımayan küresel haberleşme ağlarının sağladığı avantaj-dezavantaj bilançosu, insanlığı 'nasıl olsa gider'den, 'ne olsa gider'e dönüştürdü. Birey adına ilk elden özgürleşme gibi gelen internet erişimi, son kertede hepimizi katmerlenmiş kapitalizmin istemli-istemsiz bağımlılarından eyledi. Tezatları bir arada yaşar olduk.

Tezatlar bir arada yaşanırken, hakikatin azar azar yanımızdan kaçtığını, uzaklaştığını fark edemedik bile... Biz hakikatin yerine, sanal olanları koyar olduk. Bu hem vakit kazandırıyordu bize, çokça malumatımız oluyordu hemen her şeyle ilgili, hem de müthiş bir ilgisizlik imkanı oluyordu, çünkü her şeyi sanal medya üzerinden takip ediyorduk, sorumluluk almadan, yara-bere almadan, mesafelerin ötesinden... Dolayısıyla her şey ekranda bir istatistiğe dönüşüveriyordu... İsrail Gazze'de 78 bin insanı gözünün yaşına bile bakmadan hunharca katletti derken, hem sanal alemde İsrail'i kınamayı başarıyor, hem de Gazze'de vefat edenleri bir çırpıda sayısal bir meblağ olarak söyleyebiliyorduk.

Sanal medya bize sınırsızlık imkanı gibi gözüken, yeni bir sınırlar ülkesi vaat ediyordu aslında. Misal; İsrail aleyhine ve onu ilzam eden mesajlar attığımızda, o iletişim ağının sahibi bizi cezalandırıp, hesabımızı askıya alabiliyordu. Veya X platformunun İran'a yaptığı şekliyle; İran'ın mevcut bayrağını değiştirip, yerine devrik İran Şahına ait sancağı koyabiliyordu. Bir ticaret firması bir ülkenin bayrağını nasıl değiştirebilir ki? Bu nasıl bir cüret! Sınırsızlık ve sınırlılık işte aynı anda mevcuttu...

Biz o sanal dünyanın müşterisi, tüketicisi olduğumuz ve patronun kurallarına uyduğumuz sürece her türlü iletişimde özgür ve sınırsızdık...

Şimdi bu küresel oyun, kendisini dış politikada da işletmeye başladı. Bir tür tarihsel geri düşüş şeklinde, yağmacılık ve korsanlık günlerine geri dönüş başladı. Dış ilişkilerde güya yeni dünya gündemi olarak belirledikleri bu yol tutma tarzı, haydutluktan başka bir şey değil oysa, düzen falan değil.

Son olaylar: Venezuela'daki darbe ve ardından Bay Trump'ın ABD petrol şirketleriyle yaptığı sömürü toplantısı görüntüleri... Prof. Varoufakis'in 'kapitalizmi kim öldürdü?' sorusuyla başlattığı tartışmayı getiriyor Trump şahitleri olarak hepimizin akıllarına... Dünya adına yeni bir paradigma da değil bu! Aksine tarihsel bir geri düşme! Hatırlarsanız, özellikle pandemi ile tecrübe ettiğimiz küresel korku ve küresel içe kapanışla birlikte, dijital medya hayatımızın ta kendisi olmaya başlamıştı. Hayatımızı akıllı telefonlarımızın veya kompüterlerimizin ekranları üzerinde yaşamayı adamakıllı tecrübe etmiştik.

Prof. Varoufakis'in söylediği gibi dijital bir feodaliteyle karşı karşıyaydık. Gelişen yeni dijital medya ortamları, aynı zamanda yeni bir ticaret dönemi anlamındaydı. İnternet erişiminin artan hızı, sosyal medya ortamlarının çokluğu ve çeşitliliği, WhatsApp'tan, Twitter'a, X'e, Instagram'dan, YouTube'a, fotoğraf transferlerinden, bulut erişimine kadar, kapitalizmin yeni cakası, hatta başkalaşımı ile karşı karşıyaydık...

Dijital teknoloji ve yapay zeka, artık birer savaş kahramanına da dönüştüler. İsrail'in Gazze'deki soykırımına eşlik eden İran ve Lübnan'a yönelik suikast atakları, tamamen dijitalleşmiş teknolojiler üzerinden gerçekleşti.

Bay Trump'ın Venezuela'da darbeyle gerçekleştirdiği adam kaçırma faaliyetleri de yine savaş teknolojilerinin yardımıyla vuku buldu. Herhangi bir değerler silsilesine de asla atıf yapmayan bir haydutluk çağının da açılışı yaşanıyor dünyada...

Öte yandan çağların isimleri ne olursa olsun bizim bakışımızla dünyanın zamanları zaten hüsran içindedir, çünkü dünya ve dünyadaki her şey yitip gitmektedir, ölümlüdür... Ancak hakkın yanında saf tutup, birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenler hariç her şey hüsrandadır. Sonunda ölümün olduğu bir hayatta, hüzün her daim vardır...