Yazarlar

Ahmet KEKEÇ

Ahmet KEKEÇ

akekec@stargazete.com

Demek ki bu MGK çok sevap kazanacak

Ahmet KEKEÇ tüm yazıları

Eşkıya, biçare, Yezit, Firavun... Bunlar, Cumhurbaşkanı Erdoğan için sarf edilen sözler. 

Bir de “uzun” var.

Ki, en ehvenidir... Uzun’un ölmesi için toplu dualar, kahhariyeler, hacet namazları...

Bütün bu faaliyetler toplamı, bize, yapılan işin “din”le irtibatlı olduğunu gösteriyor. Yani, Erdoğan’la mücadele, sadece Emniyet ve Yargı’da yuvalandığı iddia edilen güç(ler) tarafından yürütülmüyor; bu güce dinden “referanslar” getiren (yani bu gücü meşrulaştıran) taraftarlar da mücadelenin bir ucundan tutuyor. Kiminin dinleme cihazı, kiminin bedduası...

Buraya tekrar döneceğim...

MGK toplantısında, istihbar ettiğimiz kadarıyla, ağırlıklı olarak, devlet için tehdit oluşturan paralel yapılar ele alınmış. “Paralel yapılar”dan kasıt cemaatler midir, hizmet örgütleri midir, dini oluşumlar mıdır?

Ben, her ağzını açışta, “Eşkıya, biçare, Yezit, Firavun” diye ünleyen müntesipler gibi düşünmüyorum.

Paralel yapılardan kasıt, cemaatler, dini oluşumlar ve referansını dinden alan sivil toplum faaliyetleri değildir.

Çünkü dindar olmak suç değildir.

Bu cümleden olarak, dernek kurmak, “lobi faaliyeti” yapmak, cemaatleşmek ve dayanışma örgütleri kurmak da suç değildir ve tecziye gerektirmez. (Bu faaliyetlerin suç sayıldığı dönemleri biliyoruz. MGK, rutin toplantılarında, referansını dinden alan bütün sivil toplum faaliyetlerini tehdit kapsamına alır ve bunlarla etkin mücadelenin “kararlılıkla” yürütüleceğini bildirirdi.)

Dernek kurmak suç değildir ama “devletin gizliliğine” sızıp, elde edilen bilgileri başka ülkelere servis etmek suçtur.

Başbakan’ı tarassut altına almak suçtur.

Fiziki takip uygulamak suçtur.

Kritik enerji anlaşmalarına imza atmış Enerji Bakanı’nı dört yıl boyunca dinlemede tutmak suçtur.

Kriptolu telefonların şifrelerini çözmek suçtur.

Belge imal etmek suçtur.

Sınav sorularını çalmak suçtur.

Kumpas kurmak suçtur.

MGK, mevcut yasaların “suç” saydığı bütün bu faaliyetler kalemini masaya yatırdı ve devletin güvenliğini tehlikeye atan oluşumlarla etkin mücadele yolunun benimseneceğini açıkladı.

Doğru bir iş yaptı bence.

İsabet kaydedilirse, MGK üyeleri “iki sevap” kazacaklar.

Fethullah Gülen, sivil toplum faaliyetlerini bile suç kapsamında gören eski dönemin MGK’ları için, “İçtihatlarında yanılırlarsa bir sevap, yanılmaz ve isabet kaydederlerse iki sevap kazanırlar” diyordu.

Ben, doğru içtihatta bulunan yeni dönem MGK’sının çok sevap kazanacağını düşünüyorum.

Dikey hiyerarşik din örgütlenmesinin bir gazetesi, dün, yeni dönem MGK’sının aldığı kararları eleştiren iki yazı yayınladı. Daha doğrusu, iki müntesibin görüşlerine yer verdi.

Biri, “Kim korkar Kırmızı Kitaptan” diyordu, diğeri de, “Eşkıya, biçare, Yezit, Firavun” diye dümdüz gidiyordu.

Bir dakika arkadaşlar...

MGK’nın etkin mücadele yolunu benimsediği “kirliliklerle” sizin ne alakanız var?

Niçin göğsünüzü siper ediyorsunuz?

Başbakan’a fiziki takip uygulayanlarla ilgili işlem yapılmasın mı?

Devletin gizliliğine sızanlar tehdit kapsamına alınmasın mı?

Neye itiraz ediyorsunuz?

Efendim, “Kırmızı Kitap” diye bir şey olur muymuş? Demokrasilerde böyle şeyler kabul edilebilir miymiş?

Kabul edilemez, tamam da... MGK faaliyetlerine kutsallık atfedildiği ve üyelere bol keseden sevap yazıldığı dönemlerde niçin Kırmızı Kitaba kafa atmıyordunuz?

Biraz yukarıda, Uzun’un ölmesi için yapılan toplu duaların, okunan kahhariyelerin, kılınan hacet namazlarının “din”le irtibatlı faaliyetler olduğunu yazmıştım.

Bunu “iş” edinmiş müntesipler var...

Fakat aynı müntesipler, ilginçtir (hakikaten ilginç), yurtdışına çıktıklarında, “din”den yakınan açıklamalar yapıyorlar; Türkiye’nin İslamcılaştığını, her deliğe İmam Hatip Okulu açıldığını, içkinin yasaklandığını filan anlatıyorlar ve Amerikalılardan bol alkış alıyorlar.

İçeride dindar, dışarıda ladini...

Erdoğan’a karşı savaşırken, içeride dini kavramları kullanıyorlar, dışarı çıkınca “sekülerizme” sarılıyorlar,

Bu karaktere kaç sevap yazmak lazım?