Betül Soysal Bozdoğan
Betül Soysal Bozdoğan
betul.bozdogan@star.com.tr
Tüm Yazıları

Deniz Göktaş ile eşit şartlarda değiliz

Başlığı okuyunca "Deniz Göktaş da kim?" sorusunu sormanız çok doğal. Sol seküler camianın parlattığı yeni bir isim, sözde bir komedyen.

Konuşmalarında daha çok siyasi mesaj içerikli kurgu ve kompozisyon var. "Azgın azınlık" tabirinin yansıması olan topluluklar bu adamın müdavimi. Göktaş gösterilerde dini aşağılayıcı sözde espri/hakaretler yaparak müzmin muhaliflere katarsis duygusu yaşatıyor ve muhafazakarları yenememenin getirdiği birikmiş öfkenin yerini alayla birlikte sahte başarı hissi ve üstünlük duygusu alıyor.

Ve fakat burası muz cumhuriyeti değil. Her yapanın yaptığı yanına kar kalacaksa, bu ülkede işin içinden çıkamayız.

Gösterilerde kullanılan dini değerlere yönelik alay ifadeleri sosyal medyayı karıştırdı, çokça tepki çekti. Toplumun tepki gösterdiği ve ifşa edilen Deniz Göktaş ifadeye çağrıldı.

Savcılıkta ifade veren Göktaş, Türk Ceza Kanunu'nun 216'ncı maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan "halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılama" suçundan tutuklandı.

Sonra ne oldu?

CHP Genel Başkanı olarak Kemal Kılıçdaroğlu ziyaretine gitti. "Azgın azınlık" adliye önünde gösteri yaptı. Sol-seküler medya ve CHP dalkavukluğu yapan TV kanalları "neşemizi çalamazlar" sloganları atarak yapılan uygulamayı eleştirdiler.

Oysa yapılan uygulama hukukun gereği idi.

Ve fakat her şeyde oldukları gibi bu konuda da yine çifte standartlı davrandılar. Atatürk hakkında veya Alevileri ima eden en ufak eleştirel bir yaklaşıma bile tahammülleri yoktur. Bu kesimin gazetecilerinin yazıp çizdiklerinden dolayı azınlıklardan defalarca özür diledikleri aşikardır. Ve fakat aynı kesimden Müslümanların değerlerine dönük yapılan saygısızlığa yönelik "yanlış yaptınız" şeklinde bir yaklaşım bulamazsınız.

Başlığım şimdi daha iyi anlaşıldı sanırım.

Ne Deniz Göktaş ile ne de bu sözde komedyeni destekleyen kesimle eşit değiliz. Çünkü biz gazetecilik yaparken de, siyaset icra ederken de, sosyal medyada bir fikri ifade ederken de veya sivil toplum faaliyetlerinde ahlaklı olmak zorundayız. Değerlerimizle alay edilse bile aynı seviyeye inmeden ama hak ettiğini vermek durumundayız; hukuken de, siyaseten de, medya mecralarında da...

Eşit değiliz! Çünkü onların ahlaklı olmak gibi bir dertleri yok... Peki bunun nedeni nedir? Cevabı Fransız filozofa bırakalım. Simone Weil, "Kökler" adlı eserinde şöyle der: "Mizah, dünyevi hırsları ve kibirleri hedef aldığında bir erdemdir. Fakat insanın aşkın olanla kurduğu bağı alaya aldığında, adalete ve insan ruhuna karşı işlenmiş bir suç haline gelir. İnsanın ruhsal ihtiyaçlarının en başında 'kutsallık duygusu' gelir. Bir insanın inandığı, mutlak kabul ettiği değerleri alay konusu yapmak, onun ruhsal varlığına kasıtlı bir saldırıdır. Kutsalı aşağılayan bir gülüş, ruhun çoraklığının en kesin kanıtıdır."

Evet, ahlaklı olmak gibi bir dertlerinin olmayışı ve dini değerlere yönelik saldırıları; kocaman büyük bir ruhsal boşluğun ifadesidir.

Bakınız bu topraklarda kadim bir teamüldür... Sokakların yazılı olmayan kuralıdır; Allah'a, Peygamber Aleyhisselam'a, Kur'an'a, dini değerlere ve ay-yıldız bayrağımıza alay, küfür veya hakaret ettirmeyiz!

Bu bizim kodlarımızda vardır. Bırakın sahneyi, bırakın TV ekranını, sokakta bile buna izin vermeyiz.

Hem de yüzlerce senedir, bu böyledir.

Kimse bizim hassas noktalarımıza dokunmasın!

Bakınız, geçen gün Suriyeli bir gençten dinledim, şöyle diyordu: "Türkiye'de sosyal dejenerasyondan şikayet ediliyor ama sokaklarda bir kere bile dine küfreden görmedim. Bu çok saygı değerdir."

Bizi çok doğru okumuş, Suriyeli genç.

Anlam dünyamız, değerlerimiz dokunulmazdır!

Böyle biline.