Yazarlar

Halime Kökçe

Halime Kökçe

hkokce@stargazete.com

Dersane mi okul mu?

Dersanelerle ilgili ilk yazımı 2007’de yazmıştım, dershaneler gündemde bile yokken. Dönemin Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik dershanelere ihtiyacı azaltacağını söyleyerek 8. sınıfta yapılan OKS’yi kaldırıp 6, 7 ve 8. sınıflarda yapılan SBS’yi getirmişti.

Adım gibi emindim sınav sayısını artırmanın dershanelere yönelimle sonuçlanacağından. Nitekim sınav sayısındaki artış çok kısa sürede meyvesini verdi ve öğrenciler 5. sınıfından başlayarak her yıl dersaneye gider oldu.  

Öyle çok bilmiş twitter ahalisinin “gönderme o zaman, kafana silah mı dayıyorlar” demesine bakıp herkesin yarış atı gibi çocuklarına dersane yuları taktığı bir yerde ben göndermiyorum demek de olmuyor. Diğer çocukların yarış için kondisyon tuttuğu sırada, hafta sonu da dinlensin, eğlensin yavrucuğum derseniz çocuğunuzun yarışı kaybetmesini baştan göze almışsınız demektir.

Sadece sınavlar değil, mesela lisenin 4 yıla çıkartılması da dersane sektörünün palazlanmasına yol açtı. Daha önce sadece lise sonda dershaneye giden çocuklar hem 3. hem 4. sınıfta dershaneye gitmeye başladı. OKS’nin SBS olmasıyla ise firen patladı. Milli Eğitim’e bağlı dersane sayısı okul sayısıyla yarışmaya yüz tuttu. Dershaneler okulların istinat duvarına döndü. Çocuklar ve aileler okuldan çok dershaneyi mühim tutmaya başladı. Dershaneleri kaldır maariften geri ne kalır ki, diyecek hale geldik.

Öncelikle bunun hiçbir ‘medeni’ ülkede istenilir, kabul edilir bir durum olmadığını tespit edelim. Eğitim-öğretim sistemiyle ilgili yapılacak reformların bazı radikal kararları gerektirdiğini de...

Elbette sadece dershaneleri kaldırmakla eğitim-öğretim sistemindeki sorunları çözmüş olmayız. Zaten yapılmaya çalışılan da okul merkezli bir öğretim ve öğrenci seçme sistemi oluşturmak.

‘Zaman’ın tasarısı’

Hafta içi Bakanlar Kurulu’na gitmesi beklenen dershanelerle ilgili tasarı, Zaman gazetesi ve çevresinde “Eğitime darbe” başlığıyla verildi. Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı’nın iddialara verdiği cevapları dikkatle izledim. İddiaların tamamının yalan olduğunu anlaşılıyordu Avcı’nın açıklamalarından. Zira tasarının Zaman’ın haberleştirdiği metinle alakası yoktu. Hüsnü zan konusundaki hassasiyetini iyi bildiğimden Zaman, taa Ağustos ayında gündeme gelmiş bir öneriyi nihai taslak metin oymuş gibi haberleştirmişti. Madem haber atlatacaktı, bari doğru taslağa ulaşsaydı!

Bana kalsa dershaneler tümden kalkmalı ama tabii ki bunlar aynı zamanda ticari işletmeler. Nasıl ki bakkal dükkanı açmak yasaklanamaz dershanelerin de kapısına kilit vurulamaz. Bu en başta kişi haklarına aykırı. Peki öyle mi olacak?

Bakan’ın açıklamalarından anladığımız, tasarıya göre dershaneler bundan böyle MEB’e bağlı, MEB’in tanımladığı ve denetlediği eğitim kurumları olmayacaklar. MEB tabelasını indirip kendilerine “eğitim kafe”, “okul takviye kulübü”,  daha havalı olsun diye “learning house” gibi isimler vererek yollarına devam edebilirler. Ya da bir an evvel özel okula dönüşmeye çalışırlar ve bunun için hükümetin sunacağı teşviklerden faydalanırlar.

Demek ki hür teşebbüse mani bir durum da yok.

Ayrıca neyin eğitim kurumu olarak tanımlanacağı ya da tanımlanmayacağını MEB’in belirlemesinden daha doğal ne olabilir.

Çocukları kurban ediyoruz

Dersanelerin sunduğu iddia edilen fırsat eşitliği bahsine gelince; öğrenciler mümkünse dershanelerin olduğu değil olmadığı bir vasatta eşitlenseler daha iyi değil mi? Ekonomik durumu iyi olan zaten dersaneyle yetinmiyor, yeni çıkan VIP dersaneleri tercih ediyor, butik dersane hizmeti alıyor, üstüne bir de özel ders aldırıyor. Sonra çocuklar zombiye dönüyor.

Zaten meselenin özü bu; kendimizi kandırıyoruz ve çocuklarımızı kurban ediyoruz.

Zaten tahta sıralara oturdukları andan itibaren başarmak zorundalar. Dersaneler bu yarışı daha da hırçınlaştırıyor.

Bu yüzden “öyle bir reform yapalım ki dersane ihtiyaç kalmasın” demek gerçekçi değil. Dersane sebep değil sonuç, evet. Ama şu halde dersaneleri de aynı anda ve hızda dönüştürecek bir reforma ihtiyaç var.

Ayrıca anne-babalar bile hafta tatili yaparken çocukları haftanın yedi günü sınıfa sokmak bana acımasızca geliyor.

Bunu savunmak, olayı gözü yaşlı kliplerle “baba beni dersaneye gönder” havasına büründürmek düpedüz cinnet hali!