Yazarlar

Halime Kökçe

Halime Kökçe

hkokce@stargazete.com

Devletten çok devletçi, örgütten çok örgütçülere rağmen

Halime Kökçe tüm yazıları

6 Haziran günü Ak Parti Diyarbakır’da çözüm süreci çalıştayı gerçekleştirdi. Çalıştay çözüm sürecine aşı oldu diyebilirim. Bir tarafta PKK’nın Diyarbakır Lice’deki yol kapama eylemi ve emniyet güçlerinin buna müdahalesi, diğer tarafta Diyarbakır Belediyesi’nin seyir keyfini bozan annelerin ‘dağı’ inleten sesleri: Çocuklarımızı geri gönderin!

Türkiye ve Diyarbakır bunları konuşuyordu.

Çözümsüzlük arayışında olanların “çözüm süreci bitti biter” temennilerine rağmen, Kürt siyasi hareketi temsilcilerinin çocukları için eylem nöbeti tutan annelere “MİT’ten para almışlardır” diyebilmelerine, “çocuklarınız dağa gitmiş daha ne istiyorsunuz”, “zorla götürme yok” diyecek kadar şuursuzlaşabilmelerine rağmen hükümet süreci hızlandırma iradesi sergiledi.

İmralı’dan gelen mesaj da bu yöndeydi.

Çalıştayın açılış konuşmaları dışındaki kısmı, basına kapalı gerçekleşti. Yazacaklarım, çalıştay ile ilgili genel izlenimlerim ve çalıştayın, sürecin bu aşamasında nasıl bir etki yapabileceği, süreci nereye taşıyabileceğine dair öngörülerimdir:

***

Geldiğimiz nokta itibariyle bence çözüm sürecinin en zor etabı geçilmiştir.

Asıl zor olan, sürecinin bazı gerekliliklerinin toplumsallaşarak kabul görmesiydi. Bu, barışı istemekten daha karmaşık bir denkleme oturuyordu. Çözümün tek taraflı bir süreç olmayacağı, PKK’ya ve Kürt siyasi hareketine olduğu kadar devlete de sorumluluk yüklediği gerçeğinin toplumsallaşmasından bahsediyorum.

Akil İnsanlar Heyeti’nin çalışması bu anlamda çok önemli bir işlev gördü. PKK’nın çatışmasızlık kararı vermesi çok önemli ama Kürtlerin kültürel kimlikleriyle ilgili taleplerinin yerine getirilmesi sadece PKK’nın ya da egemen Kürt siyasetinin talepleri değildir. Bu gerçeği artık Türkiye kamuoyunun kabul etmesi gerekiyor.

Nedir bu gereklilikler?

Kürtlerin ezici çoğunluğu, Kürtlüklerini kültürel kimlik olarak gelecek nesillere taşıyabilmek istiyorlar.

İmkansızı istemiyorlar, mesela Kürtçenin de artık Türkiye’nin dillerinden biri olarak kabulünü arzusundalar. Üniversitelerin Kürtçe dili ve edebiyatı bölümü (ki bu da hayaldi, gerçek oldu!) mezunlarının atanmasını bekliyorlar.

Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı şehirlerde ve tabii İstanbul, Ankara, İzmir gibi büyük şehirlerde terminal ve uçak içi anonsların Türkçe ve İngilizcenin yanı sıra Kürtçe de yapılması.

Zor mu? Bence artık değil...

-Demokratikleşme Paketi’nde zaten olan-; ahalinin yarıdan çoğu istediği takdirde yer isimlerinin eskisiyle değiştirilmesi, AB yerel yönetimler şartındaki çekincenin kaldırılması ve yerelin idari birim olarak güçlendirilmesi...

***

Kuşkusuz dahası var ama alt alta sıraladığımızda çok da uzun bir liste etmiyor. Ve kanımca bunlar çözüm ve barış isteğinin toplumsallaşmasından daha zor değil.

Bir başka husus, PKK ve Kürt sorununun toplumsal bir çatışmanın değil devletin Kürtlere yaşattığı acıların bir sonucu olması ve bunun hiçbir zaman toplumsal bir çatışmaya dönüşmemesi... Bu durum elimizi güçlendirirken yavaşlatıyor da. Çözümü üfleye üfleye, usul usul yeşertiyoruz; çünkü yeni sorunların ortaya çıkmasına imkan vermeden herkesin razı olacağı bir vasatta bu işi hal yoluna koymaya çalışıyoruz. Süreç yavaş ilerliyor diyenlerin bu hususu dikkate almalarında fayda var.

***

“Demokratik açılım” başladığından bugüne ve son 1,5 yılda epey badire atlattık. Çözüm süreci sıkı testlerden geçti. Bu testler sürecin bir anlamda sigortası oldu.

Her şey güllük gülistanlık da değil elbet. Süreç içinde Kürt sorunu dediğimiz üst başlığının altına birçok korsan alt başlık yazıldı. Türkiye solunun müzmin muhaliflerinin en kibar ifadeyle mızmızlıkları ve çözümsüzlük arayışları bizatihi bir sorun olarak karşımıza çıktı.

Çözüm sürecini, kendilerinin dikkate alınmasına ve tatmin edilmesine indirgeyen bu bakış açısı hem sorunun çözümünde yavaşlatıcı bir etki yaptı hem de Kürt siyasi hareketinin Türkiyelileşmesine engel oldu.

Çalıştayda bu yaklaşımı benimseyenler de vardı.

“Ülkenin batısında demokrasi yokken doğusuna barış gelir mi” ajitasyonunun müelliflerine rağmen, -Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay’ın ifadesiyle- devletten çok devletçi, örgütten çok örgütçü olanlara rağmen barış hep aramızdaydı, çözüm ise hemen kapımızda.