Yazarlar

Ahmet KEKEÇ

Ahmet KEKEÇ

akekec@stargazete.com

‘Devrimin selameti için gerekirse belge kaçırırım’

Ahmet KEKEÇ tüm yazıları

Işıklar içinde yatsın, İlhan Selçuk’un “Yüzbaşı Selahattin’in Romanı” diye anı-roman karışımı bir kitabı vardır.

Keyifli bir kitaptır.

Gösterişsiz, süssüz, sade anlatımın şahikalarındandır. 

Ben keyifle okudum ne yalan söyleyeyim.

Bu kitabın ilginç bir öyküsü var. Daha önce de yazmıştım, mevzu gereği tekrarlaman gerekiyor.

Kitap, eski İttihatçı subaylardan Yüzbaşı Selahattin’in anılarından oluşuyor.

Mirasçıları bir gün İlhan Selçuk’un kapısını çalıp, “Babamız hatıralarını bu 10 defterde topladı; alın ne yaparsanız yapın”diyor. İlhan Selçuk da, ışıklar içinde yatsın, defterleri alıyor, bir güzel “benzettikten” (yani üzerinde çalışma yaptıktan) sonra ortaya iki ciltlik devasa bir eser çıkarıyor.

Fakat kitapta bir tuhaflık var. Eksik bırakılmış, tamamlanmamış bir şeyler... Ya da hemen kendini hissettiren bir“kopukluk...”

Bunun nedenini düşündüm ve sonunda buldum sanırım: İlhan Selçuk, kendi kitabına sansür uygulamış.

Şöyle ki:

Romanımızın kahramanı Yüzbaşı Selahattin biraz dindar bir adam... En zor koşullarda bile ibadetlerini aksatmıyor. 

Bu dindar subay, yatılı okul günlerinden başlayarak, bütün bir hayatını en ince tafsilatına kadar anlatıyor; birinci dünya savaşını, Irak cephesini, Kuttülammare’yi, Nuri Paşa’yı, Halil Paşa’yı, posta katarlarını, hecin develerini, bozgunu, bozgundan sonra oluşan halet-i ruhiyeyi, İstanbul’u, İstanbul’daki İttihatçı avını, “kurtuluş” çabalarını ve en nihayetinde“başarıyla” sonuçlanan milli mücadeleyi...

Her şeyi anlatıyor, birden “zihni sıçramayla” 1923’ten 1930’lara geliyor. 

Her şeyi anlatan Yüzbaşı Selahattin, memleketimiz için hayati önem arz eden “devrimler sürecini” es geçiyor...

Niye?

Dindar bir subayın bu döneme ilişkin tanıklığı ilginç olmaz mıydı?

İki ihtimal var:

BİR- Yüzbaşı Selahattin bu dönemi yazmadı. Yoruldu. Üşendi. Vs... 

İKİ- Yüzbaşı Selahattin bu dönemi yazdı, hafif “eleştirel” takıldı ama anlatılanlar İlhan Selçuk’un hoşuna gitmediği için kitaba koymadı. Yani, devrimlerin selameti için, bir tür “sansür” uyguladı. 

Diyeceksiniz ki, Danton “devrimlerin selameti için gerekirse 100 bin kelle feda edileceğini” söylüyordu, İlhan abi kitaptan küçük bir bölüm “ketmetmiş”, çok mu? 

Çok değil ama benim merak ettiğim husus şu:

Romana dahil edilmeyen defterler nerede? (İlhan Selçuk, kendisine 10 defter emanet edildiğini söylüyordu.)

İmha mı edildi? Geri mi gönderildi? Arşive mi kaldırıldı?

Ne oldu?

Bu cümleden olarak, Soner Yalçın’a emanet edilmiş Dersim belgelerinin akıbetini merak ediyorum.

Biliyorsunuz, CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu fi tarihinde Demirel’den aldığı özel izinle, eski Dışişleri Bakanı İhsan Sabri Çağlayangil’le “Dersim” konulu bir röportaj yapmıştı.

O dönem “Emniyet Müdürü” olarak görev yapan Çağlayangil, Dersim’de “vur emrini” Atatürk’ün verdiğini söylüyordu.

Bir de dehşet ifşaatta bulunuyordu: “Mağaralara iltica etmişlerdi. Ordu zehirli gaz kullandı. Mağaraların kapısının içinden... Bunları fare gibi zehirledi. Yediden yetmişe o Dersim Kürtlerini kestiler...”

Bu röportaj tartışma konusu oldu... Yıllarca, bıkmadan usanmadan Dersim konusunda belge toplayan (arşiv oluşturan) Kemal Kılıçdaroğlu, Başbakan Erdoğan’ın “Dersim özründen” sonra çıktı “ortada özür dilenecek bir durumun olmadığını” söyledi. Epey tepki topladı tabii. Halaoğlu Hüseyin Aygün de tepki gösterenler arasındaydı. 

Daha önce de bu satırların yazarını arayarak bazı açıklamalarda bulunmuş: “Devrimin tarihsel koşulları içinde Dersim’de yaşananların olağan karşılanması gerektiğini” söylemişti.

Madem Dersim’de yaşananları devrimin tarihsel koşulları içinde olağan karşılayacaktı, niçin yıllarca, bıkmadan usanmadan Dersim katliamı hakkında belge topladı? Dahası, oluşturduğu arşivi (aralarında Çağlayangil’le yaptığı röportajın ses kaydı da bulunuyor) ne yaptı?

Soner Yalçın’a vermiş...

Bunu, bir yazısında Soner Yalçın da teyit ediyordu: “Bilmelidirler ki, onlar Dersim’in adını bile bilmezken, Kılıçdaroğlu bu olayla ilgili araştırmalar yaptı. Bunların bir bölümünü benimle paylaştı. Kılıçdaroğlu’nun bana verdiği belgelerden biri de İhsan Sabri Çağlayangil’le yapılan görüşmenin teyp kaydıydı.” 

İyi ama mesele de bu işte...

Onlar (yani muhalifleri) Dersim’in adını dahi bilmezken Kılıçdaroğlu bu konuda araştırmalar yaptıysa, niçin bunları kamuoyuyla paylaşmıyor? İnsan, devrimin tarihsel koşulları içinde olağan karşılayacağı bir olay hakkında canını dişine takıp arşiv oluşturur mu? Ortada özür dilenecek bir durum yoksa, ne gerek var buna?

Bir soru da Soner Yalçın’a:

Neredeyse elindeki her belgeyi “değerlendiren” ve peş peşe çok satan kitaplar attıran Soner Yalçın, niçin kendisine emanet edilmiş belgeleri kullanıp işin esasına ilişkin bir kitap ya da yazı kaleme almıyor? 

Dahası, Çağlayangil’e ait (bir dönemi aydınlatacak) ses kaydını niçin uhdesinde tutuyor?

CHP ve devrimler aleyhine bir durum oluşturduğu için mi?