Yazarlar

Sibel ERASLAN

Sibel ERASLAN

sibeleraslan@stargazete.com

Din mühendisliği niye kötüdür?

Paralel Devlet Yapılanması-FETÖ soruşturmaları ve mücadele kapsamındaki yol haritası, “devlet içinde devlet” odağında toplanıyor. Fakat sonuçları çok daha etkin olabilecek “din” sahası, nedense ikincilleşiyor. “Devlet içinde Devlet” şeklindeki haklı itiraz, “Din içinde Din” sualini yeterince ciddiye alıyor mu? Zira FETÖ derken, aslında ‘’din mühendisliği’’ni tartışıyoruz...

Paralel Devlet Yapılanması, ilk bakışta dini terminoloji ve jest kaidelerine uygun kisvesi sebebiyle “dini cemaat” şeklinde algılanıyordu... Oysa bugünkü soruşturmaya baktığımızda ve özellikle 15 Temmuz darbe ve işgal kalkışması bağlamında değerlendirdiğimizde, mevzu bahis olan şey; dini bir cemaat değil, küresel destekle hareket eden bir cunta ofisidir...

Paralel yapılanmanın dini güven duygularını zedelemiş olması çok önemli bir kaybımız. Bir yönüyle dindar görünümlü insanların ne kadar dünyevileştiğini gözler önüne sermesi... Diğer yandan modernizmin dayattığı yalnızlıkla nasıl baş edeceğini bilemeyen günümüz insanlarını, yalan dolan ve sahte dostluklarla suistimal etmeleri, kapanması zor psikolojik travmalara sebep oldu...

Siyasetçilerin ve medya çalışanlarının meseleye intikalleri, elbette çok hızlı. Ama paralel yapılanmanın aile ilişkilerinden, akrabalık, komşuluk, dostluk üzerinde yol açtığı kopuş, parçalanma, ihanete uğramışlığın yol açtığı psikolojik yıkım hakkında çok da konuşmuyoruz. Oysa iş, sadece adli kısımla, kolluk gücüyle halledilecek boyutta değil. Psikiyatristlere, sosyologlara, din görevlilerine büyük iş düşüyor.

***

Diyanet İşleri Başkanlığı hakkında politik çok tartışma cereyan etti. Bazılarımız kurumun varlığını laikliğe aykırı bulduğu için kapatılmalıdır dedi... Bazılarımızsa, devlet bu kurum aracılığıyla Müslümanları denetleyip baskılıyor bu yüzden kapansın diyerek geldik bugünlere... Ama geldiğimiz eşikte, Diyanet, dini cemaatlerin veya cemaat görünümündeki grupların ‘’din içinde din’’ türetme girişimi önünde en büyük fren mahiyetindedir...

Din Şurasında konuşan Diyanet İşleri Başkanı Prof. Mehmet Görmez; “FETÖ/ paralel devlet yapılanması, din kisvesi altında bir güç ve çıkar hareketidir” demişti.

***

Prof. Mehmet Ali Büyükkara, cemaatler konusunda önemli tesbit ve uyarılarda bulunuyor. Cemaat önderlerine atfedilen kutsallık, tartışılmazlıkla başlıyor aslında tevhidden ilk kopuş. Hz. Peygamberimize (s)bile; ‘’Ya Resulullah, bu vahiy midir yoksa senin fikrin midir’’ diye sorardı mesela sahabeler, oysa günümüzde bu soruya takat kalmamış gibidir... Öte yandan bu durumun tasavvuf has ‘’pir’e sadakat’’ ve “dervişin teslim oluşu” görgüsüyle, edebiyle çok uyuşmadığı da açık ve problem daha işin en başında başlıyor... Tasavvufu itikade has bir durum değil de bir bilgi yöntemi, edep geleneği olarak takdim etmek belki zihinleri rahatlatacak bir başlangıç olabilir. Tasavvuf, ‘’din içinde din’’ değildir. ‘’Din mühendisliği’’ değildir derdi. Nefsi tezkiye ve tasaffi yolu olarak, iyi insan olma sanatıdır...

Büyükkara’nın diğer uyarısı dünyevileşmeye has. Cemaatler, güzel ahlak teklifi üzerinde yoğunlaşacakları yerde, dernek, vakıf, işletme, medya, siyaset gibi işlere yönelirlerse, asıl meseleleri olan ruh ve gönül dünyasını imardan uzaklaşıyorlar... Ve şeffaflık yerine gizlilik ikame oluyor. Bir diğer tehlikeli durumsa cemaat üyelerinin diğer insanlardan, diğer mütedeyyin kesimlerden izolasyonu, kapalı devre ilişkiler sistemi, belki ilk bakışta koruyucu gibi gelse de insani ve toplumsal ilişkileri yaralayan bir hal bu... Buna bir de ‘’tek yönlü eğitim’’i, yani vaz edilen kitap ve eserleri okuma, vaz edilen kimseleri dinleme, riayet etme, diğerlerine gözünü ve kulağını kapamayı ekleyince... Ailesinden, doğal akraba ve komşu çevresinden, arkadaşlarından kopartılmış, cemaati dışında herşeye yabancılaştırılmış bir ‘’proje insan’’ çıkıyor karşımıza. Adeta labaratuvar şartlarında klonlanarak birbirinin tıpatıpı robotlar halinde piyasaya salınan bu kişiler, hiçbir duruma eleştiri getiremez, hiç bir soruları kalmamıştır, ikaz edecekleri bir durumu bile fehmedemezler... Ve rahattırlar. Seçkindirler. Cennetlik, kurtarılmış kişilerdir kendilerince. Bir de “ötekiler” vardır onlar için, yani kendi cemaatlerine müntesip olmayan tüm diğerleri. Kendilerinden, cemaat önderlerinden, tuttukları yoldan o kadar emindirler ki, “dinen şüpheli şeyleri meşrulaştırma” şeklinde tezahür edebilecek her tutumu, sorgusuz sualsiz kabullenirler...

Din Mühendisliği” bu yüzden kötü bir iş...