Yazarlar

Sibel ERASLAN

Sibel ERASLAN

sibeleraslan@stargazete.com

‘Dış müdahale’ye ‘içeri’den bakış

Sibel ERASLAN tüm yazıları

Benim ve içinde yetiştiğim İslamcı kuşağın tanıklığı ve bu tanıklıktan doğan itirazcı söylem, İslam toplumlarına yönelik dış müdahaleleri reddederek geldi bugüne. Afganistan’ın önce Sovyet ardından ABD tarafından işgalinde de böyleydi bu... Irak işgalinde de benzerini yaşadık. ABD müdahalesi sonrası Irak’ta 1.5 milyon insan öldü. Şu anda Suriye’ye yapılacak dış müdahaleyi konuşuyor tüm dünya.  

Lafı dolandırmadan söyleyeceğim; Suriye’ye yapılması gündemde olan müdahaleyi, ne Afganistan’dakine ne de Irak’takine benzetemeyiz... Evet bir çıkışsızlık gibi duruyor bu, hatta ölümlerden ölüm beğenmeye benziyor...

Ama özellikle gençlere Bosna ve Kosava’da yaşadığımız vehametleri hatırlatmakta fayda var. Srebrenitza’da 9-11 Temmuz 1995 günlerinde üç gün içinde 13 bin Boşnak feci şekilde katledilerek yok edilirken, Avrupa’nın gözleri önünde kıstırılmış Bosna’ya yapılan “dış müdahale”, hiç olmazsa sonraki Srebrenitzaları önlemişti... İslam toplumları evet Bosna’yla ciddi bir dayanışma sergilemişlerdi. Kriz sonrası Bosna’ya yapılan destekleri tek tek anlatan Aliya İzzetbegoviç sıra Türkiye’nin katkılarına gelince; “bunu anlatamam...” diyordu. Türkiye, Bosna’yı hiçbir zaman “dış meselesi” olarak görmedi. Ama Bosna’nın uğradığı feci soykırım ve çevrelendiği jeopolitik o kadar zorluydu ki... Dış müdahale gerçekleşmeseydi bugün belki de dünyada tek Boşnak kalmayacaktı. Begoviç, halkını ölümden ve yok oluştan kurtarabilmenin onurlu mücadelesinden sonra, içi kan ağlayarak oturmuştu o antlaşma masasına...

***

Suriye’de savaşa hayır! Diyenler, elbette haklıdır. Ama Suriye’de savaş yeni başlamıyor. Biz bu cümleyi 3 yıldır söylüyoruz, Suriye’de akan kan dursun diyerek... Üç yıldır yaşanan vehamette 100 bin kişi ölürken hiç sesini çıkarmayanlar bugün mü hatırladılar dökülecek kanı? Suriye konusunda Türkiye Suriye’nin iç işlerine karışıyor diyenler, bizzat askeri gücüyle Suriye’deki savaşın içinde olan İran ve Rusya için neden susuyorlar? Hem Türkiye’nin dünyadan kopuk Suriye yönetiminin üstündeki ambargoyu kırmak için ne kadar çaba sarf ettiğini, Esad yönetimini ısrarla davet ettiği demokratik ve açık siyaset teklifini de mi unuttular? Ayrıca Suriye’nin Bosna’dan, Makedonya’dan ne farkı var? Medeni birikim ve tarihi bağlamın kardeş kıldığı bu halklar, yüzyıllar boyu süregelen kader ortaklığını bir çırpıda silip, “dış mesele” soğukluğuna nasıl indirgeyebilirler? Haydi devletler ve reel politik denen şey bunu söylüyor... Ama biz halkız, gerçek kişileriz, biz nasıl sırtımızı dönüp dış hadisedir diyerek geçeriz? Daha iki gün evvel çoğu çocuk 1500 kişi kimyasal silahla zehirlenerek öldürüldü Suriye’de. Burnumuzun dibindeki bu vahşete de mi “dış mesele” diyeceğiz?

***

Alem-i İslam paramparça... “Müslümanlara tarihin istihzasıdır bu” diyor Ahmet Turan Alkan Beyefendi. Ben “istihza” kelimesini az buluyorum, kendimi dışında tutacak kadar da soğukkanlı değilim, apaçık bir “trajedi”dir yaşadığımız. Sivil vicdanlar olarak siyasetçileri hakka adalete çağıralım ama sorumluluğu sadece siyasete ve siyasetçilerin üzerine yıkarak bir yere varamayız. Biz tevhid için ne kadar istekli ve gayret içindeyiz ona bakalım... Ferden ferda sorumlusu olduğumuz kardeşlik hukuku ve ümmet bilinci adına ne yaptık? Haydi Suriye’de yıllar yılı halkına kan kusturan bir girdap var, Filistin ve Afganistan işgal altında, Afrika afetler ve işgallerle kuşatılmış... Ama bunlarla hiç de kıyaslanmayacak kadar rahat şartlardaki Türkiye’deki bizler ne alemdeyiz? Bir söz yarışıdır gidiyor, halbuki aynı gemideyiz. Tamam iyilikte doğrulukta yarışalım, rekabet hayır içinse eyvallah, tamam ihtilafta rahmet vardır... Hepsine peki de... Bizler savaş şartları olmadığı halde birbiriyle kıyasıya itişip kakışırken oluyor her şey, farkında mıyız? Kardeşlik hukukunu ne ferdi ne de kurumsal manada tesis edemediğimiz için, dışarıdan gelecek müdahaleye razı pozisyondayız işte... Benim içim kan ağlıyor.