Yazarlar

Resul Tosun

Resul Tosun

rtosun@stargazete.com

Diyanet özerkleşmelidir

Resul Tosun tüm yazıları

Duygu ve düşünceleri itibariyle toplumumuz dindar bir toplumdur. Duygu ve düşünce itibariyle diyorum çünkü ibadetlerini yerine getirmese de helal ve haramlara hayatında çok dikkat etmese de inanan ve inanca saygı gösteren bir sosyal dokumuz var. Bu yüzden toplumumuzu dindar olarak değerlendiriyorum. 

Mesela namaz kılmaz ama inkar etmez aksine inanır ve namaz kılana son derece saygılıdır. Diğer konularda da benzer tutum ve tavır içindedir. İmanın aslı da zaten kalben ikrardır.

Toplum dindar olduğu içindir ki din işleri de en fazla rağbet gören konuların başında gelir.

***

Bu yüzdendir ki siyaseten de din işleri büyük önem arz etmektedir.

Cumhuriyet kurulduğunda Osmanlıdaki Şeyhulislamlık makamı misyonunda kimi değişikliğe uğratılarak Diyanet İşleri Başkanlığı adı altında devam etmiştir.

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın cumhuriyetin ilk kurumlarından olması toplumun dindar yapısıyla doğrudan ilgilidir.

Cumhuriyet 1937 yılında laikliği benimsemiş olmasına rağmen başkanlığı bünyesinde barındırarak laiklikle tenakuz halindedir.

Laiklik gereği devletin din işlerine karışmaması gerekirken başkanlık vasıtasıyla devlet din işlerine sürekli müdahil olmuştur.

***

Diyanet,  ülkenin kahir ekseriyetini oluşturan Sünnilere hizmeti esas alan bir kurum olduğu için mesela Aleviler temsil edilmedikleri ve hizmet almadıkları için bu kurumdan müştekidirler.

Bana göre de haklıdırlar.

Fakat çözüm bazı siyasilerin iddia edip seçim beyannamelerinde yer verdikleri gibi başkanlığın kaldırılmasında veya Alevilik gibi farklı inançların temsil edilmesinde değildir.

Çözüm, din işlerinde tam bir özgürlüktür. Her inanç grubu kendi diyanetini oluşturabilmeli ve devlet de bunu kabul etmelidir.

Mesela ben Alevi olsam Sünni bir başkanın yönetimindeki Diyanet İşleri Başkanlığı’nda temsil edilmeyi istemem, başkanımın Alevi olmasını isterim.

***

Her cemaat veya inanç grubu kendi diyanet işleri başkanlığını - ya da adı her ne olursa olsun- kurabilmeli, devlet tarafından kabul edilmeli ve temsiline  göre devletten -görevli maaşı,elektrik su gideri gibi- yardım da alabilmelidir.  

Temsilden maksadım hizmet verdiği  kitlenin nispetidir. Söz gelimi bir milyonluk cemaatin alacağı yardım ile bin kişilik cemaatin alacağı yardım aynı olmamalıdır.

Dini kurumlara yapılacak destek,  mensuplarının üye sayısına göre belirlenebilir.

Batıda bazı ateistler bile cenazesi ortada kalır diye kiliseye üyedir ve her ay aidat öder!

***

Lafı uzatmayalım, bence bugünkü Diyanet İşleri Başkanlığı, Sünnilerin kurumu  olarak kalmalı ve özerk hale getirilmelidir. Başkanı da devlet tarafından atanmamalı, ilgililer -doğrudan üyeleri(!)  veya çalışanları-  tarafından resmen seçilebilmelidir.

Diğer dini gruplar da mesela Alevilerin de bir diyanet işleri başkanlığı veya hizmet veren vakfı -adı çok önemli değil- bulunmalı,  özerk  olmalı  başkanlarını kendileri seçebilmelidir.

Her dini grup veya cemaat hizmetini kendi kurumundan almalıdır.

(Azınlıklar Lozan sayesinde bu haklara sahiptir!)

Kurumlar anayasal kurumlar olmalı; seçim, devlet tarafından kabul ve mali destek gibi konular da kanunla düzenlenmelidir.

Bunun için de yeni anayasa şarttır veya en azından cemaatleri kendi ritüellerinden bile mahrum bırakan kimi kanunları himaye eden anayasanın 174. maddesi  ilga edilmelidir.

Çözümü Diyanet İşleri Başkanlığı’nı kaldırıp İnanç İşleri Başkanlığı kurmakta aramak mevcut yapıyı bir başka isim altında sürdürmekten öteye geçmez.