Hasan Hüseyin ÖZ
Hasan Hüseyin ÖZ
hasan.oz@star.com.tr
Tüm Yazıları

Emanet akılla gidenin…

"Avrupa kıtasını tamamlamalıyız ki Rusya, Türkiye ya da Çin'in etkisi altına girmesin."

Cümle Avrupa Komisyonu başkanı Ursula von der Leyen'e ait. Ama açık konuşalım: Avrupa aklının perde arkasında dolaşan cümlenin mikrofona fazla yaklaşmış hali.

Türkiye'den bakınca mesele daha berrak.

Çünkü Avrupa hâlâ dünyayı "etki alanları" haritasıyla okuyor. Türkiye'yi Rusya ve Çin ile aynı cümleye koymak, sonradan toparlanmaya çalışılsa da zihnin arka planını ele veriyor. Dil sürçmez; dil yakalanır.

Asıl mesele ise cümlenin arkasındaki güç... Ya da güç boşluğu.

Bugün Avrupa Birliği kendine "jeopolitik aktör" diyor. Güzel bir unvan. Lakin unvanın altı boş. En azından eski çamlar bardak oldu çoktan. Güvenlik hâlâ başkasının omzunda. NATO olmadan nasıl hareket edileceği belirsiz. Amerikan şemsiyesi kapanırsa, Avrupa'nın elinde şemsiye mi kalır, yoksa sadece sapı mı, o da meçhul. Uzun zamandır yaşadıkları panik herkes tarafından görülüyor.

Bu yüzden bağımsızlık söylemi ile bağımlılık pratiği yan yana yürüyor. Atlantik'in öte yakasıyla kurulan ilişkide Avrupa çoğu zaman özne değil, dipnot gibi duruyor. Yani vassal bir kıtadan söz ediyoruz.

Rusya-Ukrayna Savaşı bu çelişkiyi iyice görünür kıldı. Ama şu nokta atlanıyor: Avrupa'nın Rusya ile kurduğu enerji düzeni kendi kendine çökmedi. ABD çökertti.

Yıllarca sanayiyi taşıyan ucuz enerji, siyasi kararlarla devre dışı bırakıldı. Yerine gelen daha pahalı alternatifler, rekabet gücünü törpüledi.

Başka bir ifadeyle Avrupa, enerji denklemine kendi takvimiyle değil, Amerika'nın ajandasıyla müdahale etti.

Kendi evinin ışığını açmak için başkasından anahtar isteyen bir yapıdan söz ediyoruz.

Von der Leyen'in bugün aynı konuşma içinde "nükleer enerjiye ihtiyacımız var" demesi de bu yüzden bir vizyon cümlesi gibi durmuyor. Daha çok, kaybolan dengeyi aceleyle toparlama telaşı.

Ekonomi tarafında tablo daha da sert.

Avrupa sanayisizleşiyor. Maliyetler artıyor, üretim yer değiştiriyor. Buna yaşlanan nüfus, daralan iş gücü ekleniyor. Yani sadece bugünün faturası değil, yarının borcu da kabarıyor.

Verilen tepki tanıdık: Askeri harcamaları artırmak.

Bir tür askeri Keynesyenizm... Silah üret, ekonomiyi döndür.

Ama üretim hattı daralırken savunma hattını büyütmek, yapısal sorunu çözmekten çok ötelemeye yarar.

Karar alma mekanizmaları da ayrı bir hikâye.

Birlik içinde hız yok, refleks yok. Herkes aynı masada ama kimse aynı cümlede buluşamıyor. Strateji metni yazılıyor, dipnotlar kavga ediyor.

Ve bütün bunların ortasında bir liderlik boşluğu...

Cümle çok, yön az. Tepki hızlı, akıl gecikmeli. Emanet akılla buraya kadar işte.

Tam da bu yüzden, Türkiye'ye kurulan cümleler Avrupa'nın zihnini ele veriyor.

Bir yanda "etki riski" olarak anılıyorsun, diğer yanda enerji, güvenlik ve ticaret denkleminin kilit parçasısın.

Bu bir çelişki değil; eski kibirli alışkanlıkların yeni gerçeklikle kavgası.

Avrupa Türkiye'yi dışlayarak güçlenemedi, bunu defalarca gördü. Ama ezber güçlü; gerçekler sabırlı.

Dolayısıyla soru basit:

Bu sözlere şaşırmalı mı?

Hayır.

Çünkü mesele bir zihniyet.

Avrupa bugün bir eşikte. Kendini yeniden tanımlamak zorunda. Ne var ki aynaya bakarken hâlâ eski fotoğrafı görüyor.

Büyük cümleler kuruluyor.

Ama o cümlelerin arkasında, sesi büyüten bir güç yok.

Hani eskiler der ya:

Davul büyük, tokmak emanet.

Gürültü de cabası.