Emperial güçler, muhtemel rakiplerine niye tahammül etmek istesin ki?

Amerikan emperyalizmi, Rusya’dan ‘S-400 füze savunma sistemi’ satın alan Türkiye’ye, ‘Amerika’nın Hasımlarıyla Yaptırımlar Yoluyla Mücadele Yasası / (CAATSA)’nın 231’inci maddesine dayanarak, Amerikan Kongresi’nde uzun zamandır tartışılan ve beklenen ‘Türkiye’ye uygulanacak yaptırımlar’ı uygulamaya koyduğunu, nihayet 14 Aralık günü açıkladı ve ‘Savunma Sanayii Başkanlığı ve kurumun yetkilileri’ yaptırım listesine alındı.

Türkiye, kendi hava sahasının savunmasında bir boşluk olmaması için, Amerika’dan gerekli savunma sistemlerini istemiş, ama, bunu ‘Amerikan Kongresi’ kabul etmemiş ve bunun üzerine Rusya’dan S-400 füze sistemini satın almış ve amma Pentagon, ‘NATO envanterinde bulunmayan bir silahın, bir NATO üyesi ülkenin silahlı kuvvetlerinin envanterinde de bulunamıyacağı’ gerekçesiyle, bu sisteme karşı çıkmış; buna dayanarak Türkiye içinden bazı çevreler de, ‘Bu sistemi alsanız bile, aktif hâle getiremeyeceksiniz’ diye eleştiriler yapmıştı.

***

Halbuki, S-400’ün bir önceki modeli olan S-300 füze sistemini NATO üyesi olan Yunanistan yıllar önce aldığı gibi, sonradan NATO’ya alınan Bulgaristan, Romanya ve Çekya gibi eski Doğu Bloku ülkelerinin ordularında da bu füzelerin önceden beri bulunduğu gizli değildi.. İlginçtir, bizzat Trump da, ‘Biz vermeyince, başkasından almak zorunda kaldı..’ diyerek, Türkiye’nin haklılığını açıkça ifade ederek, Türkiye’ye yaptırım uygulanması yönünde Kongre’den gelen baskılara direnmişti. Ama, sonunda, Amerikan sisteminin iradesini uygulamayı tercih etti.

***

Bu yaptırımların Türkiye devletine değil de, önemli bir kurum ve yetkililerine uygulanması, açık ki, ‘Baş eğmezseniz, Türkiye’ye daha büyük darbeler vururuz..’ mesajını vermek içindi.

Nitekim, B. Amerika'nın eski Türkiye Büyükelçisi ve eski Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey, geçen hafta Al’Monitor’ haber sitesine verdiği röportajda, ‘Ankara yönetiminin Ekim-2019'da Rojava'da (Kuzey Suriye’de) başlattığı operasyonları durdurması için ABD'nin devreye girdiği’ni belirterek, ‘Türkiye'nin operasyonlarına son vermemesi durumunda, ekonomilerini yıkmaya hazırdık’ diyordu.

Erdoğan'ın, güç konusunda ilginç değerlendirmelerde bulunduğu yorumu da yapan Jeffrey şöyle devam ediyordu: ‘Erdoğan, mantıklı bir aktör..

Dolayısıyla, eğer Joe Biden, dünyayı bugün bir çoğumuzun gördüğü gibi ‘eşitler arası bir yarış’ olarak görürse, Türkiye son derece önemli bir yere geliyor.

Erdoğan'ın sadece son sekiz ayda İdlib, Libya ve Dağlık Karabağ'da yaptıklarına bakın. Bu üç yerde de, Ruslar veya onların müttefikleri kaybetti. (…)Türkiye olmaksızın Ortadoğu, Kafkaslar veya Karadeniz'de iş yapamayız. Ayrıca, İran'a karşı anti-balistik füze sisteminin merkezindeki ve çok büyük askerî önemi olan NATO radarı da Türkiye'de bulunuyor.’

***

Evet, bu sözleri söyleyen, sıradan bir Amerikan diplomatı değil..

Açıktır ki, USA emperyalizmi, Türkiye’ye, NATO Paktı adına, kendisine çok büyük hizmetler sunduğu için tahammül ediyor. Ama, stratejik hesapları gerektirdiğinde neler yapabileceğini de gizlemiyor. Son alınan sınırlı yaptırım uygulamalarının da bu açıdan ve mukabil bir hassasiyetle değerlendirilmesi gerekiyor.

Ayrıca üzerinde durulması gereken bir nokta da şu: Türkiye’ye yaptırım kararlarını USA Dışbakanı Mike Pompeo bizzat açıklıyor. Geçenlerde, önceden haber vermeksizin 1 günlüğüne İstanbul’a gelip, Ortodoks Dünyasının manevî lideri olan Patrik ve Hahambaşı gibi, üzerlerinde kendi güçlerini hissettirmeye çalıştığı dinî azınlıkların liderleriyle görüşürken; Çavuşoğlu ile de görüşmek isteğine, Çavuşoğlu’nun ‘Ankara’da olduğu ve programının müsaid olmadığı’nı bildirmesine de bir mukabeledir, bu..

Tıpkı, Rusya Dışbakanı Sergei Lavrov’un, geçen hafta Belgrad’a yaptığı gezide, Bosna’nın 3 kişilik Başkanlık Konseyi’nin Müslüman ve Hırvat temsilcilerinin, ‘onun tarafsızlığına inanmadıkları için, görüşmeyi kabul etmemesi’ne, Lavrov’un da, Belgrad’dan ayrılırken uçağın merdivenlerinden, -elini, 25 yıl öncelerdeki Bosna Trajedisi’nde 250 bine yakın insanı, sırf Müslüman oldukları için katleden- kaatil sürüsü olan sırb milisleri/ ‘çetnik’lerin özel işaretiyle selâmlaması gibi bir diplomatik cevap; Pompeo’nun yaptığı da..

***

Halbuki, Türkiye’de bazı çevreler, Kongre’den gelen yaptırım kararlarını Trump’ın uygulamaya koymayacağını ve bir ay sonra, 20 Ocak’ta Beyaz Saray’a gelecek olan yeni Başkan’a bırakacağını sanıyordu. (Ki, Trump’ın, seçimde yolsuzluklar yapıldığına dair yaptığı itirazlar mahkemelerce reddedildiği ve Başkan’ı seçecek olan ‘eyalet temsilcileri’nin büyük ekseriyetinin oylarını 4 gün önce Joe Biden aldığı halde, Trump, henüz de, yenilgiyi kabul etmiyor ve ‘4 yıl daha Beyaz Saray’dayım..’ diyor inatla; bunun nasıl olacağı Amerikan çevrelerince de bilinmese bile..)

***

Evet, Amerikan emperyalizminin menfaatlerini, 19. Asrın vahşi kapitalizminin dayatmaları ve kovboy mantığıyla korumaya çalışan ve ‘Dünyaya diplomasi kurallarını biz koyarız..’ diyen Trump’ın yerine geleceği beklenen Biden’ın, özellikle son 100 senedir, şeklen gözetlenen ‘Uluslararası hukuk ve diplomasi kuralları’ denilen kıstasları, zâhirî hukuk ölçülerine göre tatbik edeceği bekleniyor. Ama, gelecekteki Amerikan Başkanı her kim olursa olsun, her halûkarda, Amerikan yönetimi, kendi stratejik menfaatlerini esas alacaktır, tabiatiyle..

Ancak, aynı hakk, Türkiye yöneticileri için de söz konusudur; elbette, şahsiyetli bir diplomasinin ortaya konulması şartıyla.. Ve, unutulmamalıdır ki, sadece Amerika değil, bütün NATO dünyası ve diğer emperial güçler de Türkiye’nin güçlenmesinden korkuyorlar. Bu da tabiîdir. Çünkü, bir devlet zayıfladığında ondan pay kapmak için; güçlendiğinde de, ona pay kaptırmamak için, diğer güç odakları ve devletler daha bir dikkatli olurlar.

***

NOT: Sakarya Üni’den bir öğretim üyesinin, bir tv. kanalındaki bir tartışma programında, Üniversitelerdeki durum hakkında konuşurken, yanlış bir şekilde, bir genelleme yaparak söyledikleri üzerine, Sakarya Üni. Rektörlüğü’nün soruşturma açıldığını açıklaması anlaşılabilir. Ama, bir savcılığın inceleme başlatması ve 2 gündür, TRT başta olmak üzere medyada, sözkonusu öğretim üyesi için hemen bütün haber bültenlerinde başlatılan karalama kampanyasına, sonunda, ‘kerih ve sakil bir açıklama’ gibi ifadelerle, bazı yüksek resmî makamların da katılması ve kezâ, tartışmaya YÖK Başkanı’nın da sert ifadelerle girmesi daha bir ilginç..

Çünkü, bir başka Üni.’de, daha bir ay öncelerde, hem de İlâhiyat Fakültesi’nde ders veren bir öğretim üyesinin, Kur’an-ı Kerîm’in temeline dinamit mahiyetinde, ‘bazı âyetleri kabul edilemez’ olarak nitelemesi etrafındaki tartışmalarda, bu resmî makamlar sessiz kalmıştı; sanki, Müslüman halkımızın en temel inanç kaynağına yapılan bu saldırı onları ilgilendirmiyormuş gibi..

***