Hasan Hüseyin ÖZ
Hasan Hüseyin ÖZ
hasan.oz@star.com.tr
Tüm Yazıları

En tehlikeli ihtimal

Son bir iki haftadır "Amerika ha saldırdı ha saldıracak" diyen diyene.

Teyakkuz, tansiyon ve dolayısıyla belirsizlik havası tedirginliği artırıyor.

İran'ın ölçeği çok büyük...

Ne Irak'a benzer ne Suriye'ye ne de ABD'nin burnunun dibindeki Venezuela'ya.

Onun için kimse kestiremiyor.

Bu arada gemiler de yığınak yapmaya devam ediyor.

Trump, onlar benim ne yapmak istediğimi biliyorlar, sözünü tekrarlayıp duruyor, yani emlak piyasası diliyle tehditlerini sürdürüyor.

Yorumcular, aman Allah'ım, İran'ın tarihi derinliğinden yola çıkıp Amerika'nın mutlak gücüne savruluyor.

Biraz serin kanlı yaklaşalım diyeceğim ama, ortam buna izin vermiyor.

Neyse, biz de tansiyonu yüksek bir yazı ile durumu analiz etmeye çalışalım.

Evet... Taraflar "vurur muyum" eşiğini geçti. "Ne zaman ve nasıl" sorusuna kilitlendi.

ABD sahaya yalnızca donanma sürmüyor. Siber kapasite, istihbarat ve psikolojik harp eşzamanlı çalışıyor. Amaç İran'ı topyekûn yenmek değil. Karar veremez hale getirmek. İlk vuruş değil, ilk felç hedefleniyor.

İran bunu görüyor. Bu nedenle klasik savunmaya yaslanmıyor. Hürmüz kartı ve vekil unsurlar devrede. Tahran'ın mesajı net: "Beni vurabilirsin ama bedelini kontrol edemezsin."

Bu denklemde diplomasi hâlâ masada.

Ama masa dar.

Ve en kritik ayak Türkiye.

Aslında son yıllarda olduğu gibi Ankara'nın dışında bir akıl da görünmüyor.

Türkiye aslında bir çöküşü ertelemeye çalışıyor. Uranyum meselesi teknik olarak yönetilebilir. Bankacılık yaptırımları kısmen gevşetilebilir. Ancak nükleer program gündeme geldiğinde süreç kilitleniyor. Çünkü bu program İran rejimi için hem nihai sigorta hem de bağımsızlık meselesi.

Tam bu noktada Washington'daki tereddüdün bir boyutu daha var. Bu gerilim, ABD iç siyasetinden bağımsız değil. Donald Trump için İran dosyası savaştan çok güç gösterisi anlamına geliyor. Sert dil işe yarar; fakat kontrolden çıkan bir çatışma petrol fiyatları ve enflasyon üzerinden Amerikan seçmenini vurur. Bu yüzden ABD tarafındaki frene basma hâli, askeri olduğu kadar siyasi bir refleks.

Denkleme bir de İsrail giriyor. Tel Aviv, ABD-İran arasında geçici de olsa bir yumuşa ihtimalini kendi güvenliği açısından risk sayıyor. Bu nedenle diplomasinin başarısız olması için perde arkasında baskı kuruyor. Uzun menzilli tatbikatlar askeri değil, siyasi mesajdır: "Beklemeye niyetim yok."

İran'ın içi ise dışından daha kırılgan. Malum, ekonomi çökmüş durumda. Sokak yorgun. Rejim içinde birlik yok. Sivil kanat zaman kazanmak istiyor. Devrim Muhafızları geri adımın çözülme getireceğini düşünüyor. Bu ikilem savaşı azaltmıyor, artırıyor.

Çünkü tarih şunu gösterir:

Karar veremeyen rejimler krizi dışarıda büyütür.

Dolayısıyla dünya ekonomileri de teyakkuzda. Hürmüz'de yaşanacak kısa süreli bir kesinti bile küresel sistemi sarsar. Petrol fiyatları sıçrar. Enflasyon geri döner. Piyasalar paniğe girer. Bu dalga herkesi vurur. ABD'yi de, Avrupa'yı da, Türkiye'yi de.

Bu nedenle yaşanan şey bir bölgesel kriz değildir. Bu, küresel düzenin sinir uçlarına dokunan bir testtir.

Geldiğimiz noktada tablo şöyle...

Taraflar geri adım atamıyor.

Ama topyekûn savaşı da göze alamıyor.

En güçlü ihtimal, sorunun ertelenmesi.

En tehlikeli ihtimal, kazadır.