Fadime ÖZKAN
Fadime ÖZKAN
fozkan@star.com.tr
Tüm Yazıları

Erdoğan'ın hakkı Erdoğan'a

Terör devleti İsrail ile ABD'nin 28 Şubat'tan beri haksız ve hukuksuz şekilde bombardıman altında tuttuğu İran aldığı ağır hasara rağmen omurgasını dik tutuyor.

Ali Hamaney'in öldürülmesinden bu yana -28 Şubat- çok sayıda üst düzey askeri ve idari yönetici suikast sonucu hayatını kaybetti. Rejimin devamı ve selameti için mühim bir isim olan İran Ulusal Güvenlik Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani'nin ardından dün de İran İstihbarat Başkanı İsmail Hatip'in İsrail saldırısında hayatını kaybettiği açıklandı Tahran tarafından.

İsrail'in kuyruğuna takılıp İran'a saldıran ve Hürmüz'de sıkışan, çıkış yolunu bulamayan ve müttefiklerinden de beklediği desteği alamayan Trump hırsla saldırmayı sürdürüyor. "Vurulacak hedef kalmadı" demişti birkaç gün önce ama suikast listesine tik atmaktan da geri durmuyor.

İRAN'I FELÇ ETMEK İSTİYORLAR

Anlaşılan o ki amaç sadece İran'a zarar vermek, nükleer ve askeri kapasitesini sıfırlamak, petrol gelirlerinin yönünü değiştirmek, rejimi revize etmek vesaire değil.

Açıkça İran'ı felç etmek için saldırıyorlar.

Yönetilemeyen, askeri ve idari yapısı çökmüş, iç savaşa ve kaosa sürüklenmiş bir İran istiyorlar.

İsrail'in hedefleri için uygun gelişmeler bunlar ama Trump siyaseti açısından yeni bir muamma yaratıyor.

Böyle bir sonucun sadece İran için değil yakın coğrafyası için de büyük bir istikrarsızlık ve kaotik ortam üreteceğini öngörmüyor demek ki Trump. Yahut umursamıyor.

Oysa ne açıklanan son ABD Ulusal Strateji belgesinde ne Trump'ın ikinci dönem siyasi hedeflerinde İran ile böyle bir savaş var. Plansızlığın, İsrail'e mecburiyetin ya da Epstein rezaletinin etkisiyle ABD kendi çöküşünü hazırlıyor İran'da.

Zira İran, ABD'nin beklediğinin üzerinde bir direnç sergiliyor. Alternatif kapasitelerine rağmen bu durum ne kadar daha böyle devam eder, bilinmiyor.

Fakat İran'daki rejimin de "benden sonrası tufan" dediği, "yanarsam herkesi yakarım" anlayışıyla bölgeyi ateşe vermekten çekinmediği de vakıa.

RİSK BÜYÜK, TÜRKİYE KARARLI

Bu durum elbette bizi de bir şekilde etkiliyor. Uzun yıllar boyunca ABD-İran arasındaki gerilimin düşmesi, savaşın çıkmaması, müzakerelerin sağlıkla ilerleyebilmesi için akılcı ve aktif bir diplomasi yürüttü Türkiye. Şimdi de hem savaşın durması hem de kendi topraklarına sıçramaması için büyük çaba sarf ediyor.

Türkiye bunun için neler yapıyor kısmı önemli.

En başta çelik çekirdek bir irade var elbette. Cumhurbaşkanı Erdoğan önceki gün "Türkiye olarak kim yaparsa yapsın, uluslararası hukuku açıkça ihlal eden saldırılara tepkimizi ortaya koyarken savaşın yayılmaması için yoğun çaba harcadık. Ülkemizin hava sahasını ve güvenliğini ihlal eden unsurlara karşı da NATO müttefiklerimizle işbirliği içerisinde gerekli tedbirleri aldık. Amacımız bu anlamsız, bu hukuksuz ve son derece yanlış savaşın bir an önce sona erdirilmesidir. Sabırlı, sağduyulu ve serinkanlı bir politikayla provokasyonlara karşı çok dikkatli bir yaklaşımla içinde bulunduğumuz kritik süreci yönetiyoruz. Savaşın ülkemiz ekonomisine ve vatandaşlarımıza menfi etkilerini sınırlı tutmak için gerekli adımları atıyoruz" diyerek Türkiye'nin yaklaşımı netleştirdi.

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan gerçekçi bir analizle "Risk çok büyük" derken AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik "Türkiye ateşten uzak duracak" sözleriyle Türkiye'nin meseleye ciddiyetle ve kararlılıkla yaklaştığını teyit ettiler.

Tamamen hukuksuz, plansız şekilde başlayan, ahlaktan ve akıldan yoksun şekilde devam eden savaşta taraflar kontrolü kaybetmiş görünüyor.

BİNLERCE YILLIK DEVLET AKLI İŞLİYOR

Bu açıdan Türkiye ilk sıraya gerçekçi şekilde yapılan durum analizini ve savaşın dışında kalma kararlılığını koyarak en doğrusunu yapıyor. Kuşkusuz burada milattan önce 209 yılından beri kara kuvvetlerine ve yaklaşık olarak 2 bin 250 yıllık bir tecrübeye sahip bir devletin aklı işliyor.

Halihazırda Türkiye zaten son derece tecrübeli ve aklıselim bir kadro tarafından yönetiliyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın liderliği ve kurduğu ekibin öngörü sahibi oluşu Türkiye'nin en büyük şansı.

Milli savunma sanayinin gelişimi, beşinci nesil savaş uçağı üretecek bir potansiyelin ortaya çıkarılması, desteklenmesi ve kapasitenin sürekli artırılması, enerji güvenliğinin temini, alt yapı yatırımları, yeraltı zenginliklerinin keşfi, hibrit tehlikelere karşı alınan tedbirler, Siber Güvenlik Başkanlığı'nın kurulması, terörsüz Türkiye başta olmak üzere yıllanmış sorunların çözülmesi, iç cephenin tahkimi, yeni nesillerin milli-manevi değerlerle yetişmesi için gerçek manada "milli eğitim" politikasına geçilmesi gibi pek çok farklı başlıkta adımlar attı Türkiye.

YA CUMHURBAŞKANLIĞI HÜKÜMET SİSTEMİNE GEÇİLMESEYDİ...

Ama tüm bunların üzerinde -hepsini içeren, devamlılığı sağlayan, hızlı karar alma ve hayata geçirme imkanı sunan- Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine geçiş var.

Erdoğan'ın hakkını hakkıyla teslim etmek gerekiyor.

Zira mevcut dünya düzeninin işlemediğini, çökmek üzere olduğunu gören, "Dünya Beşten büyüktür", ve "daha adil bir dünya mümkün" diyerek dünyayı gidişata karşı uyaran ama aynı zamanda –vesayet odaklarına, terör örgütlerine, çapsız muhalefete, gaflet dalalet ve hıyanete rağmen- Türkiye'de hızla tedbirler alan liderdir Erdoğan.

Etrafımızdaki ateş çemberine, bağrımızı delen Mescid-i Aksa yalnızlığına, Filistin'e, Gazze'ye, ümmetin dağınıklığına ve yalnızlığına ve hatta Avrupa'nın lidersizliğe ve çaresizliğine rağmen Türkiye tam bir güven ve istikrar adası. Doğu'nun ve Batı'nın, Kafkasların Balkanların ve Kara Kıta'nın yönünü dönebileceği kale burası.

ŞÜHEDA 1915

Dün Çanakkale Zaferi'nin 111'inci yıl dönümüydü. Hüznün ve gururun iç içe geçtiği, köklerimizin damarlarınızda attığı gün. Çanakkale'de yatanlarla sanki az önce helalleşmişiz gibi, geride kalanlara evlatlarının şehit düştüğünü sanki biz haber vermişiz gibi taptaze bir inançla dolup taştığımız gün.

Bu ruhun canlı tutulması, çocuklarımızın aynı bilinçle yetişmesi hem şühedaya hem vatana karşı sorumluluğumuz.

Bunu yapmayı hedefleyen bir çalışma dün Cumhurbaşkanlığı Külliyesinde Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın katılımıyla sahnelendi. Senaryo ve tarih danışmanlığını Millî Eğitim Bakanı Yusuf Tekin'in yaptığı "Şüheda 1915" adlı tiyatro oyunu Çanakkale Cephesi'nde yaşanan ve milletimizin kaderini değiştiren büyük mücadeleyi başarıyla sahneye taşıdı.

Ben oyunu izlemeye biri kızım, biri yeğenim 11 yaşında iki kız çocuğuyla gittim. Çocuklar da ben de oyunu başından sonuna beğendik, etkilendik. Şüheda 1915 Çanakkale zaferinin hakkı verilmiş bir temsiliydi. Zira Çanakkale'deki askeri deha da, cephedeki iman da iyi aktarıldı. Sahne tasarımı, ışık ve süre kullanımı, oyunculuk, konuya hakimiyet, duygu aktarımı hepsi çok iyiydi. Emeği geçenleri tebrik ederim.

Oyunu izleyenlere çok anlamlı bir de hediye verildi dün. Evladını cepheye uğurlayan annelerin -muhtemeldir ki gözyaşlarıyla ıslatıp- birer dua gibi oğlunun heybesine koyduğu Tokat yazması mendiller hediye edildi. Mendilde saklı duayı, umudu, ahı, özlemi hissetmemek ne mümkün. Ve bir soru: O mendilin anlatacaklarını aktaracak bir filmin zamanı gelmedi mi hala?

· Ramazan Bayramınız mübarek olsun.