Yazarlar

Beril DEDEOĞLU

Beril DEDEOĞLU

bdedeoglu@stargazete.com

Ermenistan ile yeniden görüşme

Beril DEDEOĞLU tüm yazıları

Davutoğlu’nun Karadeniz Ekonomik İşbirliği Dışişleri Bakanları toplantısı vesilesiyle Ermenistan’a gitmesi, yeniden bazı tartışmaları gündeme getirdi. Türkiye dışişleri bakanının ilişkileri sorumlu olduğu ülkelere gitmesinin esasen tartışılacak bir yanı olmaması gerekir. Zira diplomasi, iyi ve yolunda giden ilişkilerden çok sorunlu durumlar için keşfedilmiş bir sanat.

Ermenistan-Türkiye ilişkilerindeki sorunlar sadece iki ülkeyi ilgilendiriyor olsaydı, muhtemelen bugüne kadar çözüm konusunda fazlasıyla yol alınabilirdi. Azerbaycan, Ermenistan ve Gürcistan’ın dış ilişkileri, kuracakları ittifaklar, imzalayacakları ekonomik anlaşmalar, hatta liderlerinin yapacakları dış ziyaretler bile neredeyse Rusya’nın ipoteği altında. Kafkasya bağlamında bakıldığında Rusya’nın Türkiye’yi fazlasıyla NATO üyesi olarak gördüğüne de şüphe bulunmuyor. Hal böyle olunca adı geçen ülkeler ile Türkiye ilişkileri, Moskova’nın terazisinden geçmeden belirlenemiyor. Kısacası Rusya ne kadar isterse Kafkasya ülkeleri o kadar “Batı” ile ilişkilerini sıkılaştırabiliyor.

Öte yandan Türkiye’nin Azerbaycan ile olan ilişkilerinin de Ermenistan konusundaki tutumunu belirlediğini hatırlatmak gerekiyor. Türkiye bir tercih yapmak zorunda kaldığında gerek ekonomik, ticari ve enerji konularını dikkate alarak, gerek genel Kafkasya politikasını düşünerek her durumda Azerbaycan’ı tercih etmekte.

Stratejik gereklilik

Ermenistan ile dört yıl sonra görüşülmesi, Azerbaycan-Ermenistan ilişkilerinde bazı küçük adımların atılacağına işaret ediyor. İki ülke zaten Rusya’nın hakemliği altında görüşüp duruyorlar. Bu çerçevede zamana yayılmış bir yol haritası var. İki ülke arasındaki sorunların en azından bazılarının çözümüne yönelik girişimlerin ise aciliyeti söz konusu, zira Kafkasya’daki istikrarsızlık eğilimleri giderek artıyor. Gürcistan’da suların durulmadığı ve Ukrayna’nın kaynayan kazana dönüştüğü düşünülürse, Rusya’nın bölgede yeniden bir rejim inşa etme arzusu anlaşılabilir. İran’ın “batı” ile diyalog başlatması, Türkiye’nin Irak ile enerji anlaşmaları yapması, Suriye’de kazananı olmayan oyunun sürmesi, Kafkasya’ya daha da dikkat etmeyi gerektiriyor.

Bölgede kurulacak rejimin tüm Karadeniz havzasını kapsaması, Rusya’nın temel beklentisi. Bu rejim, “batı” ile insani ve ticari ilişkilerin geliştirilmesini ve bu yolla sınırlı bir açılım sağlanarak toplumların rahatlatılması anlamına geliyor. Diğer bir ifadeyle, düdüklü tencerenin kapağı havaya uçmadan, içeride sıkışan buharın denetimli biçimde dışarı salınması söz konusu. KEİ, tencerenin düdüğü işlevini görüyor.

İnsani gereklilik

Türkiye’nin KEİ’deki varlığı, tam da Karadeniz havzasında oluşturulabilecek rejimin teminatı. KEİ, “batı”ya uzanan bir atlama tahtasına dönüşecek gibi olursa, Türkiye-Ermenistan, sorunları canlanabilir; işlevsiz hale gelme eğilimine girdiğinde de Türkiye-Ermenistan ilişkilerindeki buzlar ısıtılabilir.

Bu dengelerin normalleşen ilişkilere dönüşmesini tetikleyecek unsur ise toplumların tutumları. Halklar normalleşmeyi ne kadar destekler ise ilişkilerin başkaları tarafından kullanılmasına o kadar engel olabilirler. Ermenilerle gelişecek ilişkilerin Azerilerle olana bir engel oluşturmayacağını da karar alıcıların toplumlarına anlatmaları gerekir. Zira, Ermenistan ile normalleşme yaşanırsa, Azerbaycan-Ermenistan ilişkilerini belirleyen Rusya’nın etkisi, Türkiye ile bir miktar sınırlanır, Ermenistan ile Azerbaycan görüşürken Türkiye’nin neden Ermenistan’la görüşmediği konusu açıklık kazanır ve en önemlisi halklar üzerindeki siyasi ipotekler kalkar. Dolayısıyla konu, tüm tarafların iç siyasetine kurban edilemeyecek kadar önemli.