Yazarlar

Halime Kökçe

Halime Kökçe

hkokce@stargazete.com

Ermenistan’ın ilacı Türkiye

Halime Kökçe tüm yazıları

Erivan’a yola çıkmadan kısa süre önce başlamıştım Taha Akyol’un “Rumeli’ye Elveda” kitabını okumaya. Akyol Osmanlı’nın 500 yıl idare ettiği Balkanlardan Türklerin tehcirini ve uğradıkları katliamı anlatıyordu. Vatan neresidir, bir yeri vatan bilmek için ne gerekir, insanın nesiller boyu yaşadığı toprakları terke zorlanması ne demektir...? Bu sorularla okudum “Rumeli’ye Elveda”yı ve Anadolu’ya elveda demek zorunda kalan bir halkın yanına, Erivan’a gittim.

Herhalde karşılaştırılmayacak tek şeydir acı. Ama sanırım neden bir halk bir acıya bu denli tutunur sorusuna bir nebze açıklık getirmek mümkün: Balkanları terke zorlanan, yollarda binlercesi açlıktan, sefaletten ölen ve katliama uğrayan Rumeli Türkleri Anadolu’ya geldiklerinde yine bir Türk yurduna gelmişlerdi.

Ermeniler ise dünyanın dört bir yanına dağılmak zorunda kaldılar, ulaştıkları menzilde Ermeni kalabilmek için acılarına tutundular. 

 

Soykırım kelimesi Ermeniler için Ermeni kimliğinin yapı taşı oldu. Bu, ‘resmi ideoloji’ye gerek kalmaksızın, daha ana dillerini öğrenirken öğrendikleri bir şey oldu.

Hrant Dink Vakfı’yla birlikte geldiğimiz Erivan ve Gümrü’de geçirdiğimiz bir hafta boyunca hem Ermenistan’daki Cumhurbaşkanlığı seçimini takip ettik hem Türkiye-Ermenistan ilişkilerinin normalleşmesine dair bir algı değişikliği olup olmadığını anlamaya çalıştık, hem de açıkçası soykırım iddiasının yarattığı psikolojik bariyerin yıkılabilir bir şey olup olmadığını...

Sarkisyan’a karşı kaybetse de yaklaşık yüzde 37 oy alarak zaferini ilan eden Raffi Hovanisyan’dan seçime açlık grevinde giren Andreas Ghukasyan’a, Dışişleri Bakanı Nalbantyan’dan Meclis Başkan Vekili’ne, Türkiye hakkında bilmediği şey yok izlenimi veren Bölgesel Çalışmalar Merkezi Direktörü Richard Giragosiyan’dan ülkenin Ombudsmanına, Taşnak Partisi Uluslararası Sekreteri’nden önde gelen basın ve sivil toplum temsilcilerine, çok sayıda kişiyle görüşmeler gerçekleştirdik.

Bu yoğun trafikte konuşulan konular, Ermenistan’da zengin zümrenin oluşturduğu oligarşik yapı ve tabii ki Türkiye ile ilişkilerdi.

Herkes sınır açılsın istiyor

Görüşmelerimiz neticesinde şunu çok net olarak gördük, pan-Ermenistan ideolojisi ile kendini ifade eden Taşnak Partisi bile Türkiye ile ilişkilerin normalleşmesi ve sınırın açılması için çok istekli. Taşnak Partisi’nden Giro Manoyan, protokollerin imzalandığı dönemde koalisyondan çekilme gerekçelerini, protokollerin ön koşulsuz imzalanması değil kendilerinin sürece dahil edilmemesi olarak açıkladı.

Bu sadece Amerikalıların onları ikna ettiği bir şey değil

Ermenistan’da hayatın akışına tanık olmak Türkiye’nin Ermenistan için ne kadar önemli olduğunu anlamak adına yeterli.

Bunu en çok da eskiden Aras Nehri ve bir kara trenin kavuşturduğu Kars ve Gümrü sınırında, yirmi yıldır yolcu karşılanmayan ve uğurlanmayan tren garını bekleyen Agop amca ile konuşunca hissettim. Gümrü Ermenistan’ın ikinci büyük şehri, ama umutsuz bir yoksulluk içinde. Uzun ve acılı geçmişini saklayamayacak kadar virane halde.  

 

Erivan ise peş peşe park etmiş her biri en az yarım milyon değerinde arabaların olduğu, sadece zenginlere yaşama hakkı tanıyan bir şehir gibi. Yoksulu alabildiğine yoksul, zengini alabildiğine zengin. 

 

Yoksulluğun ve ekonomik uçurumun böldüğü bu toplumu birleştiren şey ise çok derinlere demirlemiş bir acı.

Bu durum siyaseti de kısırlaştırıyor, bir lideri diğerinden ayıran şey parti programı değil iyi adam mı kötü adam mı olduğu oluyor.

Dış politika söz konusu olunca içerideki farklılıklar yerini aynı muhafazakar söyleme bırakıyor. Kırmızı çizgiler bir kez daha çiziliyor.

Ermenistan’ın ilacı yine Türkiye. Sınırların açılması ülkeye sinmiş olan bu depresyon havasını belki bir nebze dağıtabilir.