
Farkındaysanız bir süredir savaşı konuşurken İsrail'in adı daha az anılıyor. Savaş artık İsrail-İran Savaşı olmaktan çok, ABD-İran Savaşı olarak zikrediliyor. Oysa başlarda tüm analizlerde öne çıkan husus, bu savaşı İsrail'in başlattığı, ABD'yi savaşa ikna edenin İsrail olduğu, Trump'ın istemeye istemeye savaşa girdiği şeklindeydi. Ki bu yaklaşımın dayanakları da oldukça sağlamdı ve hâlâ geçerliliğini koruyor. Fakat artık şunu söyleyebiliriz: Artık savaş, İsrail'in istediği şekilde ABD'nin savaşı hâline gelmiştir. Artık savaş, İsrail'in istediği şekilde Körfez ülkeleri ve İran arasında düzeltilmesi çok zor bir mesafe oluşturmuştur. Artık savaş, İsrail'in istediği şekilde tatsız ve tehlikeli mezhepçi provokasyonlara açık hâle gelmiştir. Ve artık savaş, İsrail'in istediği şekilde ABD'nin kara gücü sevk edeceği bir seviyede, üçüncü Körfez Savaşı'na dönüşmüştür.
İyi de İran'ın İsrail'e verdiği zarar, yabana atılır bir zarar mı diye sorabiliriz. Kesinlikle değil; İsrail'in, ABD olmadan bölgede bir günlük bile ömrünün olamayabileceği ortaya çıktı. İsrail'in eylemleri hiç olmadığı kadar sorgulanmaya başlandı. Ama bunun sebebi İran'a saldırı değil, Gazze soykırımıydı. Bir konu daha var ki İsrail için en kötü olan bu: İsrail halkı bir aydır sığınaklarda yaşıyor, imkânı olan ülkeyi terk etmeye çalışıyor. Terör eylemleriyle kurulan bu devletimsi yapının Yahudi halkına mutluluk getireceği vaadinin çöküşünü izliyoruz bir bakıma. Ama günün sonunda İsrail, soykırım ve kabinesi için birbirine düşmüş, darmadağınık, ABD tarafından kontrol altına alınmış bir Ortadoğu'yu ve Gazzeleştirdiği Lübnan'ı kâr hanesine yazacaktır. Enerji arzı ve güvenliğinin altüst ettiği ekonomik dengeleri belki de hiç umursamayan ülke İsrail'dir. Çünkü Siyonizm, teo-politik köklerini 3000 yıllık uydurma bir tarihe dayandırıyor. Yani bugünkü badirelerin tamamını meşrulaştıracak bir ideolojik derinlik üretmişler. Büyüdüğünde Yahudi halkı için tehdit olacağını düşündükleri için çocukları öldürmeyi meşru görebilen dinsel bir ideolojiden bahsediyoruz.
Savaşlara bittikten sonra isim veriliyor. O yüzden uzun uzun yazalım: İsrail ve ABD'nin İran'a karşı başlattığı savaşta bir ay geride kaldı. Önce ABD için rasyonel olmayacağından hareketle tüm savaş yığınağını, müzakerede avantaj sağlamak için bir güç gösterisi olarak yorumladık. Umman Dışişleri Bakanı'nın "anlaşmaya yakınız" dediği noktada ABD ve İsrail, en tepe noktayı almayı hedefleyen bir saldırıyla savaşı başlattı. Sonra savaşın kısa süreceği yaklaşımı ağırlık kazandı. Çünkü uzun sürecek bir savaşın, bölgeye değil küresel ekonomiye vuracağı darbeyi kimsenin göze alamayacağı söylendi. Artık o aşamanın da test edildiği evreyi geride bıraktık. Kovid pandemisinden beter ekonomik etkilerinden söz ediliyor. Yani enflasyon ve durgunluğun aynı anda yaşanacağı yeni ve çok daha kötü bir ekonomik buhranın içine girmiş olabiliriz. Son gelişme ise ABD'nin Hark Adası ve Hürmüz Boğazı'nı kontrol etmek için kara harekâtı başlatacağı şeklinde.
Artık Trump'ın açıklamalarındaki tutarsızlıklardan bahsetmenin, "savaşları bitireceğim" dedi ama en büyük savaşı başlattı demenin bir anlamı yok. Bir karar verilmiş, sonucunu hep beraber yaşayıp göreceğiz.
Benden sonra tufan kafasının yaşandığı bir dönemden geçiyoruz.
Uzun zamandır eski düzenin sona erdiği yeni düzenin ise bir türlü kurulamadığı konuşuluyordu. Bir tarafta hegemonik güç testi yapanlarla, bir tarafta "ya ölürüz ya kalırız" diyenlerin gözü karalığıyla şekillenen bu savaşın yarattığı kaos, belki de o bir türlü kurulamayan yeni küresel düzenin mimarı olacak.