Ahmet KEKEÇ
Ahmet KEKEÇ
akekec@stargazete.com
Yazarın Sayfası

Evet, hanımefendi... İnciniyoruz!

Hakkında 7 yıla kadar hapis talebiyle iddianame hazırlanan CHP Parti Meclisi üyesi Saliha Sera Kadıgil, olayın şokunu yaşıyor...

Bu kuru haber cümlesinin bize anlattığı şey şu:

Sera Hanımefendi meselenin buralara geleceğini, bu kadar büyüyeceğini tahmin edememiş.

Bunu ifadesinde de belirtiyor: “Geçmişte yaptığım paylaşımlar gündeme getirildi...”

Demek istiyor ki, “Çok eskiden, internet üzerinden yaptığım paylaşımların yeniymiş gibi sunulmasını ve aleyhimde iddianameye dönüşmesini beklemiyordum. Bu haksızlık...”

Sera hanımefendinin “çok eski” dediği tarih, o kadar da eski değil. 2010, 2011 tarihlerini kapsıyor... “Mürur-u zaman”a sığınmak istiyorsa, sosyal medya hesabında açık bulunan mesajlar için böyle bir şey söz konusu değil. Geçmişte yaptığınız paylaşımları hâlâ kullanımda tutuyorsanız, buradan türeyebilecek sonuca razı olmak durumundasınız.

Sera hanımefendinin paylaşımlarını hatırlatmak istemiyorum.

Şu kadarını söyleyeyim:

Ezan ve şehitler konusunda biçimsiz sözler sarf ediyor... Nasıl derler, okuduğunuzda rahatsız oluyorsunuz. Mukabelede bulunmak istiyorsunuz... En hafif ifadesiyle “Pes be bacım” diyorsunuz.

Hakikaten pes...

Sera hanımefendi bundan bir süre önce gözaltına alındı. Sonra salıverildi.

Bence gerekmezdi.

Samimi hissiyatım budur. Bence gözaltını gerektirecek bir cürüm değildi işlediği. Bu ve benzeri cürümler, ismini “halk”tan alan bir partinin mensupları tarafından sürekli tekrarlanıyor.

Mesela, Kemal Kılıçdaroğlu diye biri var.

Sera hanımefendinin PM üyeliğini yaptığı partinin genel başkanıymış.

Bu beyefendi, neredeyse her ağzını açtığında, içinde küfür ve hakaret sözcüklerinin geçtiği son derece öfkeli cümleler kuruyor.

Çoğunlukla galiz ifadeler...

Referandum sürecinin “kutuplaşmaya” dönüşmesinden şikâyet edenler bu beyefendinin kurduğu cümlelere baksınlar. Ki, beyefendinin kendisi de “başat kaygı” olarak sürekli bunu dile getiriyor, “Referandumda hayır diyeceğimiz için bizi terör örgütleriyle yan yana anıyorlar, bize terörist diyorlar, toplumu kutuplaştırıyorlar” diyor. Bunu diyor ama referandumda “evet” oyu kullanacaklara “hain” demekten de kendini alamıyor.

Sera hanımefendi, işte bu beyefendinin yönettiği partinin bir mensubu...

Öğreniyoruz ki hakkında dava açılmış.

Halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılama suçlarından 1 yıl 10 ay 15 günden 7 yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılması isteniyor.

Dava açmak gerekir miydi?

Emin değilim.

Reyim sorulsaydı, “uğraşmaya değmez” derdim.

Zaten kendisi de pişman olmuş. Pişmanlığını açıkça dile getirmiyor ama ifadesinden, sözlerinin tonundan ve anlayış bekleyen bakışlarından pişman olduğu sonucunu çıkarıyoruz.

Diyor ki, “Ezana hakaret etmedim... Sadece kötü ezan okuyanlardan yakındım.”

Keşke bu şekilde söyleseydi. Anlardık.

Mehmet Şevket Eygiyıllardır bunun mücadelesini veriyor, ezanın güzel sesli müezzinler tarafından okunması gerektiğini söylüyor. Anlıyoruz... Ama Sera hanımefendinin doğrudan ezana saldıran, ezanı lüzumsuz bir bağırtı gibi gören paylaşımlarını anlamakta güçlük çekiyoruz.

Neyse ki, sonunda nedamet getiriyor, kimsenin dini inancına hakaret etmek amacında olmadığını, “yanlış anlayanlardan ve samimiyetle incinenlerden” özür dilediğini söylüyor.

Evet, inciniyoruz...

Çok inciniyoruz hem de...

İncinmemizin derecesini belirleyecek, ne ölçüde “samimi” olduğumuzu takdir edecek durumda değilsiniz ama inciniyoruz.

Dilerim mahkeme vartasını atlatırsınız da, inançlara saygılı olmayı “yasa zoruyla” değil, kalpten gelerek öğrenirsiniz.