
"Bizim köy ve çevresi dünyanın merkezidir" diyordum, bazı dostlar dudak büküyor, "çık artık şu sizin köyden, daha evrensel ol" diyorlardı. "İtalyan köylülerinin şapkası"nı evrensel kıyafet diye başına geçiren ve bu şekilde daha cihanşümul olduğunu vehmeden insanlardan başkası da beklenemezdi zaten. Böyle olunca, büyük yazarların aslında doğup büyüdükleri köylerini anlattıklarını da bilmelerini bekleyemezsin. Alın size Dostoyevski. Onun "Petersburg"u ile benim "Pertak"ım arasında, birinin Rusya'da, birinin de Türkiye'de olmasından, onun kahramanı Alyoşka ile benim lehengim Eliye Purto arasında birinin mujik, diğerinin gundi oluşundan başka ne fark var? Vakıa bizim Pertak'ta votka tüketilmezdi. Muhtemelen bu gericimsi tutumun evrenselliğe halel getirdiğini düşünüyorlar. Neyse.
Bizim köyün çok yakınında bir köy var. Orada iki aşiret arasında kanlı-cinayetli bir niza meydana gelmişti. Bir taraf sadece iki aileden ibaretti. Hepi topu on-on beş kişiydiler. Diğer taraf ise bayağı kalabalıktı. Kalabalık taraf birlik olmuş, bu iki aileden birine yoğun bir baskı uyguluyor, intikam maksadıyla fiili saldırılarda bulunuyordu. Diğer aile ise bana dokunmayan bu yılan istediğini yapabilir havasındaydı. Yaşasın yaşayabildiği kadar. Bazı tarafsız kişiler, "niçin böyle davranıyorsunuz, onların işini bitirdikleri zaman sıranın size geleceğini bilmiyor musunuz, hiç mi aşiretler tarihinden haberiniz yok?" diye bu tutumlarını eleştirince de "geçen sene bir teneke mazot istedik vermediler" diye bu ilgisizliklerini gerekçelendirmeye çalışıyorlardı. Sonunda her iki aile de her şeylerini geride bırakarak Türkiye'nin dört bir tarafına dağıldılar, derbeder oldular. Bunlardan bazılarına İstanbul'da rastladım bir ara. Onca yıl geçmiş üzerinden, hala tarlalarının, bağ bahçelerinin hasretiyle yanıyorlardı. "O sırada bir teneke mazotun lafını etmeyecek, birlik olacaktınız. O zaman başınıza bunlar gelmezdi, gelseydi bile daha az hasarla atlatırdınız" demiştim. "Çok haklısın" demişlerdi de artık bu pişmanlığın işe yaramadığını söyleyen gözlerle bana bakmışlardı.
Şimdi bu olaydan, ABD ve İsrail'in İran'a, öncesinde Gazze'ye karşı başlattıkları saldırılara ve olup bitenleri "bana dokunmayan yılanı Allah başımızdan eksik etmesin" havasıyla karşılayan komşu ve Müslüman ülkelerin tutumuna ilişkin evrensel bir örnek olarak gösteremez miyiz? Sonunda kaybedenlerin kendileri olacağını buradan hareketle söyleyemez miyiz? Dahası bizim köy ile çevresinin dünyanın merkezi olduğuna, benim de... (şimdi bunu söylemeyeyim) olduğuma yönelik bir burhan-ı kati olarak sunamaz mıyız?
Kuşkusuz sadece bir ilkokula atılan bomba sonucu yüz altmıştan fazla masum çocuğun hayatını kaybettiği, İran'ın, en yüksek rehberi ile onlarca lider ve komutanını yitirdiği ve binlerce sivil kaybın olduğu bu savaşta hafif de olsa mizahi bir yazı yazmak uygun kaçmayabilir. Ama Müslümanların bir kısmının içinde bulundukları ağır aymazlık karşısında bundan başka bir seçenek de kalmıyor insanın elinde. Günlerdir, ABD ve İsrail bombalar yağdırıyor, mesela İsfahan'daki birçok tarihi eseri tahrip ediyor, bir yandan da özellikle bizim ülkemizdeki bazı entel-dantel fenomenler, hatta merdiven altı alimler İran'ın Şii oluşundan, mezhebinin bidatlığından dem vuruyorlar. Siz olsanız ne yaparsınız? "Böyle bir hamakat evrenselmiş demek ki" demez misiniz?
Vakti zamanında bir teneke mazot vermedi diye akrabasını ateşin ortasında bırakan akrabanın tutumundan bir farkları var mı? Böyle bir ahmakça tutumla alay edilmez de ne yapılır?