Yazarlar

Resul Tosun

Resul Tosun

rtosun@stargazete.com

Eylem devlete ve iktidar partisine karşı yapılmıştır

11 Ekim Cumartesi günü Ankara’daki bombalı eylem doğrudan Türkiye Cumhuriyeti Devletine karşı dolaylı olarak da iktidar partisine karşı yapılmıştır. 

Dünkü gazetelerde eylem kararının Şam’da alındığı PKK’lılar tarafından uygulandığı iddia edildiği gibi Kararın DAEŞ merkezi Rakka’da alındığı ve uygulandığı da iddia edildi.

Karar Şam’dan da çıksa, Rakka’dan da çıksa failler PKK’lı da olsa DAEŞ’li de olsa hepsinin asıl azmettiricisi ve planlayıcısının bölgenin dizaynında rol almak isteyen ülkelerin istihbaratları olduğunu anlamamak saflık olur.

Hizmet ettikleri başkentlerin arzularını yerine getirmekten ve kurulan tezgahı devam ettirmekten başka amaçları bulunmayan PKK ve DAEŞ’in irade sahibi olmadığını görememek de saflıktır.

***

Düşünün temsilcisinin 80 milletvekili kazanmak gibi çok güçlü bir siyasi güce kavuştuğu bir zaman diliminde davası olan bir örgüt eylemlerini geçici bile olsa tatil eder, siyasi kanadının elini güçlendirmek ister. 

PKK ne yaptı? Tam tersini yaptı. Partisinin en güçlü olduğu zamanda tarihin en kanlı en kalleş eylemlerini gerçekleştirdi.

Sadece bu tavır bile terör örgütünün irade sahibi olmadığını ve bir taşeron olduğunu anlamak için yeterlidir.

***

Aynı durum DAEŞ için de geçerli. Bölgesinde sınırı olan en güçlü ülkeye savaş açmak gibi bir aptallığı ancak emir alan bir örgüt yapar. Kendini düşünen yarınını düşünen bir örgüt hele adına devlet denen bir kurum böylesi bir aptallığa teşebbüs etmez.

DAEŞ’in Türkiye’ye karşı yaptığı eylemlerin hiçbiri kendi iradeleriyle yapılmış eylemler değildir. DAEŞ’i aklamak için söylemiyorum tam tersine DAEŞ’in de bir taşeron örgüt olduğunu söylüyorum.

***

Dolayısıyla yarın Ankara eyleminin arkasında bir DAEŞ militanı yahut bir PKK militanı çıkarsa ya da başka herhangi bir bildik örgüt çıkarsa kimse failleri bulduk diye rahat nefes almasın.

Olayın arkasından kim çıkarsa çıksın asıl azmettiriciye ve planlayıcıya odaklanmak ve onlara hesap sormak gerekir.

***

ABD’nin olay sonrasında, “Türkiye tekrar barışı savunmalı” açıklaması, PKK’ya yapılan operasyonların durdurulmasını istemesi manidardır!

Genelkurmay başkanlığı istihbarat eski başkanı İsmail Hakkı Pekin’in, “Batı Türkiye’yi yeniden PKK ile masaya oturtmak istiyor” yorumu yabana atılmamalıdır.

İslam dünyasından bazı düşünürlerin, Ankara eylemini, “İslam ümmetine destek olan Türkiye’yi cezalandırma” şeklinde algılamaları gözardı edilmemelidir.

Tecrübeli siyasetçi Vehbi Dinçerler’in daha da net konuşup, “Saldırıda İngiliz, Alman ve ABD parmağı var” tespiti çok iyi analiz edilmelidir.

***

Kanlı olaydan sonra Sıhhiye’de konuşan Demirtaş’ın, “Hesabı 1 Kasım’da soracağız. Kasımda diktatör devirmek başkadır” kabilinden yaptığı cahilce ve acemice açıklamaların siyasetle ilgisinin bulunmadığı aksine topluma nefret tohumu saçmak gibi militanca bir söylem olduğunu aklı başında herkes görüyor ve anlıyor.

Diyarbakır olayından nemalandığı gibi bundan da nemalanmak istercesine siyasetini kanla beslemek gibi fevkalade hatalı bir yol izliyor HDP maalesef.

Oysa bilinen bir gerçektir, terör örgütüne sırtını dayayan siyasi partilerin oyu örgütün eylemleri azaldıkça artar, eylemler arttıkça oyu azalır!

***

Bu olay üzerine HDP ne söylerse söylesin, 20 gün önce söylenen ‘Cizre Bodrum’a çok uzak değil. Bu ateş herkesi yakar’ cümlesinin sahibi HDP eş başkanı olduğu için, 15 gün önce büyük şehirlerde bomba patlatacağını ilan eden Kandil olduğu için hem HDP hem de PKK da muhtemel şüpheliler arasındadır.

Durum böyleyken suçu hükümete ve devlete yükleyerek cumhurbaşkanına saldırarak hedef saptırma gayretine giren HDP’nin bu olaydan nemalanması mümkün görünmemektedir.

İşin garibi kanlı Ankara eyleminde hükümet sorumluluk yükü altında ezilirken, MHP her şeye hayır diyerek kenarda dururken, HDP muhtemel şüpheliler arasındayken yıldızı parlayan tek parti CHP olmuştur!

Hem devleti hem iktidar partisini yıpratmak için yapılmış ince hesap!

Bu hesabın tutup tutmayacağını 17 gün sonra göreceğiz.