
Günler sürecekken haftalar sürdü, şimdi artık aylar süreceği öngörülen savaşta bir ay geride kaldı. Kim ne kazandı, kim ne kaybetti; tahlil etmek için yeterince şey yaşandı. Savaşın gidişatı hakkında konuşmak için de artık epey done var.
Savaşın yayıldığı coğrafya ve tetiklediği ekonomik parametreler nispetinde, dünya savaşı ölçeğinde bir etkiden söz ediyoruz.
Devam mı tamam mı noktasına gelene kadar daha büyük yıkımlar olursa, bu sahiden dönem kapatan, dönem açan tarihî bir savaş olarak kayda geçecek.
İran ve ABD arasındaki savaşın taraflar açısından güncel durumuna bakalım:
Büyük ekonomik gücü ve askerî kapasitesine bakarak ABD'nin, yıllardır ambargo altında olan, ekonomik olarak zayıf durumda bulunan, baskıcı rejimi dolayısıyla toplumsal konsolidasyonu düşük İran'ı kolayca yeneceğini düşünebilirdik. Ama işler bazen kâğıt üzerindeki gibi yürümüyor.
Bu bir ayın sonunda, savaşın başlama motivasyonu olarak açıklanan rejim değişikliğinin hâlâ gerçekleşmemiş olması, dahası tersi bir etkinin gözlemlenmesi, Trump'ı savaşa ikna edenlerin İran hakkında hiçbir şey bilmediklerini ya da bile bile Trump'ı bu savaşa soktuklarını gösteriyor.
Savaş açacağın ülkenin nükleer tesislerini, askerî mevkilerini, petrol sahalarını bilmek savaşı kazanmaya yetmiyormuş. Sosyolojisini, psikolojisini, tarihsel derinliğini, ittifak kabiliyetlerini ve coğrafi özelliklerini de bilmek gerekiyormuş. ABD, İran'ı Irak ve Afganistan gibi —ki oralardan da başarıyla dönemedi— devlet geleneği oluşmamış ya da sınırları Batı'nın müdahaleleriyle çizilmiş ülkeler mesabesinde değerlendirdi.
Yüksek teknolojili silahların, savaş gemilerinin, radar sistemlerinin en yenileri, en iyileri ABD ve İsrail'de olmasına rağmen, bir ayın sonunda İran'ın nefesini kesemediler. Hatta savaşta yeni bir eşiğe geçildiğini düşündüren gelişmeler yaşanıyor. İran'ın hava savunma sistemi kullanmaya başladığı söyleniyor. ABD ve İsrail'in kayıplarını artıracak bu gelişme, savaşın seyrini de değiştirecek nitelikte.
Ya büsbütün cehenneme dönecek bölge ya da Trump, kendine onurlu bir çıkış arayarak savaşı sonlandıracak.
Asker kaybının, hele de esir vermenin, ABD için İran'dan çok daha kırılgan bir durum yarattığı biliniyor. İran, halkı ile birlikte ülkesini savunuyor. Şehit kültürünün rejimin yapı taşı olduğu bir yerde asker kaybı İran'ı yıpratmıyor ama ABD bayrağına sarılı asker tabutlarının, ABD için toplumsal tepkiyi had safhaya çıkaracak bir etkiye yol açacağı muhakkak. Dolayısıyla bu açıdan bakıldığında da, bir ayın sonunda İran'ın caydırıcılık gücünün daha yüksek olduğunu söyleyebiliriz.
ABD için aleyhte sonuç veren bir başka ölçek de şu: İran'a açılan savaşla birlikte, ABD'nin şu dünyada tek önemsediği ülkenin İsrail olduğu, şüpheye yer bırakmayacak şekilde anlaşıldı. ABD'nin üs kurduğu Körfez ülkeleri de bu gerçekle çok pahalıya yüzleştiler. Oysa İsrail'e kıyasla Körfez ülkeleriyle ilişkilerinde ABD hep daha kazançlı konumda oldu. İsrail'e sadece verdi, Körfez'den ise hep aldı.
Ekonomik etkilenme olarak bakalım bir de: On yıllardır ambargo altındaki bir ülkenin, küresel durgunluk ve yüksek enflasyondan etkilenme seviyesi herhalde gelişmiş ülkelerden daha az olacaktır. Rahata alışarak zorluklar karşısında mücadele edecek kaslarını kaybetmiş toplumlar için yeni küresel ekonomik buhranın yaratacağı etki çok daha yıkıcı olacaktır. İran'ın dayanma eşiğiyle ABD'nin, Körfez ülkelerinin ve küresel ekonominin gelişmiş aktörlerinin dayanma eşiği aynı değil. Azdan az, çoktan çok gider. İran perişan da olsa dayanır ama savaşın faturası ABD için çok daha pahalı olabilir.
Son bir şey daha: İran'ı teokratik rejim diye eleştirenler şunu görmüş oldu; ABD'deki siyasi karar alıcıların İsrail'dekilerden bir farkı yok. Trump'ı Hz. İsa ile karşılaştıranların, hatta karıştıranların, lafının geçtiği bir yer artık Beyaz Saray. Dolayısıyla Avrupa'nın seküler siyasileri için bile, an itibarıyla İsrail ve ABD'nin İran'dan daha iyi olduğunu söylemek güçleşmiş durumda.
Trump, "Zararın neresinden dönersek kârdır" diyebilirse ne âlâ. Yok, "Ben bu savaştan galip çıkacağım" diye tutturursa, daha da sertleşmesi, ifade ettiği gibi "İran'ı taş devrine" çevirmesi; yani tıpkı Gazze'ye dönüştürecek kadar çok bombalaması gerekecek.
Fakat bu bile ABD'nin kazanmasına yetmeyecek.