FETÖ ile barış mı? Asla!

MÜCADELEDE KAZANMA STRATEJİSİ

Birilerinin fırsatı ganimet bilerek “Örgüt ile barış sağlansın!” telkininde bulunduğunu biliyorum elbette.

Bu bir ihanettir.

Bu ihanet sahiplerine iyi gözle bakanları dahi kendimizden bilmeyiz.

Benim dediğim tam tersi: FETÖ’yü topyekun imha! İğfal ettiği sosyolojiyi kazanma! Örgütün gerçek yüzünü görüp samimiyetle ayrılanlar var ise onları sahiplenerek kazanma!

İnsanlarımızın bu yapıya niye katıldıklarını doğru anlamlandırabilirsek, kazanım süreçlerinde daha başarılı oluruz.

Katlım sebepleri arasında dini ve ticari olanın dışında psikolojik sebepler de önemli bir yere sahip.

İsmini vermeyeceğim, o yapıya mensup gazi bir askerin beni derinden etkileyen şu sözleri üzerinde devletimiz düşünmeli:

“İlk defa başımı şefkatle okşayan insanlar gördüm.”

Kendisi şu an felçli. FETÖ’cü olduğu gerekçesiyle ilişiği kesilmiş. Devlet memuru olan eşinin maaşıyla geçiniyor. Örgütün gerçek yüzünü görüp ayrılmış lakin boynundaki yafta dolayısıyla üzgün.

Bir başka subay, görevden atılmış ama kendisi de bu süreçte örgütten ayrılmış, eleştirel duruşunu da sürdürüyor açıkçası.

Hem örgütü karşısına almış hem devlet tarafından dışlanmış bu insanların yaşadığı zorluklar, haliyle başka çözülmelerin de önünü kesiyor.

“Ne yaparsam yapayım devlet asla bana güvenmez!” duygusu, “Devlet sana güvenmiyor işte!” eleştirileriyle buluşunca bu durumda samimi olarak ayrılmak isteyenler veya etkin pişmanlıktan yararlanıp devlete katkı sağlamak isteyenler de kendilerini geri çekiyor.

15 Temmuz gecesi FETÖ’cü komutanların bilerek “terör tehdidi var!” diyerek sokağa saldığı veya belli noktaları tutmakla görevlendirdiği FETÖ’cü olmayan alt rütbeli subaylar ve askerler gerçekliği var bir de.

Örnekleri uzatmanın gereği yok...

FETÖ’cüler sap ile samanı bilerek karıştırdılar. Hem kendilerini örtbas etmek için hem de başka mağduriyet alanları oluşturarak Hükümeti zor durumda bırakmak için.

Bugün, 15 Temmuz gecesi FETÖ’cü komutanların emirleri doğrultusunda hareket etmenin dışında darbeyle alakası olmayanları serbest bıraktığınız anda ise bu kez darbeye karışmış olanları serbest bıraktığınız gerekçesiyle başkaca suçlamaların muhatabı olma riskiyle karşı karşıya bulunuyorsunuz.

Bu riske rağmen cesur ve adaletli olmak şart.

Aksi takdirde FETÖ’cülerin değirmenine su taşınmış olur.

Ergenekon-Balyoz sürecinde aynısını yaptılar...

Bugün FETÖ’nün neredeyse bütün tepe yöneticileri dışarıda.

Bize bıraktıkları ise her anlamda kompleks bir yapı.

Bir yanda FETÖ’yü bitirmek için sürdürülmesi şart olan hayati bir mücadele, öbür yanda sap ile samanı birbirinden ayırarak yol yürümenin zorluğu. Bir tek insanımızın mağdur olmamasını sağlayacak adaletli bir duruşun güçlüğü. Ve en önemlisi FETÖ’nün yarattığı toplumsal hasarı onarmanın yanısıra üzerine oturduğu sosyolojiyi kazanma stratejilerinin oluşturulması gibi yeni bir devlet aklının devreye alınması mecburiyeti.

FETÖ İLE MÜCADELEDE MERKEZİ KOORDİNASYON VE YETKİLİ KURUL

Bugüne kadar bu mücadele Cumhurbaşkanımızın şahsi kararlılığıyla yürütüldü.

Konjonktürel mecburiyet, FETÖ yapılanmasının kökünden yok edilmesini gerektiriyordu.

Bu mücadele bugün de aynı kararlılıkla devam etmeli.

Zira FETÖ’nün devlet ve toplum içindeki kripto unsurları hâlâ mebzul miktarda varlar. Dahası tehdit unsuru olarak varlıklarını muhafaza ediyorlar.

Bu konudaki en ufak bir gevşeme veya merhamet gösterisi bizi yeni felaketlere sürükler.

Bu konuda hem güvenlik güçlerimiz hem yargı mensuplarımız üstlerine düşeni fazlasıyla yapıyorlar.

Lakin büyük bir cesaret ve fedakarlıkla mücadeleyi sürdüren yargı ve güvenlik mensuplarımızın yeterince değer göremediklerinin üzülerek altını çizmem gerekiyor.

Şimdi mücadelenin diğer ayağını oluşturan kazanımcı aklı devreye almamızın vaktidir.

Bunun için Cumhurbaşkanımızın riyasetinde yetkili ve etkili bir kurulun oluşturulması elzem.

Bu kurulun içinde bu örgütü çok iyi bilen her meslekten uzmanlar olmalı. Yanısıra ilahiyatçılar, sosyologlar ve psikologlar olmalı. Bu kurulun önerilerini siyasal aklın süzgecinden geçirip uygun siyasalara dönüştürecek siyaset bilimciler olmalı.

Bu bağlamda mücadelenin ortaklaştırılacağı bir güçlü koordinasyon merkezine acilen ihtiyaç olduğu kanaatindeyim.

Devletin kudret eli ile şefkat elini aynı anda organizeli bir şekilde devreye alan bu yeni siyasal akıl eminim ki kısa sürede FETÖ virüsünü bertaraf etmekte başarılı olacaktır.

Devlet içinde oluşturulacak bu yeni mekanizma ile aynı zamanda FETÖ’nün adeta siyasi ayağı gibi hareket eden bir kısım muhalefetin tekil mağduriyetler üzerinden FETÖ ile mücadeleyi sulandırma çabaları da bertaraf edilmiş olur.

Ezcümle:

FETÖ ile mücadele işaret ettiğim anlamda topyekun bir mücadeledir.

Bu mücadelenin her iki ayağında da cesur insanlara ihtiyacımız var.

Muhafazakar görünümlü korkak insanlar veya arafta duran idare-i maslahatçılarla sonuç alınamaz.

ÖNEMLİ HATIRLATMA

-Tescilli FETÖ’cü oldukları için TSK, Emniyet, Mülkiye ve Adliye gibi mahrem/kritik kurumlardan atılanlar asla devlet görevlerine döndürülmemelidirler. Tersine bugüne kadar tespit edilemedikleri için kendilerini saklayan kripto unsurların tespiti halinde gerekli işlemler acilen yapılmalıdır. Onlar sahiden pişman olsalardı gelip teslim olurlardı. Tespit edilip yakalanacaklarını öğrenenlerin pişman olduklarını söylemelerine bu saatten sonra inanmak safdilliktir.

- Çalıntı sorularla kurumlara yerleştirilen FETÖ’cü unsurlar zinhar atıldıkları görevlerine iade edilmemeliler. Tersine tespit edilemeyenlerin de acilen tespit edilmeleri yoluna gidilmelidir.

-Devletimize FETÖ sosyolojisini kazanma ve örgütten samimiyetle pişman olup ayrılanları sahiplenme önerim yeni bir anlayış çağrısıdır. Hiç kimse ANLAYIŞ ile TAVİZ’i birbirine karıştırmamalıdır. FETÖ’ye ve FETÖ’cülere TAVİZ asla! Sözünü ettiğim sosyolojiye ve samimi unsurlara ise ANLAYIŞ’la sahiplenme!