Hasan Hüseyin ÖZ
Hasan Hüseyin ÖZ
hasan.oz@star.com.tr
Tüm Yazıları

FETÖ'nün zihinsel işgali

Dün, katıldığım televizyon programı öncesinde 3 Ocak 2015'te Açık Görüş'te yayımlanan "Söylemden Gerçeğe Türkiye'nin Ruh Yolculuğu" başlıklı yazıma yeniden baktım. 15 Temmuz darbe ve işgal girişiminden tam bir buçuk yıl önce kaleme alınan yazıda, FETÖ'nün yalnızca devlet içindeki örgütlenmesine değil, bu toprakların ruhuna yönelttiği saldırıya dikkat çekmiştim.

Aradan on bir yılı aşkın zaman geçti.

Evet FETÖ bir casusluk şebekesi...

FETÖ'cülerin bir işgal aparatı olduğu da kesin.

Devletin mahrem odalarına girdiler. Soruları çaldılar. Kumpaslar kurdular. İnsanları tasfiye ettiler. Nihayet 15 Temmuz gecesi milletin üzerine tank sürdüler, Meclis'i bombaladılar.

Bunları biliyoruz.

Fakat bazen hâlâ meselenin etrafında dönüp dolaştığımızı düşünmeden edemiyorum. Çünkü örgütün ne yaptığını anlattık, kime hizmet ettiğini konuştuk; fakat ruhlara neden saldırdığını, bin yıllık itikadı neden eklektik bir dille çözmeye çalıştığını yeterince tartışmadık.

Oysa asıl mesele burada duruyor.

FETÖ, yirminci yüzyılın geride bıraktığı büyük ruh boşluğunda yol buldu. Son iki yüzyılda kendi tarihine yabancılaştırılmış, Batılılaşmayı yalnızca teknik bir yöneliş olmaktan çıkarıp zihinsel teslimiyete dönüştürmüş bir toplumun yarasına yerleşti.

FETÖ, bizim sözümüzü kullandı. Hizmet dedi, hoşgörü dedi, fedakârlık dedi. Fakat bu kelimeleri hakikatin değil, örgütsel iktidarın araçlarına dönüştürdü. İnançla kurulan güveni, teslimiyet üretmek için kullandı.

2015'te bunu, "çelik nüveyi söz esasıyla aşındıran" bir düzen olarak tarif etmiştim.

Çünkü bu topraklarda söz, hâlin ardından gelirdi. FETÖ'de ise hâlin yerini rol aldı. Söz, hakikati göstermedi; hakikatin üzerini örttü.

Bir de terörist başı, kendisine mesiyanik bir görev biçti. Rüyaları yorumlayan, geleceği haber veren, görünmeyen âlemden bilgi getirdiği iddia edilen sorgulanamaz bir figüre dönüştü.

Böylece insan kendi iç yolculuğundan koparıldı. Vicdanın yerini talimat, şahsiyetin yerini yığın, imanın yerini örgütsel sadakat aldı. Sonunda ortaya, kendi milletine silah doğrultmayı dahi kutsal bir görevin parçası sayan mankurtlar çıktı.

15 Temmuz, sözle kurulan bu teolojinin silahlı sonucuydu.

Fakat tehlike geçmiş değil.

Bugün tankları yok. Devlet içindeki eski imkânları büyük ölçüde kırıldı. Elebaşı da öldü. Ama ruhlara saldıran strateji hâlâ çalışıyor.

Kah sızdıkları cemaatler üzerinden eski dili yeniden üretiyorlar. Kah sosyal medyada oluşturdukları ağlarla zihinleri zehirliyorlar. Kah özgürlük, demokrasi ve mağduriyet sözlerinin arkasına saklanarak örgütsel hınçlarını diri tutuyorlar.

Araç değişti, yöntem değişmedi.

Dün FETÖ elebaşının kürsüsünden kurulan illüzyon, bugün dijital mecralarda kuruluyor. Dün kapalı evlerde yığına dönüştürülen insanlar, bugün sosyal medya ağlarında aynı öfkenin etrafında toplanıyor.

Bu yüzden FETÖ ile mücadele yalnızca örgüt mensuplarını devletten temizlemekle tamamlanmaz. Onu doğuran ruh boşluğuyla, söz cambazlığıyla ve bu toprakların inancını başka teolojilerin kalıpları içinde yeniden üretme teşebbüsüyle de hesaplaşmak gerekir.