
ABD-İsrail-İran savaşının 15. günündeyiz.
Gelinen aşamada bölge ateş topuna döndü.
İran halkının ABD-İsrail saldırısına destek vermemesi nedeniyle, rejim değişikliği ya da İran'ın bölünmesi ihtimali şimdilik gündemde değil.
Gündemde olan mesele; Hürmüz Boğazı'nın İran tarafından kapatılması nedeniyle savaşın dünyaya yansıyan ekonomik boyutu.
Savaşın siyasi, ideolojik ve askeri hedefleri bağlamında ise İsrail ve ABD'nin iştiyakla beklediği aşama; savaşın bölgeselleşmesidir.
Körfez ülkeleri ve Suudi Arabistan topraklarındaki Amerikan üslerine yapılan füze saldırıları nedeniyle İran'a yönelik "karşı saldırı" girişiminde bulunmadı, savaş ilan etmedi.
Azerbaycan İran'dan kendilerine yönelik gönderilen dronlar sonrası, askeri bir hamle yapmayı bırakın Tahran'a sivil yardım gönderdi.
Ve Türkiye! Dün itibariyle İran'dan sınırlarımıza yönelen üçüncü füze de havada infilak ettirildi. İran hiçbir şekilde Türkiye'yi hedef almadığı yönünde açıklama yapıyor, Türkiye ise uyarı da bulunuyor. Bununla beraber İncirlik üssünün Türk üssü olduğunu ilan ederek kritik önemi haiz konunun altını çiziyor.
İran genel savaş politikasında; "komşularımı hedef almıyorum" derken, Amerikan üslerine müdahalesini sürdüreceğini ifade ediyor.
Bu süreçte İsrail'in sahte bayrak operasyonları ve İran füzelerini taklit ederek ülkeleri birbirine düşürme ihtimali de mevcut.
Siyonist Firavun Netanyahu basın toplantısındaki ifadelerinde yine savaşın teolojik tarafına vurgu yaptı. Bu bağlamda kendi inançlarına göre bölgedeki savaşın büyümesi elzem. Sürekli ateşe odun atıyorlar.
Netanyahu konuşmasında "Hem Sünni hem de Şii radikal İslam, tüm dünya için bir tehdittir. Bunun kendi kendine çözüleceğini söyleyemeyiz. Düşmanlarımızı tekrar tekrar vurmaya devam ediyoruz. Mesih'in dönüşüne kadar dayanacağız. Ama bu hemen olmayacak" ifadelerini kullandı.
Bu açıklamaları şöyle okuyabiliriz; İsrail bölgede tamamen kontrolü eline almak istiyor. Bu da esasen Büyük İsrail demek.
AGAH OLMA ZAMANIDIR!
Bölgedeki diğer tüm Müslüman ülkeler gibi biz de savaşa çekilmek isteniyoruz.
Bu süreçte bölgedeki ülkelerin tümünde Mossad ve CIA ajan-provokatörleri cirit atıyor. Halkı kışkırtmak, Sünni-Şii çatışması çıkması adına fitne yaymak; ana görevleri. Özellikle sosyal medyada psikolojik harp tekniklerini uygulayıp, beşinci kol faaliyeti yürütüyorlar.
Bölgedeki ülkeler, duygusal değil mantık, strateji ve akılla hareket etmeliler.
Burada Sünni dünyaya akl-ı selim ve ferasetle davranmak düşüyor.
Ve akl-ı selimi Türkiye'nin temsil ettiği bir kere daha açığa çıktı.
Türkiye'ye düşen görev; bu savaşın suhuletle sönümlenmesini sağlamak.
Ve Cumhurbaşkanı Erdoğan lider olarak bu potansiyeli taşıyan tek adres.
Sn. Erdoğan, tarihi grup konuşmasında, İsrail'in istediğini vermedi. Bölgenin bu ateş çukurundan çıkması adına en uygun dili kurguladı.
Mezhep savaşlarını engellemek adına kuşatıcı bir şekilde pozisyon aldı ve bu toprakların 'ana yol ve merkez' olduğunu bir kere daha gösterdi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Siyonist şebekenin kardeşi kardeşe kırdırma tuzağına kimse düşmemelidir. Mezhepçilik asla yapamayız. Bizim Sünnilik, Şiilik gibi bir dinimiz yok. Bizim tek bir dinimiz var, o da İslam. Hz. Ali bizim, Hz. Ömer de bizim. Hz. Osman bizim, Hz. Hasan ve Hüseyin de bizimdir. Hz. Ayşe validemiz bizim, Hz. Zeynep annemiz de bizimdir. Kim haksızlığa uğramışsa onun yanındayız. Daha önce Irak'ta Suriye'de Somali'de Sudan'da Yemen'de Libya'da ve Rusya-Ukrayna Savaşı'nda bu şekilde pozisyon aldık" açıklamalarını yaptı.
Bu mesajlar esasen tüm bölge ülkelerine yönelikti.
15 günlük zaman dilimi içinde yapılan suhulet çağrıları ve kuşatıcı barış dili nedeniyle bölge, şimdilik Siyonist-Evanjelist çetenin istediği 'mezhep savaşı' çukuruna düşmedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan proaktif dış politika faaliyetlerini sürdürüyor.
Bu süreçte biz vatandaşlara düşen görevler de var. Sosyal medyada bizler de akl-ı selimi tavır olarak takınmalıyız. Evet, İran Sünnilere çok zalim davrandı. Ve fakat daha büyük bir zalim olan Siyonist çetenin beklentilerini karşılayacak şekilde duygusal reflekslerle davranamayız. Şimdi tüm coğrafya birlik olarak Siyonist oyunları savuşturmalı ve fitne faaliyetlerini durdurmalıyız.
Zaman; çatışmacı değil yapıcı, kötücül değil pozitif, bölücü değil kuşatıcı ve kapsayıcı olma zamanıdır.