İbrahim Güneş
İbrahim Güneş
Tüm Yazıları

Füzeler düşerken ''3S'' formülü

Önce Hatay, sonra Gaziantep ardından da Adana...

Adana semalarında görüntülenen füze insanın aklına deli sorular getiriyor...

Öncelikle altı çizilmesi gereken mesele şu iki haftalık bu süreçte Türkiye'ye yönelen füze sayısı sadece üç...

Oysa İran, Orta Doğu Savaşı'nda 3 binin üzerinde füze ve kamikaze drone yolladı... Yani baktığımızda Türkiye'ye yönelik öyle saldırgan bir tutum görünmüyor... Ancak "sinek küçük olsa da mide bulandırır" derler. Bir can kaybı ya da yaralanma olmadığı halde İran'dan atılan füzeler komşuluk hukuku, egemenlik hukuku ve Türkiye'nin savaşı bitirmek için verdiği diplomatik çabalar düşünüldüğünde yakışıksız duruyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın bu konudaki duruşu çok net...

"Cumhuriyet'imizin banisi Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ten miras kalan 'Yurtta sulh, cihanda sulh' ilkesini proaktif, atılgan ve girişimci bir anlayışla yoğurarak, dış politikamızın odağında tutmayı sürdürüyoruz."

Bu sözler anlamak isteyen için de çok önemli bir mesaj...

Bu yüzden meseleye üç S formülüyle yaklaşmak lazım.

Sağduyulu

Soğukkanlı

Sorumlu

Türkiye tam da böyle yapmaktadır. Ancak Tahran yönetiminin de üstüne düşeni yapması, rotası Türkiye olan füzelerle ilgili önlemler alması şarttır.

Zira binlerce yıllık geçmişi olan Türkiye ve İran bu sancılı dönemi atlatacak devlet aklına sahiptir... Türkiye'nin kırmızı çizgileri bellidir. Mezhepçilik tuzağına düşülmemeli, Azerbaycan'a ilişilmemeli, Türkiye'nin bir NATO ülkesi olduğu unutulmamalıdır... Aksi tam anlamıyla bir kaos olur...

YAPAY ZEKA ANİMASYON SAVAŞLARI

Bol bol füze ateşleniyor...

Kimi zaman gerilimli, kimi zaman komik müzikler ekleniyor.

Orta Doğu Savaşı'nda sosyal medya üstünden de yapay zeka ve animasyonlarla bir psikolojik harp yapılıyor.

Üstelik yapay zeka o kadar ilerledi ki insanların gerçeklik algısını zorluyor.

Örneğin Sözcü TV, İsrail'in yayımladığı bir yapay zeka videosunu gerçek sanıp ekranlarına taşıdı. Hamaney'in kartonuna ibadet ediyorlar imalı yayın sosyal medyada alay konusu oldu...

Özetle mesele öyle bir boyutta ki artık yapay zeka ile işin profesyoneli olan haberciler dahi trolleniyor... Bu da gerçeklik algımızda bozulmalara yol açabiliyor... Ben biraz meseleyi fahiş fiyat tartışmalarına da benzetiyorum. Bir süre sonra mesele öyle bir hale geliyor ki, bir ürünün fiyatı "pahalı mı, ucuz mu?" Diye sorgulama yeteneğimizi kaybediyoruz. Bu yüzden özellikle sosyal medyada sürekli yapay zeka videolarını yapay zekaya soranlar var. Ancak yapay zekanın dahi trollendiği bir dönemden geçiyoruz. Benim önerim dijital platformların tıpkı RTÜK'ün akıllı işaretleri gibi bu videolar için ilk anda göze çarpan logo kullanmayı zorunlu hale getirmesi gerekiyor. Zira toplumsal olarak algıların çürütülmesinin uzun vadeli etkileri mutlaka olacaktır. Bu videolar bir yandan da savaşın o acı yüzünü yumuşatıyor... Kuzey Kore Lideri için hazırlanan "Bu kadar füze yaptık, bizi çağırmadılar" konulu animasyonlar, İran'ın Trump'ı tiye alan, Netanyahu'yu yerden yere vuran senaryoları, Zelenskiy'in bir anda elinde plaj şemsiyesiyle çıkıp gelmesi gibi senaryolar her ne kadar masum gibi görünse de bizi şiddete alıştırıyor... Şiddete alışmak demişken elbette az önce yazdıklarımın da etkisi var. Ancak İsrail'in Gazze'de yaptığı, yapmaya devam ettiği soykırımı da unutmamak gerekiyor. İsrail, 21. Yüzyılın tüm değerlerini ayaklar altına alıp öylesine korkunç işler yaptı ki, yaşadığımız coğrafyada son dönemde yaşananlar artık eskisi kadar toplumları etkilemiyor. Hatta ikinci haftasını geride bıraktığımız savaşa yönelik ilgi dahi gün gün azalıyor. İlk günlerin heyecanı yerini rutin bir sarmala bırakmış gibi görünüyor...

"SAVUNMA YAPMAYACAĞIM"

Savaş dönemine denk geldiği için mi yoksa artık CHP tabanında bile kabak tadı verdiği için mi bilmiyorum ama Silivri yargılamalarının öyle ahım şahım bir rüzgarı yok... Hatta birçok medya kuruluşu takip için muhabir göndermeyi, canlı yayın yapmayı bile bıraktı...

Benim burada dikkatinizi çekmeye çalışacağım esas meseleyse bir grup gazetecinin yargılamaları takip ederken kullandığı dil ve paylaşımlar...

Elbette herkes özgürce istediğini anlatabilir, yazabilir, çizebilir ancak özellikle CHP medyasının içerik, öz, esastan çok şekille ilgilenip, bunun üstünden anlatım yapması dikkat çekici...

Ağdalı, bilgiden çok duygu içeren bir dil kullanıyorlar.

Yargılamanın içeriğinden çok duruşma salonundaki, koridordaki atmosferden söz ediyorlar. Sanki biraz içerikten kaçmaya çalışıyorlar... Kaçmaya çalışmak derken, İmamoğlu Suç Örgütü yargılamasının daha ilk haftasında CHP'liler de meseleden kaçmaya ya da kaçınmaya çalışıyor...

Parti içinde de İmamoğlu rahatsızlığı büyüyor... Bu arada Pendik'teki mitingde İmamoğlu'nun okunan mektubundan dikkat çeken bir satırı buraya yazayım... İmamoğlu, "Ben bu davada savunma yapmayacağım. Çünkü bu davanın amacı beni yargılamak değil, beni siyaseten yok etmektir!" diyor.

Savunma yapmamak elbette bir tercih ama burada sorulması gereken soru şu "gerçekten bu bir tercih mi yoksa iddianameye yansıyanlara karşı savunma yapmak öyle kolay değil mi?"

Ne diyelim takdir yüce Türk yargısının ve milletin elbette.