Yazarlar

Halime Kökçe

Halime Kökçe

hkokce@stargazete.com

Gezi’nin pakete katkısı

Demokratikleşme paketinin Türkiye’yi artık dönüşü olmayan bir yola soktuğunu gönül rahatlığıyla söyleyebiliriz. Bu kuşkusuz arkasındaki siyasi irade kadar o pakete talip olan, hakları için mücadele eden bir halkın da başarısıdır. Zaten demokratikleşme adımlarının geri döndürülemez olmasının da tek garantisi verilen değil alınan haklarla alınan bir yol olmasındandır.

Peki bu, paketi hazırlayan ve halka arz eden hükümetin rolünü azımsamak anlamına mı gelir? Asla! Tam tersine; bu o siyasi iradenin demokratik ufkunun tescilidir. Yoksa bahşedilen haklar gerek görüldü mü geri de alınan haklar olmuştur hep. Nitekim vesayet çeperlerini kıramayan siyasi partiler vaat ettikleriyle kalmışlar, az ileri gidenlerin sonu ise cumhuriyetimizin siyasi parti mezarlığına gömülmek olmuştur.

Bu yüzden demokratikleşme için olmazsa olmaz şey önce bir yol temizliği yapmaktı. Yani vesayet kurumlarının siyaset üzerindeki gölgesinden kurtulmak. Bugün önümüze gelebilen bu paket, evvela bu sayededir.

Akl-ı selim siyaseti

Siyasetin kendi kurallarıyla yürütülebildiği bir zeminde -bir anlamda serbest siyaset ortamında- toplumun taleplerine cevap üreten aktörler kendilerini yenilemesini bilmiş ve bu sayede ömürlerini uzatabilmiştir.

AK Parti’yi diğer siyasi partilerden ayıran vasfı, işe yol temizliğiyle başlaması ve toplum için siyaset yapması olmuştur. Yine bu sayede 11 yıldır iktidarda olmasına rağmen yorulmamış ve oylarını çoğaltmıştır.

Herkesin hemfikir olacağı bir idealden bahsetmiyorum ama özgürlükler anlamında mümkün olduğunca yukarıya çekebileceğimiz bir demokratik seviyeden söz edebiliriz ve bunu da ideal addedebiliriz. İşte böyle bir seviye ile ‘reel olan’ arasında ama illa ideale daha yakın ya da yaklaşmaya çalışan bir tarz-ı siyaset ancak demokrasi beklentisini karşılayabilir ve kendini yenileyebilir. Ve yine ancak reel şartları da gözeten bir siyaset aklı yeni toplumsal sorunlara zemin hazırlamadan demokratikleşme reformlarını hayata geçirebilir.

Tabi bir de Türkiye gibi başkasının en temel haklarının ihlali durumunu kendi yaşam tarzının garantisi sayan insanların yüzdeye gelir bir yekun oluşturduğu toplumlar var ki böyle yerlerde demokratikleşme daha zorlu bir yolculuk.

‘Vehim tarzı’ kaygısı

Vehimlerin kaygıya dönüştüğü ve bunun bir siyasi mücadele aracı olarak sahaya sürüldüğü bir ülke Türkiye. Cosmo kadınının lügatinden aparma “yaşam tarzı” kavramını kaygı ile cem ederek bir korku heyulası yarattılar, modern hayatın nimetlerinden vazgeçmek istemeyen kalabalığı da bu yalanla oyuna çektiler. Türkiye böyle bir geçitteyken geldi demokratikleşme paketi.

Bu mücadelenin zinde güçleri silahlı kuvvetlerden yüz bulamayınca lobiciliğe sardırdılar. Avrupa ve Amerika’nın saygın medya organlarında “AK Parti sizin tanıdığınız AK Parti değil, radikalleşti, gizli ajandasını uygulamaya koydu, Mısır’daki Müslüman Kardeşler’in bir şubesi gibi hareket ediyor. Hilafeti getirmek derdindeler” gibi yüksek ateşin yol açtığı sayıklamalarını analiz olarak aktardılar.

Ve tabii tüm bunlara eşlik eden “Erdoğan diktatör” repliği...

Şimdi o “diktatöre” paketin eksiklerinden bahsediyoruz, o da “devamı gelecek” diyor.

Gezi eylemlerinin militan yazarları da nedamet getireceği yerde Gezi’nin pakete katkısından söz açıyor. Varsın olsun, Gezi eylemlerinin demokratikleşmemiz üzerinde bir miskal katkısı varsa, çekinmeden onu da teslim edelim. Ama en azından şiddeti kutsamadan, işgalci eylem romantizmine savrulmadan.