

Silivri'deki "İmamoğlu Suç Örgütü Davası"na dair çok şey yazılıp çizilebilir. Zaten günlerdir de konu medyada tartışılıyor. Ben iki atasözümüzü paylaşacağım. Sonra da meseleyi biraz daha açmaya çalışacağım...
Önce "Gözden ırak olan gönülden de ırak olur" diyelim... Zira herkes farkında ki İmamoğlu'nun büyükşehir belediye başkanı olduğu dönemdeki gücüyle demir parmaklıkların arkasındaki gücü arasında derin bir fark var... Bunu daha ilk günden gördük. Milyonları yüz binleri, geçtik, on bin kişiyi bile Silivri'ye yığamadı CHP... Teşkilat belli ki İmamoğlu'na inanmıyor ya da güvenmiyor... Onu geçtim. CHP'nin 138 milletvekili vardı. Ama Özel'in yanındaki vekil sayısı iki elin parmakları kadar dahi yoktu... Zaten ilk gün duruşma çıkışı Özel'in yüzüne yansıyan görüntü, basın toplantısında 24 Editörü Oğuz Polatbilek'in "Tribün selamlama konuşması usule uygun mu?" sorusuna kimyası bozulmuş gibi verdiği öfkeli cevabı durumun özeti gibiydi. Bir zamanlar İmamoğlu'nun yan yana poz verip, "Başkanım aramızda kalsın kazanıyoruz" diye gevrek gevrek güldüğü Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş bile Silivri'ye tenezzül edip gelmedi. Onun yerine sosyal medyadan bir mesaj atmakla yetindi. "Duruşmalar canlı yayınlansın millet gerçekleri görsün" ifadesini de istediğin yere çekmek mümkündü elbette. Öte yandan ikinci gün CHP Genel Başkanı Özgür Özel, grup toplantısını Silivri'deki toplanma noktasında yaptı. Esti, gürledi. Hükümetin dış politikada "ne kadar başarısız!" olduğunu anlattı.
Ama yürüme mesafesindeki duruşmayı pas geçti... Aynı gün özellikle Kılıçdaroğlu'na yakın 70 civarında milletvekili de açık talimat olmasına karşın Silivri'ye gelmek yerine Ankara'da kalıp Meclis'teki Savaş Özel Oturumu'na katıldı. Şimdi gelelim ikinci atasözümüze ne diyor büyüklerimiz, "Görünen köy kılavuz istemez" yani bir başka deyişle görünenin uzağı olmaz...
Benim Silivri'de gördüğüm, CHP yavaş yavaş sırtını İmamoğlu'na dönüyor... CHP Genel Başkanı Özgür Özel, kendi makamını tahkim etmek, 2028'e hazırlanmak için bir yandan İmamoğlu'nun yanındaymış! gibi yapıyor, diğer yandan da aslında kendi geleceğini inşa ediyor. Siz bakmayın miting yapıp "Adayımız İmamoğlu" dediğine... Zira bunu söylerken CHP'nin Cumhurbaşkanı Aday Ofisi'nden İmamoğlu'nun posterlerini indirten de bizzat Özel'in kendisi...
Ne demiş eskiler "Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz"
Takdir CHP'lilerin elbette...

TÜRKİYE BÜYÜK BİR ŞANS
Aklı başında herkesin ortak fikri, ABD-İsrail'in, İran'a yönelik açtığı savaşta işlerin sarpa sardığı yönünde... İran belki farkında değil ama aslında Cumhurbaşkanı Erdoğan bu savaşı ötelemek, barışa bir şans verilmesini sağlamak için Dışişleri Bakanı Fidan'la birlikte çok emek verdi. Trump'ı frenlemeye çalıştı... Ancak olmadı. İran'ın ara bulucu olarak Türkiye yerine Umman'ı tercih etmesi açık bir hataydı. Tahran yönetimi bunu kafasına yağan bombalarla öğrendi...
Ancak halen çok geç değil. Zira Erdoğan'ın deyimiyle hele de şu şartlarda "Savaşın kazananı, barışın kaybedeni" olmaz. Netanyahu, Tel Aviv'e yağan bombalarla köşeye sıkışırken, ABD Başkanı Trump'ın onurlu bir çıkışa ihtiyacı var... Zira A Planı tutmadığı gibi B planının ne olduğu da tartışmalı... ABD'de "Yaşlı Hamaney gitti, genç Hamaney geldi" eleştirileri daha yüksek sesle dile getiriliyor...
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın savaşa dair uyarısı bu açıdan da çok kritik önemde... Zira tüm ailesini ABD/İsrail saldırısında kaybeden İran'ın yeni dini lideri Mücteba Hamaney'in de pes etmeye niyeti yok...
Erdoğan, "Şu bir gerçek ki savaş uzadıkça maalesef tablo daha da kötüleşecektir. Bilhassa yeni maceralara girişmenin faturasını sadece çatışan taraflar değil, tüm bölgemiz hatta Avrupa ve Asya dahil tüm dünya ödeyecektir" mesajıyla tabloyu ortaya koydu.
"Özellikle Rusya-Ukrayna Savaşı ile yorulan Avrupa, üstüne yeni krizleri kaldırabilir mi?" sorusu da ortada duruyor. Bu yüzden üstünden Esptein belgeleri şantajını kısmen de olsa atan Trump da ABD kamuoyundaki homurdanmaların farkında, işlerin yolunda gitmediğinin de... Ve şimdi kendince zafer ilan edebileceği onurlu bir çıkışa ihtiyacı var... İşte o onurlu çıkış İstanbul'da inşa edilebilir... Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın "Bu süreçte tansiyonun düşürülmesi, akan kanın durdurulması, diyalog kapısının açılması için yoğun gayret gösterdik. Her soruna onurlu bir çözüm yolunun bulunabileceğine inanıyoruz. Yeni bir müzakere süreci mümkündür, hatta olmalıdır" sözleri bu açıdan kıymetlidir.

KARNIMIZ TOGG
25 Temmuz 2022'de sosyal medyadan paylaştığım bir mesaj milyona yakın etkileşim almış beni de şaşırtmıştı...
Aynen şöyle yazıyordu...
Sayın Kılıçdaroğlu'nun sıfır araba vaadini çevremdeki gençlere sordum...
"Bunlara karnımız TOGG" dediler...
Bugünlerde muhalif medya yine diline TOGG'u doladı...
Şirketin iflasa koştuğu algısını oluşturmaya çalışıyorlar.
Peki gerçekten durum öyle mi, konuyu bilenlerin yorumu net... Böylesine büyük yatırımların iki üç yılda kendisini amorti edip kar yapmasını beklemek hayalcilik olur. Örneğin bizden 12 yıl önce elektrikli otomobil işine giren Tesla'nın ilk 9 yılında zarar yazdığını kimse söylemiyor. İlk çeyrek karını ancak onuncu yılda yapabilmiş... Üstelik de enflasyon farkını düşündüğümüzde TOGG yıllık zararını düşürme yönünde hızla ilerliyor. İkinci modelini çıkardı. Şubat ayında satışları en yakın rakibinin iki katı oldu. Üçüncü ve orta gelir düzeyine hitap edecek modelini gelecek yıl çıkarmayı planlıyor... Konuyu nereye bağlayacağım... Bir kitle var. Sırf "Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın hayali ve çabasının ürünüydü" diye ilk günden itibaren TOGG'u karalama yarışına girdi... "Aslında TOGG fabrikası yok. İtalya'dan gemiyle getiriliyor" tezviratı bile gündem oldu. Tesla'nın yolda kaldığını, durup dururken yandığını, çarpışmalarda ağır hasar aldığını görmezden gelenler TOGG'un daha emekleme aşamasındayken yaşadığı sorunları sosyal medya üstünde büyütme telaşına düştü. Donanımı, güvenliği, çarpışma testlerindeki başarısı bir yana gerçekten yakışıklı bir otomobil olmasına karşın bir kesime bir türlü sevdiremedik. Elbette eksiği, kusuru olabilir, düzeltilmesi gereken yanları vardır. Ama daha yeni doğmuş bir bebek gibi sarıp sarmalamamız gerekirken, sırf muhalefet anlayışı ile yerden yere vurmak... Zarar edip batsa zil takıp göbek atacak kadar savrulmak da ne bileyim bu topraklara ait bir anlayış gibi gelmiyor bana...
Şunu söyleyebilirim. Kendim kullanmadım, kısmet olmadı ama TürkMedya'da çok sayıda TOGG var. Kullananların yorumlarını tarafsızca koyuyorum. "Alman arabalarına değişmem" diyen de var. Yaşattığı konfora kısa sürede alıştığını söyleyen de...
Elbette serbest piyasa ekonomisinde herkes özgürce tercihini yapabilir. Ama daha bebeklik aşamasında Türkiye'nin markasını bu kadar taşlayıp, sonra da "Almanya'da üç maaşa araba alınıyor vs" diye sözde muhalefet yapmak da ne bileyim...
Umarım ülkemiz Devrim otomobilinde yaptığı hatayı TOGG'da da yapmaz... Zira üzülerek söylemeliyim ki, takoz olmak için yanıp tutuşan sağlam bir kitle de var ne yazık ki...