Hasan Hüseyin ÖZ
Hasan Hüseyin ÖZ
hasan.oz@star.com.tr
Tüm Yazıları

Gürültüye kapılanlar, enkazın altında kalanlar

Suriye'de olan biteni anlamak zor değil. Zor olan, bilerek yükseltilen gürültüyü yarıp hakikate ulaşmak. Çünkü bugün pazarlanan şey süreç değil; birbirinden koparılmış anlar. Hakikat değil; refleksler, öfke patlamaları, köpürtülmüş tepkiler.

Bir kesim var ki aklını buzluğa kaldırmış durumda. Düşünmüyor, tartmıyor, muhakeme etmiyor; sadece bağırıyor. Onlar için artık ne ahlakın ne de fikrin bir namusu kaldı. Sahneye her seferinde aynı kadrolu tipler çıkıyor. Kıblesi fonlandıkları merkezler olanlar... Gerçeğe değil, merkeze sadakat gösterenler.

Hatırlayın. Daha düne kadar biri ne diyordu:

"Halep işi büyür, Türkiye girer, SDG dağılır diyenlere Allah akıl fikir versin."

Sonra ne oldu?

Halep işi büyüdü.

Türkiye sahaya inmedi belki...

Ama SDG/PYD deyim yerindeyse yerle bir oldu.

Peki bu yanılgı şampiyonlarından tek bir "yanıldık", tek bir "utandım" duydunuz mu?

Hayır.

Çünkü fonlanan adam hakikate değil, efendisine hesap verir.

Nitekim yüzü kızarmadan konuşmaya devam:

"Bakalım Ankara 'Mazlum Abdi realitesi'ni ne zaman tanıyacak?"

Burada durun.

Hangi realite?

Hangi güç?

Hangi zemin?

Washington, Afganistan'dan kaçarken uçağın tekerleklerine tutunanları asfaltlara döktüğü gün, Mazlum Abdi'nin dilinden dökülen korkuyu herkes hatırlıyor: "Ya bizi de terk ederlerse!"

Mazlum Abdi'yi parlatırken aslında onu ciddiye aldıkları falan yoktu. Sahadaki kırılganlığı, askeri karşılıksızlığı, siyasi kofluğu herkesten iyi biliyorlardı. Ama mesele o değil. Mesele, "biz buradayız" demek. Yani taşeronun efendisine sadakat bildirisi.

Sadece bunlar mı?

Bir de yıllardır tek bir öngörüsü tutmayan, emekli askerinden köşe yazarına uzanan o "ulusalcı" koro var. Her gelişmede felaket tellallığı, her hamlede "bataklık" edebiyatı... Türk milletini çok yordular çok.

Kıble aynı olunca! Dil farklı olsa da aynı stratejiye hizmet ediyorlar günün sonunda.

Takke düştü, kel göründü.

Güç ABD'yi strateji değiştirmek zorunda bıraktı.

Washington için hırsız SDG'yi büyütme, kurumsallaştırma, "devletçik" oynatma dönemi kapandı. Artık yatırım yok. Artık yük atma var.

Bir yanda Trump'ın kapısında merhamet dilenen sözde ozanlar...

Diğer yanda sivilleri katlederek semiren o sözde savaşçılar...

Savurdukları tehditler, yıkılmış benliklerinden sızan korkuyu örtmeye yetmiyor.

İşte önceki günkü o rezil manzaraların, Türk bayrağına uzanan o kirli ellerin sebebi tam olarak budur. Mayına basmanın, sahada sıkışmışlığın, terk edilmişliğin ve yaklaşan sonun paniği böyle bir şey işte.

Sahipleri tarafından yüzüstü bırakılanlar, şimdi provokasyonla, bayrak yakarak, fitne ateşini harlayarak kendilerine yeni bir "himaye" arıyorlar.

Bunu görmek için gizli raporlara gerek yok.

Sahadaki panik ortada.

Siyasi iddiaların çöküşü ortada.

Dün "müttefik" sanılanların bugün nasıl birer pazarlık nesnesine dönüştüğü ortada.

Hrant Dink'in ölmeden bir süre önce söylediği o cümle geldi aklıma...

"Emperyalizm aynen Ermeniler gibi Kürtleri de kullanır gider."

Bu, tarihin kanlı tecrübesinden süzülmüş bir hakikatti.

Ve bugün o hakikat, Suriye'nin kuzeyinde fiilen bir kere daha tecelli ediyor.

Emperyalizm müttefik tutmaz.

Kullanır.

Eskitir.

Atar.

İşbirlikçileri mayın eşeği gibi öne sürer; iş bitince ya terk eder ya da ezer.

Tarih bir kez daha uyarıyor:

Başkasının hesabına yazılan siyaset, günün sonunda mutlaka sahibine fatura edilir.

Süreci okuyan yolunu bulur.

"Realite" diye Amerikan gölgesine sığınanlar ise o enkazın altında kalır.