Filiz Katman
Filiz Katman
filiz.katman@star.com.tr
Tüm Yazıları

‘Güvenlik Garantisi'

Her şey 'onu' engellemek için başlamıştı.

Şimdi herkes 'ona' sahip olmanın planlarını yapar oldu.

Nereden nereye...

"Güç Yoluyla Barış".

Amerika Birleşik Devletleri 47. Başkanı Donald J. Trump'ın doktrini.

Aşırı baskının rakipleri müzakere masasına oturtması.

Onca emek nasıl heba edilir?

Dünya yaşayarak öğrendi.

Yıllarca nükleer tırmanmayı önleyen "koruyucu mekanizmaları" da ortadan kaldırmış oldu.

Hem de tek bir ayda.

Oysaki İran nükleer programını sınırlamak karşılığında yaptırımların hafifletilmesini sağlayan Ortak Kapsamlı Eylem Planı-JCPOA'yı 2015'te imzalamıştı,

Donald J. Trump, 45. Amerika Birleşik Devletleri Başkanı olduğu 2018'de bundan çekildi ve azami baskıyı yeniden uygulamaya koydu.

47. Amerika Birleşik Devletleri başkanlığı ise ilk döneminde ortadan kaldırdığı silah kontrol mimarisinin doğrudan bir sonucu olarak 'yayılma riski' yarattı.

Gerçekten de insan söylemeden edemiyor.

Nereden nereye...

Bir ülkenin nükleere sahip olunmasının engellenmesi hedefinden ülkelerin 'güvenlik garantisi' olarak nükleere sahip olmayı ister olduğu günlere gelindi adım adım.

Kuzey Kore Devlet Başkanı Kim Jong Un mevzuya dair saptaması ironik:

"Barış isteyen herkes nükleer silaha sahip olmalıdır. Nükleer güç şantajı önler."

Böyle düşünen sadece Kuzey Kore değil gibi görünüyor.

Fransa, cephaneliğindeki nükleer silah başlıklarını artırma kararı almış.

Fransa Devlet Başkanı Emmanuel Macron'un ifadeleri endişeleri artırıyor:

"Önümüzdeki 50 yıl nükleer silah çağı olacak."

Almanya'yla birlikte Fransa öncülüğünde kurulan Avrupa atom silahları koalisyonunda Yunanistan da bulunuyor.

Nisan ayında planlanan Yunanistan ziyaretinin de "Amerika Birleşik Devletleri'nden bağımsız nükleer program ve Avrupa egemenliği" bağlamında Fransa'nın nükleer bombalarını paylaştırma planıyla bağlantılı olabileceği belirtiliyor.

Yalnız bu sürecin başka bir ilginç ve bugünlere dair ürpertici bir yanı daha var:

Taktik nükleer silah kullanma ifadesinin dile getiriliyor olması.

İşte o noktada sürecin nereye evrileceği ile ilgili ise senaryolar hiç de parlak görünmüyor.

'Dehşet dengesi' yerini 'taktik nükleer' söylemlerine bırakıveriyor.