Yazarlar

Resul TOSUN

Resul TOSUN

rtosun@stargazete.com

Haddini bilmeyene bildirirler

Resul TOSUN tüm yazıları

15 Temmuz darbe/işgal teşebbüsünü akamete uğrattığı günden bu yana milletin demokrasi nöbeti aralıksız devam ediyor. 

Darbeci hainlerin eylemleri gün yüzüne çıktıkça milletin nöbet aşkı daha da güçleniyor.

Aslında milletimizin mayası temizdir, darbelere karşı tepkisini bir şekilde dile getirmiştir. Hadsizlere haddini bildirmiştir.

Daha önceki tepkilerin bugün gösterdiği tepki düzeyinde olmaması liderlik ve imkanlarla alakalıdır.

***

27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül ve 28 Şubat darbelerine karşı da milletimiz gereken tepkiyi gösterdi ama onların önüne düşüp rehberlik ederek darbeyi anında bastıracak liderleri yoktu ve o liderlere destek verecek medya (ve sosyal medya) yoktu.

Yoksa millet hiçbir darbeyi onaylamamıştır. Çünkü darbecilerin tamamı milli iradeye ve milletin değerlerine kasteden zorbalar ve ipi başkalarının elinde nankörler güruhuydu.

***

27 Mayıs darbesinden sonra millet darbecilere tepkisini, Demokrat Parti’nin devamı olduğuna inandığı Adalet Partisi’ni tek başına iktidara taşıyarak göstermiştir. Adalet partisi ilk iktidarını Demirel’e değil Adnan Menderes merhuma borçludur.

12 Mart, milletin moral değerlerine karşı yapılan bir darbeydi, millet bu darbecilere 1973 yılında Erbakan’ın Milli Selamet Partisi’ne destek vererek tepkisini göstermiştir.

Yine milletin moral değerlerini hedef alan 12 Eylül darbecilerine olan tepkisini millet, Turgut Özal’ın Anavatan Partisi’ni iktidar yaparak vermiştir.

***

28 Şubat tamamıyla milletin moral değerlerini hedef alan aşağılayan ve yok etmek isteyen bir darbeydi.

Millet cevabını 2002 de AK Parti’yi tek başına iktidara taşıyarak verdi.

27 Nisan muhtırası da bir darbe girişimiydi, millet cevabını AK Parti oylarını yüzde 47’ye taşıyarak verdi.

Hülasa bu asil millet hiçbir darbeyi onaylamamış ve imkanları dahilinde en anlamlı tepkiyi ve cevabı vermiştir.

***

15 Temmuz’da ise millet darbenin kendisine geçit vermemiştir.

Çünkü artık mukavemet edecek yeterli şartlar oluşmuştur.

Artık ölümün üzerine üzerine yürüyen ve ölümü korkutan bir lider vardır milletin önünde.

O liderin mesajlarını halka ulaştıracak medya vardır.

Kahraman emniyet mensupları vardır. 

Ordu içinde darbeye direnen vatanperver askerler vardır.

Eh bundan sonra darbecilere düşen de zillet ve meskenettir.

Şimdi o zilleti yaşıyorlar.

***

Ayrıca, 15 Temmuz alçak teşebbüsü gösterdi ki darbeler sadece anayasa ve yasa değişikliğiyle engellenemiyormuş.

Darbe heveslisi zavallıların iştahını kabartacak fiziki imkanları ortadan kaldırmak gerekiyormuş.

Ben yıllardır yazıyorum, askeri okulların müfredatı değişmeli, askeri okullar ve birlikler şehir dışına taşınmalı, muhafız alayının sivilleri korumasına son verilmeli, jandarma askeri sınıf olmaktan çıkarılmalı, iç güvenlik yani polis güçlendirilmeli.

Ülke bu gerçekleri maalesef bu kanlı teşebbüs ile ancak anlayabildi.

***

Biz bunları söyleyip yazarken bizi ordu düşmanı gibi göstermeye çalışan zavallılar oldu. Oysa bizim amacımız, gözbebeğimiz orduyu milletin gözünden düşüren unsurlara karşı uyarı yapmaktı. Subayımızı milletimizin değerlerinde uzak yetiştiren müfredata karşı uyarmaktı. Darbeci hainlerin iştahını kabartan fiziki imkanlara işaret etmekti.

Çünkü bu millet ordusunu asli görevinin başındayken sever. Düşmana/teröre karşı mücadelesinde baş tacı eder.

Ama siyasete müdahalesine asla razı olmaz ve bir şekilde tepkisini koyar.

Zira orduya en büyük zararı darbeler vermiştir. Her darbede milletin ordusuna olan güveni ve sevgisi bir miktar azalmıştır.

15 Temmuz teşebbüsünde olduğu gibi şartlar oluşunca da sokağa iner hainlere ve ihaneti aklından geçirenlere unutamayacakları dersleri verir.

Tarihçi Ziya Nur Aksun, böyle durumlarda, ‘Ahali sağlam beyim’ dermiş.

Gerçekten de öyle.