Hiç kıvranma, darbecisin!

Cumhuriyet yazarı Can Dündar’a, “1 Numara Başbakan Erdoğan’dı” diyerek, 17 Aralık soruşturmasının asıl hedefinin ne olduğunu itiraf eden savcı Celal Kara, hakkındaki spekülasyonlara cevap vermiş. 

Cevabında Avukat Hüseyin Ersöz’ü muhatap aldığını söylüyor ama aslında ortaya konuşuyor: “Bu açıklama, diğer bütün şahıslara da cevap olsun...”

Hadi olsun...

Hüseyin Ersöz’ün iddiası (mealen) şuydu: “Celal Kara, Can Dündar’a eksik bilgi veriyor. Balyoz soruşturması ve Askeri Casusluk Davası’ndaki mütalaalarında şüphelileri yakan bir tutum takındı oysa...”

Celal Kara, yine Can Dündar aracılığıyla, bir tek şüpheli hakkındaki tutumunu örnek göstererek, “Hayır, öyle olmadı” diyor.

Öyle mi oldu, başka türlü mü oldu?

Bunun cevabını, soruşturma dosyalarına vakıf Hüseyin Ersöz verecek.

Bilebildiğim kadarıyla, Celal Kara’nın Askeri Casusluk Davası’ndaki tutumu pek de müspet değildi.

Ortaya konuşan ve “bu cevap diğer bütün şahıslara da gelsin” diyen Celal Kara, “diğer bütün şahıslar”ın suçlama sadedinde dile getirdikleri konulara ise hiç girmiyor...

Niye?

Celal Kara’nın, öncelikle, Meclis’e gönderilen fezlekelerle ilgili payına düşen suçlamalara cevap vermesi gerekmiyor mu?

Hedefte Başbakan Erdoğan’ın bulunduğunu itiraf ediyor.

Hedef seçtiği kişinin yaptığı telefon görüşmelerini “birinci dereceden karine” sayarak, Erdoğan’ın niçin suçlu sayılması gerektiğini anlatıyor.

Erdoğan hakkında açılmış bir soruşturma var mı?

Yok?

Erdoğan hakkında alınmış bir dinleme kararı var mı?

Yok?

Peki, nasıl oluyor da, Erdoğan’ın telefon konuşmaları, onun suçlu olduğuna dair birinci dereceden karine sayılıyor?

Demek ki, “yolsuzluk soruşturması” üzerinden, doğrudan Erdoğan’ı hedef alan ve hükümeti çalışamaz hale getirmeyi amaçlayan örtük bir “darbe faaliyeti” yürütülüyordu. (Hemen, polis fezlekesindeki“Dönemin Başbakanı” ibaresini ve “Ahdettim, bir gün Başbakan’ın bileğine kelepçe takacağım” diyerek Emniyet koridorlarını çınlatan ilgili Emniyet Amiri’ni hatırlayalım... Celal Kara, “Hayır, böyle bir şey olmamıştır” diyebilir mi?)

Celal Kara, sağda solda, Cemaatle bir alakası bulunmadığını söylüyor.

Bilemem.

Konu, Celal Kara’nın Cemaatle hangi düzeyde irtibat kurmuş olduğu değil.

Konu, yolsuzluk soruşturmasının bir dizi yolsuzlukla malul olması...

Bu yolsuzlukların altında da soruşturma savcısı Celal Kara’nın imzası bulunuyor... (Cemaatle bir alakası yok ama “mensuplar” konusunda son derece kırılgan. Devlet içindeki cemaat hiyerarşisinden, yani otonom yapıdan da hiç şekvacı değil. Nasıl oluyorsa!)

Celal Kara bıraksın onu bunu da, bize, Fatih Belediye Başkanı’nı niçin içeri aldığını ve kimlere “Emri Başbakan’dan aldığınızı söyleyin, buradan elinizi kolunuzu sallayarak çıkın” dediğini anlatsın.

Can Dündar’a yaptığı açıklamada, “Rüşveti ispatlayamadığımız için suçüstü yapamadık ama bence suçluydular” diyordu.

Bu nasıl oluyor?

Delil yok, suçüstü yok, rüşvetin kimlerden alındığının belgesi yok ama kanaat var: “Bence suçluydular...”

Böyle mi yürütüyorsunuz soruşturmalarınızı?

İnsanları bu mantıkla mı suçluyorsunuz?

Balyoz soruşturması ve Askeri Casusluk Davası’nda da bu harikulade mantık mı egemendi?

Celal Kara kusura bakmasın... Can Dündar’a yaptığı açıklamalar, darbe girişiminin birinci ağızdan itirafıdır. Dolayısıyla, bir “darbe soruşturması”na konu olmalıdır.