Yazarlar

Sibel ERASLAN

Sibel ERASLAN

sibeleraslan@stargazete.com

Hırka-i Şerif’e yağan temmuz yağmuru

Sibel ERASLAN tüm yazıları

Ağustos’un ilk günü yağmur yağdı İstanbul’a.

İtikaf günlerindeydik, zorlu yokuşlardan çıkıyordu Ümmet. Her tarafta gözyaşı, her tarafta ayrılık, veda, terk, ölüm. Birden yağıverdi gökler. O ilk damlaları, çöle düşen zerreler gibi hissettim.   

Hz. Peygamber(s) bitimsiz çöllerin, sahraların içinde doğmuş yaşamış. Son Resul, nasıl da severmiş nadirattan da olsa yağan o yağmuru, O’nu hatırladım...

Yağmur yağdığında, derhal altında ıslanmak için evinden çıkar, önce yağan tanelerin altında biraz durur, hırkası ıslanıncaya kadar beklermiş. Sonra da başındaki sarığı çözermiş yavaş yavaş... Saçları. Yağmur altındaki sümbüller gibi. Uçlarında yağmur süzülen saçlarını elleriyle tararmış... Onu gören çocuklar da neşeyle kahkahalarla yanına koşar, etrafında çember olur, onlar da sevinçle ıslanırlarmış yağmurun altında... Yağmur çok az gelirmiş Medine’ye... Yağmurda ıslanan Babasıyla(s) çocukların sevincini penceresinden seyreden Fatıma Zehra, tebessüm edermiş onlara bakarken.. Babası(s)gözlerinin içi gülerek, yağmuru işaret edermiş Fatıma’ya; “Rabbimden... Az evvel husule geldi” diyerek...

Yağmur, az evvel kopup gelen Rahmettir. Haberdir Yüce Yaratıcıdan. İnşallah dar ve sarp yokuşları aşacak Ümmet en kısa zamanda...

***

Sevgilisi tuttuğu Resulullah’ın(s) yüzünü asla görmemiş garip bir çobandı Üveys, Yemen’in Karen köyündendi... Koyun güderken dinleneceği zamanlar bile yönünü Mekke’ye çevirir, uzaklara dalar, ağlar ağlardı hasretle. Derdini kimseye anlatmaz, anlatsa bile anlayan olmaz, cezbeye kendini kaptırmış bir hak dostuydu o... Hasta anacığıyla yaşadığı kulübesine geri döndüğündeyse ona yeni sağdığı sütten getirir, elini öper, üzerindeki örtüsünü düzeltirdi. Anacığını birazcık da olsa iyi gördüğü günlerden bir gün, çarnaçar kendisinden koparabildiği kısa bir müsaade ile Medine’ye varıp, Sultanlar Sultanı Hz. Peygamber’in(s) huzuruna çıkmaya umudu doğmuştu Veysel’in... Dağları tepeleri, su içercesine aşıp varmıştı Medine’ye... Gül kokusunu içine çeke çeke bulduğu kapıyı çalmış, Resul Kapısını açan Fatıma Zehra’ya mübarek babasını sormuştu. Babasının aziz hatırası olan mübarek kız, Fahri kainatın evde olmadığını söyleyince de selamlarını sunarak, selavatlar getirerek, hasta annesine verdiği söz gereği, müsaade mühleti dolduğu için, derhal köyüne revan olmuştu Veysel...

Fatıma Zehra’ya “bugün eve kim geldi?” diye soran Fahri Kainata, “Karen Köyünden Üveys adında bir yolcu...” diye cevap verince kızı... “Üveysi gören gözlerini göreyim” demişti babası ve kızının çehresine elini sürünce, Fatıma yeri ve gökleri kaplayan Nur-u Muhammediyi seyretmişti Babasının(s) yüzünde...

Resullah’ın(s) hırkasını vefatlarından sonra bohçalayarak Yemen’e taşıyacaktı Hz. Ömer ile Hz. Ali... Orada nice arayıp sormaların nihayetinde garip ve gözü yaşlı bir çobanı bulacaklar, Karen köyünden Veys olduğunu öğrenince de, vasiyet gereği mübarek Hırka’yı, Sevgili’nin hatırası olarak kendisine takdim edeceklerdi...

***

Bu Hırka, halen İstanbul’dadır.

Fatih’te Hırka-i Şerif Camiinde ziyarete açıktır. İstanbul’u Yemen’e, Medine’ye, Mekke’ye bağlayan “altın ipliği” keşfetmeniz için sizi bekliyor.

Ve yağmur! Onu sakın kaçırmayın, hele yaz ortasında çıkıp gelmişse!

***

“Kainattaki en iyi şey, Sevgilinin hatırasını hiç yorulmadan ve vazgeçemeden taşıyan kalptir” der Şeyh Harakani hazretleri, o da Kars’ta yatıyor, kapımıza geleni boş çevirmeyiz nasihatiyle işliyor türbesinin civarı, Hıristiyanların bile eteklerinde ağlaşıp aziz bildiği bir zat.

Ağustos’ta İtikaf Günlerine aniden yağan yağmur size kimi hatırlattı?