M. Yalçın YILMAZ
M. Yalçın YILMAZ
yalcin.yilmaz@star.com.tr
Tüm Yazıları

Hürmüz düğümü: İki koridorun kesiştiği yer

Son yıllarda küresel siyasetin en dikkat çekici başlıklarından biri enerji ve ticaret koridorları oldu. Bir dönem bu hatlara daha çok kalkınma, lojistik verimlilik ve karşılıklı bağımlılık perspektifinden bakılıyordu. Oysa bugün hatlar karıştı. Koridorlar artık ekonomik projeler değil, büyük güç rekabetinin, yaptırım siyasetinin ve bölgesel savaşların doğrudan konusu. Başka bir ifadeyle, koridorlar artık sadece mal taşımıyor. Bugünlerde koridor denince gerilim, kırılganlık ve jeopolitik hesaplar gündeme geliyor.

Bu köşede her birini vurgulamıştık. Bugün iki hat özellikle dikkatle okunmalı. Birincisi, Hindistan-İran-Azerbaycan-Rusya eksenindeki Uluslararası Kuzey-Güney Ulaştırma Koridoru, yani INSTC. İkincisi ise Hindistan, Körfez, İsrail ve Avrupa arasında tasarlanan IMEC (India–Middle East–Europe Economic Corridor). Bu iki koridorun son yıllardaki serüveni bize aynı şeyi gösteriyor: Büyük savaşlar ve jeopolitik krizler derinleştikçe, kâğıt üzerindeki en iddialı hatlar bile sahada güvenilir, kesintisiz ve düşük maliyetli koridorlar olmaktan çıkıyor.

KUZEY-GÜNEY KORİDORU: İHTİYAÇ ARTTI, GÜVEN AZALDI

Bu koridor uzun süredir masadaydı. Hindistan'ı İran üzerinden Rusya'ya ve oradan Avrasya'ya bağlayan deniz-kara bağlantılı bir taşımacılık ağı olarak düşünüldü. Temel iddia şuydu: Süveyş'e göre daha kısa, daha ucuz ve daha esnek bir alternatif yaratmak. Özellikle Rusya ile İran'ın Reşt-Astara hattını tamamlama iradesi, bu koridoru yeniden öne çıkardı.

Fakat burada önemli bir paradoks var. Rusya-Ukrayna savaşı, bir yandan Moskova'yı Avrupa güzergâhlarına alternatif aramaya ittiği için Kuzey-Güney Koridorunu daha değerli hale getirdi. Ama aynı savaş, Batı yaptırımları ve artan jeopolitik risk nedeniyle koridorun güvenilirliğini de zayıflattı. Yani savaş, bu hattı ihtiyaç haline getirdi; ama onu normal bir ticaret koridoru olmaktan da uzaklaştırdı.

Bugün İran'a yönelik saldırılar ve Hürmüz çevresindeki kriz, bu hattı yeniden tartışmalı hale getiriyor. Çünkü bu koridorun deniz ayağı da, İran içinden geçen lojistik damarları da doğrudan savaş riskine açık. Böylece koridor teoride önem kazanırken, pratikte daha kırılgan hale geliyor. Üstelik savaş maliyeti artan Rusya'nın ve Zengezur'a odaklanan Azerbaycan'ın bu koridora yatırım yapmayacağı da analizlere yansımıştı.

IMEC: KÂĞIT ÜZERİNDEKİ PROJE GERÇEKÇİ Mİ?

IMEC ise baştan itibaren daha iddialı ve daha siyasi bir projeydi. Hindistan'dan Körfez'e, oradan İsrail ve Avrupa'ya uzanan bir ekonomik hat olarak duyuruldu. Ama bu proje sadece ticaret değil, yeni bir jeopolitik eksen öneriyordu. Hindistan, İsrail, Körfez monarşileri ve Batı arasında kurumsallaşmış yeni bir bağlantı sistemi... Aynı zamanda Çin'in Kuşak-Yol girişimine alternatif ve Ortadoğu'da ABD destekli yeni bir bölgesel mimari arayışı...

Ama gerçek dünyada yaşanan gelişmeler haritadaki kadar kolay ilerlemedi. Gazze savaşı ve ardından Kızıldeniz'de derinleşen kriz, IMEC'in en kritik halkalarından birini zayıflattı. Zaten proje açıklandığında bile birçok analiz, hattın siyasi istikrara aşırı bağımlı olduğunu söylüyordu. Sonrasında Yemen'de Husilerin Kızıldeniz hattında oluşturduğu baskı ve İsrail'in Gazze'de yürüttüğü katliam bu güzergâhın yalnızca bir altyapı meselesi olmadığını ortaya koydu.

Bugün İran'a saldırı ve Hürmüz krizinin derinleşmesiyle bu sorun daha da büyüdü. Çünkü IMEC'in Körfez ve Doğu Akdeniz bağlantısı yalnız liman ve demiryolu yatırımlarına değil, Körfez'deki istikrara, İsrail'in güvenliğine, Kızıldeniz ve Hürmüz'de serbest geçişe bağlı.

Şimdi bu üç alanın da aynı anda tartışmalı hale geldiğini görüyoruz. Gazze dosyası kapanmadı, Kızıldeniz hâlâ güvensiz, şimdi buna Hürmüz'deki sert kırılganlık eklendi. Böyle bir tabloda IMEC'in güvenli, hızlı ve sürdürülebilir bir koridor olarak pazarlanması son derece güç. Bu cephenin İbrahim Anlaşmaları'nı niçin gündemde tuttuğunu unutmayalım.

KORİDOR SAVAŞLARI NEDEN BÜYÜYOR?

Koridorlar yalnız lojistik projeler değil; aynı zamanda egemenlik ve güç projeleri. Bugün ülkeler sadece ticaret akışını değil, o akışı yöneten siyasi ve askeri zemini de kontrol etmek istiyor. Bu yüzden koridor tartışmaları liman, demiryolu ve boru hattı başlıklarını aşarak doğrudan jeopolitik rekabet alanına dönüştü.

Bugün Kuzey-Güney Koridoru ve IMEC yani Hint-Orta Doğu-Avrupa koridorunun ortak kaderi bize bunu anlatıyor. Biri Rusya-Ukrayna savaşı ve yaptırımlar nedeniyle alternatif olmaya zorlandığı anda daha tartışmalı hale geldi. Diğeri Gazze, Kızıldeniz ve Hürmüz gerilimleri nedeniyle daha inşa edilmeden ağır bir siyasi risk yükü altına girdi. Yani her iki koridor da aynı gerçekle yüzleşiyor: Barış ve istikrar varsayımıyla kuruluyorlar, ama savaş ve gerilim üretildiğinde ilk kırılan hatlar haline geliyorlar.

Barış zamanında koridorlar transit gelir, yatırım ve lojistik kapasite getiriyor. Savaş zamanında ise aynı hatlar baskı, rekabet ve güvenlik açığı üretiyor. 2026 yılında küresel rekabetin gerilime ve çatışmaya evrildiği bir dönemdeyiz. Mesele artık açık biçimde güvenlik, egemenlik ve sistem krizinin kontrolden çıktığını gösteriyor.