Yazarlar

Resul Tosun

Resul Tosun

rtosun@stargazete.com

‘Huu... Meclis başkanı okudun mu duydun mu?’

Resul Tosun tüm yazıları

Tunus’un en geniş tabanlı İslâmi Hareketi olan NAHDA liderinin siyasi faaliyetlerle dini faaliyetleri birbirinden ayırma kararı verdiğini açıklayınca bizdeki kimi laikliği savunanlar Tunus’un Siyasal İslam’a son verdiği zannıyla yorumlar yapmaya başladılar. Mesela Türk basınının amiral gemisi olduğu iddiasıyla yayın yapan bir gazetenin eski yayın yönetmeni Nahda Lideri Ğannuşi için, “Partisinin laik görüşü benimsediğini” ve “Tunus’ta Siyasal İslam’a yer yok Tunus artık bir demokrasi” dediğini yazdı ve sonra da Siyasal İslam’ın bittiğine dair güzellemeler yaptı.

“Huu meclis başkanı okudun mu duydun mu?” diye de kapital harflerle istihzaî bir ara başlık atarak meclis başkanımıza seslendi.

***

Önce şunu belirtmeliyim ki sahih İslam’ı bilen hiç kimse ne Siyasal İslam deyimini ne de İslamcı sıfatını asla kabul etmez. Bunlar tıpkı ‘İslami terör’ gibi İslam’ı karalamak için icad edilmiş sıfatlardır.

Bazen bu deyimleri biz de kullanıyorsak bilinmeli ki ‘galat-ı meşhur lügat-ı fushadan evladır’ kuralı gereği kullanıyoruz. Yoksa benimsediğimiz için değil. İslam, ebedi hayatı esas alarak dünya hayatının her alanını kuşatan eskimez bir dindir. Müslüman fert hayatının hiçbir aşamasında ve hiçbir görev dalında kendisini İslam’dan soyutlayamaz!

***

İmdi fotoğrafı objektif olarak okuduğumuzda bilmek gerekir ki, Tunus Nahda Lideri Raşid el-Ğannuşi 19 Mayıs 2016 tarihinde Le Monde gazetesinde yayınlanan mülakatında hareketin Siyasal İslam’dan çıktığını söylerken bu deyime kaşı tavrını açık etmiştir.

Öte yandan siyasi hayatlarında da Müslüman kalacaklarını belirterek demiştir ki, “Nahda’nın, İslam medeniyetinin değerlerine sahip, demokratik, sivil ve çağdaş bir parti olduğuna vurgu yapıyoruz. İslami (Müslümanlığı kabul etmiş) demokrasiye girmek için siyasal İslam’dan çıkıyoruz. Biz Müslüman demokratlarız. Kendimizi siyasal İslam’ın bir parçası olarak tanımlamıyoruz. Dini faaliyetlerin siyasi faaliyetlerden tamamen bağımsız olmasını istiyoruz. Siyaset için de din içinde doğru olan budur. Böylece siyasetçiler dini siyasi amaçlarına alet edemeyeceklerdir. Aynı zamanda din de siyasetçilerin elinde bir koz olmaktan çıkacaktır.”

Ğannuşi’nin yeniden seçildiği Nahda Kongresinden de bu istikamette karar çıkmıştır.

Ğannuşi laikliği benimsediğine dair tek bir kelime etmemiştir. Bırakın Ğannuşi’yi Tunus’taki bütün siyasi partiler Tunus’un bir İslam devleti olduğu hususunda ittifak ederek anayasanın birinci maddesini oy birliğiyle “Tunus hür, bağımsız ve egemenlik sahibi bir devlettir. Dini İslam, dili Arapça, nizamı cumhuriyettir. Bu madde değiştirilemez.” şeklinde kabul etmiştir.

Tunus’ta tüm tarafların mutabakatıyla hazırlanan ve mutabakatla kabul edilen anayasanın başlangıç bölümü besmele ile başlar!

Başlangıç bölümünde İslam öğretilerine ve İslam ümmetine bağlılığa açık ve net vurgu yapılır ve Allah’ın mübarek kılması duasıyla biter. Milletvekili yemini Allah adına yapılır. (madde 57)

***

Tunus anayasası halkın tüm kesimlerinin desteğini almış laik olmayan demokratik bir anayasadır.

Başlangıç bölümü ve anayasa maddeleri incelendiğinde İslami bir anayasa bile diyebilirsiniz! Tunus anayasası, demokrasinin İslam ülkelerinde nasıl uygulanacağını somutlaştırmış ve toplumun her kesiminin desteğini almış ilk ve tek örneğidir.

Yarı başkanlık sistemini tercih eden Tunus devrimi, demokrasiye yeni bir boyut kazandırmıştır. Müslüman halk ile veya başka bir ifade ile İslam ile demokrasiyi barıştırmıştır!

Tunus, devrimden sonra İslami bir demokratik nizam ikame etmiştir ve bunda en büyük pay da Ğannuşi’nindir!

***

Sözün kısası, Ğannuşi İslam’a giydirilmek istenen siyasal sıfatını reddedip demokrasiye İslam libası giydirmiş ve onun için “Siyasal İslam’dan çıktık Müslümanlığı kabul etmiş demokrasiye (ed-Demokratiyyetül -müslime) girdik.” demiştir.

Evet Tunus laikliğe değil, İslami demokrasiye geçiş yapmıştır!

Şimdi bunları bilmeyen bilge (!) yazarın meclis başkanına yönelttiği istihza yollu sorusunu biz kendisine ciddi bir şekilde soralım, “Peki sen bunları duydun mu?”

Nahda’nın kararı doğru mudur, örnek alınmalı mıdır, orası ayrı bir mevzu!